Ahmet Zeki Okçuoğlu/ Türk Militarizminin Son Günleri
09 Şubat 2012 / Ji aliyê
Kovarabir ve
Di nav de, Lêkolîn & Analiz
TC devleti Lozan Antlaşması’yla militarist bir temelde kuruldu. Sistem ilk zaafını 1950′de Demokrat Partisi’nin iktidara gelmesiyle yaşadı. Lozan anlaşmasıyla iktidarı ele geçiren Türk militarizmi, dayandığı milletler arası desteğe duyduğu güvenle iktidarının yasal güvencelerini oluşturma gereğini duymamıştı.
II. Dünya Savaşı’nı izleyen gelişmelerden sonra TC’nin çok partili sisteme geçmek zorunda kalması ve 1950 seçiminde Demokrat Parti’nin (DP) yönetime gelmesi üzerine Türk militarizmi iktidarı yitirdi. Soğuk Savaş’ın neden olduğu milletlerarası gerilimler ve DP yönetiminin İslamcı politikalara yönelmesi, TC’deki demokrasi deneyiminin milletler arası desteğini yitirmesine neden oldu. Milletler arası destekle on yıllık bir aradan sonra askeri bir darbe ile iktidarı yeniden ele geçirdiler.
Askerler, 1961′de yürürlüğe koydukları anayasa ile düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) sistemiyle iktidarlarını güvence altına almayı ihmal etmediler. MGK sistemi 1971 askeri darbesinden sonra yapılan anayasa değişikleri ve 1980 askeri darbesinden sonra yürürlüğe konan Anayasa (1981) ile daha da sağlamlaştırıldı. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra açık askeri darbe yapma şansını yitiren Türk militarizmi, iktidarını korumak için 28 Şubat askeri darbesi ile yeni yöntemler geliştirdi.
İktidarın Gerçek Sahipleri ve İktidarın Göstermelik Sahipleri
Yürürlükteki Türk Anayasası ile iktidar mekanizması ikili bir temelde düzenlenmiştir: Biri iktidarın gerçek sahibi olan Türk militarizmi, diğeri militarizmi maskeleyerek ona demokratik bir görüntü vermek için iktidarın göstermelik sahibi siviller.
Bunun nedeni ise TC’nin NATO ittifakına dahil olmasıdır. Demokrasi ile yönetilen batılı devletlerin oluşturduğu NATO’da militarist bir diktatörlüğün yer alması nın mümkün olmaması, bunun yanında milletler arası sistemin çıkarlarının TC’de militarist bir yönetime ihtiyaç duyması, MGK sistemi ile sivillerle örtüştürülmüş bir modelin geliştirilmesine neden oldu. Görünürde tıpkı Batı demokrasilerinde olduğu gibi ‘demokratik’ seçimlerle iktidara gelen siviller iktidarda olacak, ancak iktidarın dizginleri askerlerin elinde olacaktı.
Anayasa’ya göre devletin temel bütün organları, yetkisi gizli bir yönetmelikle belirlenen MGK’ya bağlanmıştır. İktidarın görünürdeki sahibi seçilmişlerin görevi ise, playback yapmaktır. Onlar devleti yönetmeyecek, yönetiyormuş gibi yapacaklardı. Bu misyonu aşmaya kalkıştıklarında, çeşitli yöntemlerle onlara hadleri bildiriliyordu. 1960, 1971 ve 1980 askeri darbeleri ve Turgut Özal’ın, farklı yanlarına rağmen Erbakan’ın tasfiyesi bunun en çarpıcı örneklerini oluşturmaktadır.
Turgut Özal Olayı
Güçlü anayasal dayanaklarına rağmen Türk militarizmi Turgut Özal’ın 1983′te iktidara gelmesi ile ikinci bir iktidar zaafı yaşadı. 1980 darbesi ile bütün siyasi partileri tasfiye eden askerler ‘sivil’ siyasal yapıyı kendilerine göre yeniden düzenlemek istiyordu. Ancak Turgut Özal’ın liderliğindeki ANAP’ın 1983′te yapılan seçimle büyük bir halk desteğiyle iktidara gelmesiyle bu proje başarısızlığa uğradı. Turgut Özal, Turgut Sunalp ve Necdet Calp’a dayalı, Türk siyasi hayatının yeniden düzenlenmesi projesini başarısızlığa uğratmakla kalmadı, Soğuk Savaş’ın sona ermesi üzerine Yeni Dünya Düzeni adı altında esmeye başlayan demokrasi rüzgarından aldığı güçle Askerlerin hakimiyetine dayanan anayasal sistemi de değiştirmeye kalkıştı. Ancak Turgut Özal’ın bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Askerler daha önce iktidardan düşürdükleri Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit ile Turgut Özal’ın yakın arkadaşlarından Mesut Yılmaz’ın desteğiyle Turgut Özal’ı tasfiye ederek, Adnan Menderes’ten sonra karşı karşıya kaldıkları ikinci büyük tehdidi de aşmayı başardılar. Arkasındaki milletler arası destek Turgut Özal’ın Menderes’le aynı akıbete uğramasını engelleyemedi.
Turgut Özal TC tarihinde ikinci Menderes olayıdır. Özal’ın Menderes’ten farkı, güçlü bir milletler arası desteğe sahip olması.
Turgut Özal’ın tasfiyesinden sonra askerler, iktidarlarını mutlaklaştırmak için, Baas sistemini örnek alarak, kapsamlı bir program yürürlüğe koydular.
Bütün diktatörlüklerde olduğu gibi Türk militarizminin de dayanağını yalan oluşturuyordu. Hızla büyük bir ekonomik çöküntüye doğru gitmesine rağmen, Militarizmin denetim altındaki medya aracılığıyla yürütülen yoğun propaganda TC devleti yeni bir süper güç adayı olarak halka gösteriliyordu. Kemalistkomünist karışımı ırkçı yeni bir ideolojik söylem eşliğinde pompalanan bu yalanlarla, yarınından emin olmayan cahil Türk toplumunun bu yalanlara inandırılması zor olmadı. İktidarın dizginlerini ellerinde tutmalarına rağmen, ekonomik ve siyasi bunalımın tek sorumlusu olarak seçilmişleri göstererek bir taşla iki kuş vuruyorlardı: Bununla hem bu durumun başta gelen sorumlusunun kendileri olduğunu gizliyorlardı, hem de kendilerine rakip olarak gördükleri seçilmişleri yıpratıp, halkın nazarında itibarsızlaştırıyorlardı. Militarizm kontrolü altındaki medya aracılığıyla yürüttüğü sistemli propaganda ile bir yandan mevcut sivil yapılanmaları yıpratıyor, diğer yandan, çoğu komünistlerden oluşan hizmetindeki çevrelerden kendisi için güvenilir yeni bir ‘sivil’ yapılanmaya gidiyordu. Sistemli biçimde yürütülen militarist kampanyanın kayda değer sonuçlar elde ettiğini kabul etmek gerekir. İlginç olan militarizmin, sadece komünistleri değil, askeri darbe dönemlerinde şiddetle ezdiği toplum kesimlerinin işçiler, Aleviler, İslamcılar ve Kürtler büyük bir kesimini peşine takmayı başarması.
Kendi Terör Örgütünü Kendin Kur
Militarizmin on yıllardır şiddetle ezdiği toplum kesimlerinin, bugün, onun uşakları durumuna gelmelerinin yada getirilmelerinin psikolojik nedenlerinin bulunduğundan kuşku bulunmamaktadır. Olayın bu boyutunu fikir yürütmeyi bu konuda uzman bilim adamlarına bırakarak, şimdilik birkaç cümleyle, Türk militarizmi ile muhalif toplum kesimlerinin başına musallat olan ve onları kendisini ezip yok etmeye çalışan Türk militarizminin kucağına oturtan terör örgütleri ile Türk militarizmi arasındaki ilişkiden söz etmek istiyorum.
TC sınırları içinde yaşayan farklı milliyetten ve dinden halkların son otuz yıllık tarihi, terörizmin tarihidir. Eldeki kanıtların ortaya koyduğu bilgiler bir araya getirilerek değerlendirildiğinde bu süre içinde kurulan terör örgütlerinin pek çoğunun Türk militarizminin güdümündeki gizli servislerle bağlantılı oldukları görülür. Sadece belirli bir ideolojinin savunucusu örgütlerin değil, bir birine her gün silah sıkan, bir birinden binlerce insan öldüren örgütlerin köklerinin aynı merkezlere uzanması Türk militarizminin ne kadar büyük bir proje yaptığını ortaya koymaktadır.
1970′lerden sonra Türk sol hareketini etkisi altına alan terörizmle, yine o yıllarda gelişen Ülkücü ve İslami terör örgütleriyle Türk militarizmi arasındaki ilişkiler konusunda ortada pek çok kanıt bulunmaktadır. 1977′den sonra Kürt milli hareketi içinde gelişen terörist PKK örgütünün Türk gizli servislerinin verdiği paralarla kurulduğu bizzat bu örgütün lideri Abdullah Öcalan tarafından açıklanmaktadır. Abdullah Öcalan’ın Suriye’ye geçtikten sonra da Türk militarizmiyle ilişkilerini sürdürdüğü konusunda elde kanıtlar bulunmaktadır. Abdullah Öcalan’ın TC’ye getirilmesinden sonra ilişkiler resmiyet kazandı.
Türk Militarizminin Tek Dayanağı Saddam
Ne elinde bulundurduğu muazzam devlet mekanizmasının sahip olduğu amansız güç, ne de kurduğu terör örgütleri sayesinde önce ezdiği, sonra da köleleştirdiği muhalif kesimlerin sunduğu destek Türk militarizminin ayakta durmasına yeterli olmayacak. Bütün diktatörlüklerde yaşanan bir durum bu. Bugüne kadar hiçbir diktatörlük sahip olduğu güce rağmen ayakta kalmayı başaramadı. Nedeni ise diktatörlükleri tehdit eden dinamiğin içerde değil dışarıda olması.
Dünün sömürgeleri olan üçüncü dünya devletleri, bugün de milletler arası büyük güçlerin arka bahçeleridir. Bu devletlerdeki siyasal rejimlerin niteliği ve ömrü milletler arası güçler tarafından belirlenmektedir. 1923′te İsviçre’nin Lozan kentinde büyük güçlerle yapılan pazarlıklar sonucunda iktidarı getirilen Türk militarizmi, yine milletler arası güçler çatışmasının sonucunda uzun süre iktidarda kalmayı başardı. TC’de 1960′tan sonra birbirini izleyen askeri darbelerin NATO patentli olduğu biliniyor. TC devletinin kurulmasında ve militaristlerin işbaşına getirilmesinde iki faktör belirleyici bir rol oynamıştır: Batı dünyasıyla eskiden beri ihtilaf halinde olan Rusya’da iktidara gelen komünizmin yayılmasının önlenmesi ve yüzyıllar boyunca İslam’ın kılıcını sallayan Osmanlı devletinin bakiyesi üzerinde, İslam’a karşı laisizmin kılıcını sallayacak bir yönetimin kurulması.
Dünyayı tehdit eden komünizm çökmesi üzerine Soğuk Savaş’ın sona ermesi Türk militarizmi için sonun başlangıcını oldu. Baskıcı sistemin tasfiye edilerek, Batı demokrasisi normlarının yürürlüğe konması konusunda Batılı müttefikleri tarafından yoğun bir baskı altına alınan Türk militarizmi, Körfez Savaşı ile Saddam’ın Ortadoğu’da neden olduğu istikrarsızlık sayesinde nihayet rahat bir nefes alma imkanına sahip oldu. Türk militarizminin kaderiyle, Saddam’in kaderi birleşmişti artık. Saddam ayakta kaldığı sürece, onun bölgede yarattığı istikrarsızlıktan yararlanarak o da bölgede varlığını sürdürebilecekti. Türk siyasi hayatında itibarını bütünüyle yitiren Saddamcı Bülent Ecevit’in bu dönemde yeniden itibar kazanması ve kısa bir sürede birinci parti konumuna gelerek iktidara gelmesi hiç de tesadüfi değil. Bir yıl önce New York’ta İslamcı teröristlerin giriştiği büyük saldırı Türk militarizmini daha da umutlandırdı.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra Milletler arası desteğini hızla yitirmeye başlayan Türk militarizmi, ayakta durmak için üçüncü dünyanın henüz ayakta kalmayı başaran diktatörlükleri arasında destek aramaya başladı. Özü itibariyle İttihatçı geleneğe yeni bir dönüş olarak değerlendirilse de, milletler arası ilişkileri itibariyle Soğuk Savaş sonrasında Türk militarizminin başlattığı serüven daha çok Baas rejimi ile benzemektedir. İttihatçılar gücünü Batı sistemi içinde ihtilaf yaratan Almanya’dan alıyordu, neo İttihatçılar ise gücünü, kendisi himmete muhtaç Saddam Hüseyin’den alıyor.
Ne Saddam Hüseyin Ne İslami Terörizm, Türk Militarizmi İçin Kurtuluş değil
ABD, Afganistan müdahalesi ile İslamcı terörizme karşı mücadelede büyük bir başarı elde etti. Dünyayı tehdit eden Usame Bin Laden ve örgütü El Kaide’nin esamesi bile okunmuyor artık.
Saddam’ın ise günleri sayılı. ABD’nin Irak’a müdahalesi sadece Saddam’ın değil, bölgedeki bütün diktatörlüklerin bölge diktatörlüklerinin Kürdistan’daki uzantısı Abdullah Öcalan da dahil buna sonu olacak.
Bütün diktatörlükler bir gün içinde yıkılıp gidiyor. Çavuşesku devrilmeden bir gün önce onun devrileceğini hayal etmek mümkün değildi. Devrildikten bir gün sonra ise koca diktatörlük tarih oldu. Saddam’ın ve onun bölgedeki uzantılarının akıbeti de öyle olacak.
Tarih sürprizlerle doludur. Kim bilir İmralı’da belki yeni bir mahkeme kurulur ve Abdullah Öcalan’la onun suç ortakları orada yeniden yargılanırlar da.
Kaynak: Serbestî: 9
Derbarê 









Serbestî-9 : Kovarabir on Per, 9th Şub 2012 20:37
[...] Türk Militarizminin Son Günleri- Ahmet Zeki Okçuoğlu /63 [...]