Seîd VEROJ/ “20. yüzyıldan 21. yüzyıla Kürdistan Ulusal Sorunu”: Dosyasının Soruları
08 Ocak 2010 / Ji aliyê
Kovarabir ve
Di nav de, Dîrok, Dosyayên Taybet, Lêkolîn & Analiz
“20. yüzyıldan 21. Yüzyıla Kurdistan Ulusal Sorunu: Geçmiş, Bugün ve Gelecek
Değerlendirmesi” Dosyasının SORULARI
Sayın:
BÎR dergisi olarak onbirinci(11.) sayıdan itibaren “20. yüzyıldan 21. yüzyıla Kürdistan Ulusal Sorunu: Geçmiş, Bugün ve Gelecek Değerlendirmesi” başlığı altında yeni bir dosya açıyoruz. BÎR, Kürtçe-Türkçe olarak yayınlanan, üç aylık inceleme-araştırma dergisi olup merkezi Diyarbakır’dadır. Yazı dili tercihimiz Kürtçedir, ancak yazar fikirlerini hangi dilde kolay anlatabiliyorsa, o dili kullanabilir.
“20. yüzyıldan 21. yüzyıla Kürdistan Ulusal Sorunu: Geçmiş, Bugün ve Gelecek Değerlendirmesi” derken amacımız: Kürt liderleri, siyasi kadroları ve Kürt ulusal hareketiyle ilgili araştıma-incele yapan akademisyen ve yazarların geçmiş yüzyılla ilgili tespit ve değerlendirmelerini, bugünkü durumla ilgili düşüncelerini ve gelecekle ilgili öngörülerini, pratik deneyimlerini, özelde yeni nesil Kürt gençlerine ve genelde de ilgili okurlara aktarmaktır.
Bu dosyayı hazırlarken, sorduğumuz sorularla dosyanın çerçevesini belirle- me ve bazı önemli olay ve noktalara dikkat çekme yöntemini izledik ancak gerekli gördüğünüz her yerde kendiniz de sorular ekleyip yazınızın çerçevesini genişletip derinleştirebilirsiniz.
Şimdiye kadar soruların gönderildiği veya dosyayla ilgili olarak telefonla bilgilendirilen şahsiyetler:
Ahmet ZEKİ OKÇUOĞLU
Azad ASLAN(arş.)
Chris KUTSHERA(arş.)
Faruk ARAS
Fikret BAŞKAYA(arş.)
Fuad ÖNEN
Hamid KILIÇARSLAN
Hasan YILDIZ(arş.)
Hatice YAŞAR
İbrahim GÜÇLÜ
İbrahim Küreken
İsmail BEŞİKÇİ(arş.)
Kemal BURKAY
M. Emin ASLAN
Mustafa FİSLİ
Murat CIWAN
Mümtaz KOTAN
Nezir AKAD
Nurettin ELHUSEYNİ
Eyup ALACABEY
Ömer ÇETİN
Recep MARAŞLI
Rojhat AMEDİ
Ruşen ARSLAN
Said AYDOĞMUŞ
Sinan ÇİFTYÜREK
Şakir EPÖZDEMİR
Şerafettin ELÇİ
Vildan TANRIKULU
1-Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
2-Oğuz Türkleri 11. yüzyılda Anadolu’ya geldiler. Acaba Oğuzlar, Türkmenler Anadolu’ya geçerken kaç kişiydiler? Türkler bu coğrafyaya Kürtlerden çok sonra gelip yerleşmelerine rağmen, Türkler Mezopotamya’yı da içine alan Anadolu’da İmparatorluk ve devlet kurdukları halde Kürtler bunu neden yapamadılar veya başaramadılar? Başlıca nedenleri ile kısaca izah edebilir misiniz?
3-Osmanlı Devleti’nin niteliği ve İmparatorluk mantığı neydi? İmparatorluğu’nun dağılmasını hazırlayan süreç ve koşullar nelerdi? Ve resmi söylemin iddia ettiği gibi İmparatorluktan kopuş ve Türklüğün “yeniden doğuşu” muydu?
4-Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki ulusal toplulukların çoğu ve özellikle de Balkan’lardaki ulusal topluluklarda ulus bilinci ve bu amaç doğrultusundaki örgütlenmeler daha erken dönemde oluştu ve bir kopuş süreci başladı. Kürtlerde ulus bilinci ve buna paralel örgütlenmelerin oluşumuyla ilgili farklı düşünceler vardır: bazıları sorunu tarihsel-kültürel bir sorun olarak tanımlayıp bu süreci Kawa’nın başkaldırısına; bazıları Ahmedê XANî’nin Mem û Zin’ine; bazı görüşler de bu süreci 1800′lerin sonu ve 1900′lerin başındaki gelişmelere dayandırmaktadır. Milliyetçilik, bir siyaset tarzı olarak düşünüldüğünde, Kürtlerde millet bilinci ve milliyetçiliğin oluşması hangi zamana denk geliyor?
5-Şeyh Abduselam Barzani öncülü- ğünde 1907 yılı baharında önemli bir kısım Kürt aşiret liderlerinin katılımıyla ve önde gelen bazı Kürt şahsiyetlerinin de onayıyla Babıali yönetimine aşağıdaki istekleri içeren bir telgraf gönderilmiştir:
“1- Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi. 2- Eğitimin Kürtçe yapılması. 3- Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memur- ların Kürtçe’yi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri. …”
Yukarıda belirtilen talepler ve daha sonraki gelişmeler dikkate alındığında, bu talepler 20. yy. başındaki Kürt milliyetçi hareketinin oluşumunun başlangıcı olarak değerlendirilebilir mi?
6-I. Dünya Savaşı başlamadan önce, Afrika ve Balkanlardaki birçok millet Osmanlı İmparatorluğundan kopmuştu, diğer etnik toplulukla- rın birçoğu da I. Dünya Savaşı sürecinde ayrılıp kendi ulusal devletini kurdu. Bu süreçte(1. Dünya Şavaşı), Kürtler de Osmanlı bünye- sindeki diğer etnik topluluklar gibi neden kendi devletini kuramadı?
7-20. yy. ilk çeyreğinde yayımlanan dergi ve gazeteler (Kurdistan-1898, Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi, Rojî Kurd-1913, Jîn-1918, vb.) ve kurulan Kürt örgütlerinin (Kurdistan Azm-i Kavi Cemiyeti, Cemiyeti, Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti, Kurdistan Teali Cemiyeti vb.) amaç ve faaliyetlerini hangi çerçe- vede değerlendirmek gerekir?
8-ABD başkanı Wilson, I. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin ABD Kongresi’nin 8 Ocak 1918 tarihindeki oturumunda açıkladığı 14 ilkenin 5. ve 12. ilkesinde: “5. Dekolonizasyon sağlanmalı ve sömürge topraklarında uluslara kendi kaderini belirleme hakkı verilmelidir. 12. Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarına egemenlik hakkı tanınmalı, fakat Türk olmayan halklara bağımsızlık verilmelidir….” denilmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki halklardan biri olduğu halde, Wilson’un ilkeleri uyarınca ulus-devletini kuramayan, ya da buna destek verilmeyen tek halk Kürt halkıydı. Neden Wilson ilkeleri (prensipleri) Kürt halkı için uygulanamadı/uygulanmadı?
9-Paris Barış Konferansı, İtilaf Devletleri tarafından hazırlanan ve I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren antlaşmaların hazırlandığı uluslararası bir konferans olup, Kürtlerin de Şerif Paşa tarafından temsil edildiği uluslar arası tek toplantıdır. Bu konferans sürecinde Kürt ve Ermeni temsilcilerinin iki millet arasındaki çelişkileri çözüme bağladıkları bir antlaşma da yaptıklarını öğrenen M. Kemal, başta Kürt aşiretlerine telgraflar çektirerek Şerif Paşanın kendilerini temsil etmediğini, konferansı düzenleyen İtilaf Devletleri nezdinde çeşitli girişimlerde bulunur ve Şerif Paşa’nın konferanstan çekilmesini sağlar. Paris Barış Konferansı, Kürt meselesinin çözümü için nasıl bir zemindi, hangi ilişkiler ve vaatler sonucunda Kürtler konferanstan dışlandı?
10-30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi imzalandı ve 17 Aralık 1918′de de Seyid Abdulkadir başkanlığında Kürdistan Teali Cemiyeti kuruldu. Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kuruluş amacına kadrolarının sınıfsal kökenine ve toplumsal bileşenlerine baktığımızda, bu örgütün modern anlamda milliyetçi ilk Kürt örgütü olduğunu söyleyebilir miyiz? Yoksa ne istediklerine henüz karar verememiş, tabandan kopuk bir aydın hareketi niteliğinde midir?
11-İngiliz askeri güçleri General Marshall komutasında 7 Nisan 1918′de Kerkük ve Süleymaniye’ye şehirlerine de girerek Güney Kurdistan’ın tümünü denetim altına aldılar. Yeni durum değerlendirmesi yapmak özere, bölgenin ileri gelen aşiret reisleri, din adamları ve aydınları Şeyh Mahmut Berzenci’nin öncülüğünde toplandılar. Bu toplantıda alınan ortak karar gereğince, Kerkük’te bulunan İngiliz askeri yetkilisine, “Kürdistan hükümetinin kurulması ve bu hükümetin başına da Şeyh Mahmud’un getirilmesi” talebinde bulunulur. Kürtlerin bu talebi olumlu karşılanır ve Şeyh Mahmud 1919 yılı başında ilk Kürt hükümetini oluşturarak kendini Kürdistan kralı olarak ilan eder. Ancak İngilizlerle var olan çelişkiler nedeniyle Şeyh Mahmud’un birinci hükümetinin ömrü çok kısa olur. İngiliz kuvvetleriyle Kürtler arasında başlayan savaş, 19/06/1919′da Şeyh Mahmud’un İngilizler tarafından yaralı olarak yakalanmasıyla son bulur. İnişli-çıkışlı da olsa, bundan sonra Kürtlerle İngilizlerin yıldızı hiç barışmadı. Sonuç olarak Güney Kürdistan, Milletler Cemiyeti “Kürtlere iyi davranılması, mahkeme ve okullarda yöneticilerin Kürtlerden olması ve Kürtçe’nin resmi dil kabul edilmesi” kararıyla İngiliz mandasına bırakılır ve İngilizler de bölgeyi Irak-Arap yönetimine bağlar. Ancak Milletler Cemiyeti tarafından Kürtlerle ilgili alınan kararlar uygulanmadığı gibi, Kürt-İngiliz ilişkisinin bozulması, genel olarak Şeyh Mahmud’un mutaasıplığına bağlanarak, Kürtlerin bir devlet kurmaya yeterli olmadıkları dile getirilir. Bu çerçevede baktığımızda; İngilizler tarafından devletleşmesi desteklenen Arapların Kürtlerden farkı ne idi? İngilizlerin Ortadoğu politikasının öncelikleri nelerdi ve bu politikada Kürtlerin de devletleşmesi gündemde miydi?
12-Cumhuriyet Hükümetine karşı gerçekleşen Koçgiri(1919), 1925 Hareketi (Şeyh Said Hareketi), Ağrı (1930) ve Dersim(1937-38) hareketlerine baktığımızda, büyük bir bedel ödenmesine rağmen başarıya ulaşılamamış. Bu hareketlerin yenilgiyle sonuçlanmalarının iç ve dış nedenleri nedir? Birinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasındaki dönemde, bölgeyi yeniden düzen- leyen devletlerin programlarında Kürtlerin bir statüye kavuşturulması var mıydı?
13-Kurdistan İstiklal Komitesi yöneticileri ve Şeyh Mahmut Berzenci bizathi Lenin’e gönderdikleri iki mektupta ‘Kürt halkının kendi kaderini Sovyet halkının kaderiyle birleştirmeye hazır olduğunu’ bildirerek Sovyetler Birliği’nden yardım talebinde bulunurlar. Ancak beklenilen karşılığı bulamadıkları gibi, tam tersine karşıt bir duruş sergilenerek işgalci güçler desteklenir. Kürt ulusal mücadelesinin “Emperyalist devletlerin ajanları tarafından idare edilen ve yalnız Türkiye’ye değil, SSCB’ye de karşı yönelmiş anti-devrimci bir mahiyette” olduğu belirtilmektedir. Sosyalist-Komünist teoride “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” olmazsa olmaz bir temel ilke olarak kabul edilmesine rağmen ve aynı zamanda Doğu Halkları Kongresi’nde (Bakû Kongresi) ezilen uluslarla ilgili alınan kararlara rağmen, Bolşeviklerin ve Sovyetlerin ulusal kurtuluş mücadeleleriyle ilgili siyaseti ve pratiği nasıl değerlendirilebilir?
14-Birinci Dünya Savaşı sonucunda İtilaf devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ağustos 1920′de Sevr Antlaşması imzalandı. Sevr Antlaşması’nda yer alan:”*Antlaşmanın uygulanmaya başlamasından bir süre sonra Kürtler, Doğu Anadolu”da bağımsız bir kuruluş meydana getirmek isterlerse ve onların bu istekleri “Cemiyet-i Akvam” tarafından kabul edilip, Osmanlılara tavsiye edilirse Osmanlılar, bu tavsiyeyi yerine getireceklerdir.
* Van, Erzurum, Bitlis ve Trabzon İllerinin bulunduğu alanda, bir Ermenistan Devleti kurulacak, sınırlarının tayini Amerika Birleşik Devletleri Başkanı”nın hakemliğine bırakılacak.” iki maddeye dayanılarak ABD’nin himayesi altında, Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin kurulması ihtimali ortaya çıkar.
Gerçekten o dönemin siyasal dengelerini göz önünde bulundurduğumuzda, Sevr Kürtler için ne ifade ediyordu ve neden uygulanamadı? Ve bunun yanısıra hangi siyasi gelişmeler ve dengeler ABD’nin içinde yer almadığı Lozan Antlaşması’nı (24 Temmuz 1923) ortaya çıkardı?
15-Cumhuriyet Devleti’nin, Ağrı Dağı Hareketi vesilesiyle Kürt ulusal demokratik taleplerine yönelik tu- tumu, 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde şöyle ifade edilmektedir: “Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar şaki kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türkün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur.” Ve akabinde Milliyet gaze- tesinin 31 Ağustos 1930 tarihli sayısında da İsmet İnönü’nün ağzından genel olarak diğer etnik grupların ve özel olarak da Kürt ulusal taleplerine yönelik Cumhuriyet Devleti’nin politikası şöyle özetlenmektedir: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur”
Yukarıdaki açıklamaların benzeri Koçgiri, 1925 Şeyh Said ve Dersim Hareketi sürecinde ve sonrasında da yapılmıştır. Birinci ağızdan yapılan bu açıklamalar, Cumhuriyet hükümetlerinin Kürtlerin ulusal taleplerine yönelik izlenen asimilasyon, inkar, imha, katliam ve jenosit politikalarını açık bir şekil- de ortaya koymaktadır. Kürtlere yönelik yapılan bu soykırım ve katliamlar nasıl bir çerçevede tarif edilebilir? Bu olayların incelenmesi talebiyle Kürtler çeşitli dönemlerde Birleşmiş Milletler vb. uluslar arası siyasi ve hukuki kurumlara başvurmalarına rağmen, neden Kürtlerin talepleri kabul edilip gündeme alınmamış ve bu kurumlar tarafından ilgili devletlere gerekli müdahalede bulunulmamıştır?
16-Bölünmenin, parçalanmanın ve paylaşılmanın hedefi olan ulus zaaf içinde olan, zaaf yaşayan bir ulustur, bu zaaflar nelerdir?
17-22 Ocak 1946′da kuruluşu ilan edilen ve yaklaşık olarak bir yıl yaşayan Mahabad Kürt Cumhuriyeti, Kürtlerin devletleşme yönündeki iradelerini ortaya koyan yakın dönem Kürt tarihinin en önemli olaylarından biridir. Yakın dönem Kürt ulusal hareketinin en önemli tecrube ve kazanımlarından biri olan Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ nin kuruluş ve yıkılışının iç dinamiklerini, o dönemin büyük güçlerinin bölge ve dünya politikaları çerçevesinde nasıl değerlendirilebilir?
18-Dersim Hareketinin bastırılmasından sonra, Kuzey Kürdistan’da yaklaşık 20 yıllık bir sessizlik dönemi hüküm sördü.… Barzani’nin 1958′de Sovyetler Birliği’nden dönüşü ve oluşturulan yeni Irak Anayasası’nda Kürt halkının var- lığının kabul görmesi, kuzey Kürtlerini nasıl etkiledi? “49′lar Davası” ve sonrasındaki gelişmelerde bunun etkisi neydi?
19-Irak’ta 27 Temmuz 1958′de General Kasım liderliğinde gerçekleşen askeri darbeyle monarşi yönetimi- ne son verildi, Sovyetler Birliği’nde sürgünde olan Mustafa Barzani 6 Ekim 1958′de geri döndü ve oluşturulan yeni Anayasa’nın 3. maddesinde, “Araplarla Kürtler anavatanda eşittirler ve Onların ulusal hakları Irak çerçevesinde tanınır” deniyordu. Ancak yeni Irak rejimi kısa bir süre sonra attığı adımları ve verdiği sözleri unuttu ve bunun yanı sıra Kürt halkına karşı saldırılarını da artırdı. Bu gelişmeler üzerine, Kürt ulusal kurtuluş ve özgürlük hareketi, Barzani’nin liderliğinde 1961′de “Şoreşa Eylûlê-Eylül Devrimi”ni başlattı. General Kasım liderliğindeki 1958 Askeri Darbesi’ni oluşturan iç ve dış dinamikler ve Şoreş’in başlaması başta Güney Kürt toplumu olmak üzere diğer paçalardaki(Türkiye, İran, Süriye) Kürtler üzerine nasıl bir etki yaptı?
20-Türkiye’deki 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi, sol kesim tarafından genel olarak ilerici bir müdahale olarak değerlendirilir. Oysa Milli Güvenlik Kurulu, Askeri Yargı, Anayasanın değiştirilemez maddeleri, derin devlet yapılanması vb. antidemok- ratik uygulamalar bu darbeyle birlikte oluşturuldu. Ayrıca Kürt milliyetçisi şüphesiyle 485 Kürt şahsiyetinin Sivas’da sürgün kampında tutulması ve darbecilerin Kürt meselesini çözmek için oluşturdukları Doğu Grubu’nun gizli raporundaki asimilasyon önerileri âdeta 1925 tarihli “Şark Islahat Planı”ndaki önerilerin kopyasıydı. Bu çerçevede baktığımızda, 1960 Askeri Darbesi’ni oluşturan koşullar ve Darbe’nin amacı neydi?
21-1965-70′lerden sonra Kuzeyde Kürt ulusal hareketi yeni bir döneme girer; bu dönem, sol düşüncenin ve ideolojinin ağırlıkta ve egemen olduğu bir dönemdir. Sol düşünceyi savunan Kürt grupları kendini ideolojik olarak anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-feodal, anti-faşist, anti aşiretçi, …. olarak tanımladılar. Ezilen bir ulus sorununun çözümünde bu kavramlar neyi ifade eder? Varlığı inkar edilen ve toprakları işgal edilmiş bir ulusun kurtuluş müca- delesini verdiğini söyleyen hareketlerin, kendilerini ulusal ve uluslararası düzlemde bu “anti”lerle tanımlamaları nasıl açıklanabilir?
22-Kuzey Kurdistan’da uzun bir sükû- net ve durgunluktan sonra 1965 yılında Türkiye Kurdistan Demokrat Partisi(TKDP) illegal olarak kurulur. Uzun bir sessizlik dönemin- den sonra böyle bir adım Kürt toplumu ve aydınları üzerinde nasıl bir etki yaptı?
23-TKDP’nin kuruluşu, TİP içerisinde örgütlenen Kürtlerin ve TKDP kadrolarının da desteğiyle düzenlenen Doğu Mitingleri, Kürt toplumunda ulusal-siyasal bilincin gelişmesini nasıl etkiledi?
24-Kürtlerin TİP’e yönelmesinin ne- deni ve TİP’in Kürt Ulusal sorununa bakışı neydi? Ve TİP Kürt ulusal hareketine nasıl bir etki yaptı? TİP, geleneksel Kürt siyasi hareketine Kemalizm ile hesaplaşmayan “sol” argümanlı bir müdahale miydi?
25-1970′lerin ikinci yarısından itiba- ren ortaya çıkan sol eğilimli siyasal Kürt gruplarının çoğunun anası DDKO’lar dır. DDKO’lar hangi siyasi gelişmeler sonucunda ortaya çıktı, kuruluş amacı neydi?
26-1970′lerdeki Komando operas-yonları neyi amaçlıyordu ve DDKO’nun komando operasyonları ile ilgili ne tür faaliyet ve çalışmaları oldu?
27-1900′lerin ilk çeyreğinden başlayıp cumhuriyet sonrasında da devem eden, Kürt ve Kürdistan kimliğiyle çok sayıda örgüt kuruldu. 1965 yılında da TKDP kuruldu, buna rağmen DDKO’ların kurulmasıyla birlikte Kürtlerin “ayrı örgütlenme hakkı”, hem Türk solu çevrelerinde ve hem de sol eğilimli Kürtler içerisinde yeniden tartışılmaya başlandı. Aslında altmış yıllık bir süreç boyunca Kürtler teorik ve pratik olarak ayrı örgütlenmiş olduğu halde, 1970′li yıllarda böyle bir tartışma nasıl ve neden gündeme getirildi? Böyle bir konuyu yeni- den gündeme getirmenin amacı neydi?
28-11 Mart 1970′de Güney Kurdistan’da Baas iktidarıyla Barzani arasında Otonomi antlaşması imzalandı. Türkiye’de de 12 Mart 1971′de ikinci Askeri Darbe oldu. 12 Mart Askeri Darbesiyle birlikte, legal ve ilegal Kürt örgütlerine karşı operasyonlar da başladı. Bu süreçte başta TKDP, DDKO ve TİP içeri- sinde çalışan kadrolar olmak üzere, çok sayıda Kürt siyasetçisi ve aydını tutuklandı. Cezaevinde Kürt kadroları arasında siyasi savunma yapıp-yapmamakla ilgili yoğun bir tartışma süreci yaşandı. Bu tartışmalar ve savunma süreci esas olarak hangi temel konular üzerinde yoğunlaşmıştı? Bu süreç kuzey Kürt toplumunu ve Kürt ulusal mücadelesini nasıl etkiledi?
29-Nasır, Baas çizgisi ve Türkiye’deki cuntacı-Kemalist sol çizginin kavrayışı nedir? Ve Türk solunun kendine esas aldığı “Milli Demokratrik Devrim” ile “Sosyalist Devrim” tezleri, düşünsel ve pratik olarak Kürt ulusal hareketi nasıl etkiledi?
30-1980 öncesi ve sonrası yaşanan ayrışmalar sonucu, farklı Kürt siyasal gurupları ortaya çıktı. Bugün dönüp geriye baktığımızda, bu guruplar arasındaki siyasi ve ideolojik-felsefi farklılık, bu tür bir ayrışmayı zorunlu kılıyor muydu? Ve kısaca bu gurupların temel ayrılık ve ortak noktalarını özetleyebilir misiniz?
31-1975′te DDKO’ların devamı ve çizgisi doğrultusunda DDKD’ler kuruldu. Ancak DDKD’ler süreci fazla sürmedi, yaşanan ayrışmalar ve gruplaşmalar sonucu, DDKD’ ler birer çizgi örgütüne dönüştü. DDKD’ler neden DDKO’ların misyonunu sürdüremedi?
32-1970-1980 yılları arasında Kuzey Kurdistan’da çok sayıda siyasal gruplar ortaya çıktı, ancak 1970′lerin sonunda bu grupların çoğu bir ayrışma sürecini yaşadı. Bu ayrışmalar siyasal ve ideolojik olarak gerçekten kaçınılmaz mıydı? Yoksa bu ayrışmaları teşvik eden ve Kürt kamuoyunun bilmediği yeni bir proje mi vardı?
33-27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Askeri Darbelerine doğru giden süreci ve o dönemlerde gerçekleşen önemli olaylara baktığımızda ve bugün Ergenekon bağlamında ortaya çıkan ilişkilerle karşılaştırdığımızda, nalsı bir tablo ortaya çıkar?
34-Ulusal demokratik hakların mücadelesini veren Kürt örgütleri gerek kendi kadrolarına ve gerek halka karşı bir demokrasi geleneği oluşturabildi mi?
35-Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler ne zamanki ulusal-demokratik hak taleplerini dile getirmiş ve bunun için örgütlenip mücadele etmişse, bu talepler her seferinde “geri kalmışlık”, “feodalizim”, “medenileşme karşıtlığı”, “eşkıyalık” vb. kavramlarla tanımlanarak dönemin iktidarı ve hükümetleri tarafından en şiddetli bir şekilde bastırılmıştır. Bu bastırma sürecindeki bütün uygulamalar ve katliamlar “tehcîr”, “tenkil”, “mübadele”, “islahat” vb. kavramlarla izah edilmiş. Bu kavramların içeriği, bazı istisnalar hariç, o zaman da bugün de Türk aydınları ve siyasetçilerinin büyük çoğunluğu tarafından olumlu ve “ilerici” olarak nitelendiriliyor. Bu kavrayış diğer ulusal ve etnik top- luluklara karşı yapılan asimilasyonu, inkarı ve katliamları toplum nezdinde meşrulaştırdı. Böyle bir düşünce ve kavrayışa kaynaklık eden parametreler nedir? Ve bu kadroların öncü kurucusu olduğu Cumhuriyeti nasıl değerlendirmek gerekir?
36-Eğer sosyo-politik açıdan Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet Türkiye’si arasında kısaca bir karşılaştırma yaparsak, Kürtler açısında ne değişmiştir?
37-Gerek kendi örgüt arkadaşların ve gerekse diğer gruplarla olan ilişkilerle ilgili olarak dönüp geçmişe baktığınızda, “keşke bu olmasaydı”, “keşke bunu yapmasaydık” yada “bunu yanlış yaptık” dediğiniz olmuş mu? Olmuşsa bunlardan bazılarını bizimle paylaşır mısınız?
38-Kürtler, Ortadoğu ve Mezopotamya coğrafyasında yaşayan Araplar, Türkler ve Perslerle birlikte bölgenin en kalabalık nüfuslu etnik topluluklarından biridir. Saydığımız bu milletlerin tümü Birleşmiş Milletler’de(BM) bir yada daha fazla devletle temsil edilmektedir ve bu devletlerin birçoğu Kürtlerden çok daha az nüfusa sahip olduğu halde, BM kullandığı oylarıyla Kürt milletinin kaderini etkilemektedir. Bu durumda Kürt milletine temsil hakkını tanımayan Birleşmiş Milletler örgütü, sadece devleti olan milletleri mi temsil ediyor? BM’ler Ortadoğu’daki en büyük devletsiz milletlerden biri olan Kürtlerin haklarını savunmayı kime havale etmiş oluyor? Ve bu durum BM’ler gibi uluslararası kurumların meşruiyetini ve tarafsızlık ilkesini zedelemez mi?
39-Kürt Federe Hükümeti’nin uluslararası ilişkilerini nasıl değerlen- diriyorsunuz?
40-Güney Kürdistan’da kurulmuş olan Kürt Federe Hükümeti, “uluslararası sömürge Kürdistan” tezini nasıl etkileyecektir? Ve Güney Kürdistan’daki bu yapı Türkiye, İran ve Suriye Kürtlerini nasıl etkiler?
41-Kürt meselesinin çözümüyle ilgili milliyetçi taleplerle kültürel talepler, kültürel taleplerle insan hakları, federal haklar ve federal haklardan esnetilmiş üniter devlet, üniter devletten Kemalizm’i referans alan “ekolojik toplum”, “anayasal vatandaşlık”, “demokratik cumhuriyet” yada “demokratik konfederalizm” ve bundan “bağımsız ulus-devlete” kadar giden kav- ramlarla tartışılmakta. Kürt ulusal meselesinin tanımlanmasında ve çözümünde bu kavramlar neyi ifade eder? Size göre Kürt meselesi nedir ve Kürtler ne istiyor?
42-Ekseriyeten Kürt siyasetçileri ve müneverlerinin siyasi, ideolojik ve dini fikir alanında egemen devletlerin direk yada dolaylı fikir yönlendirmesinin etkisinde kaldığını söyleyebilir miyiz?
43-Kürt siyasetçi ve münevverlerinin siyasi, ideolojik ve dini fikirler konusunda ekseriyetle egemen devletlerin direk ya da dolaylı yönlendirmesinin etkisinde kaldığını söyleyebilir miyiz?
44-Şüphesiz ki ulusal kurtuluş mücadelesini veren bir ulus için bölgesel ve uluslar arası demokratik örgüt- ler ve güçlerle dayanışma çok önemlidir. Ancak Kürtlerin ulusal talepleri ve mücadelesi sözkonusu olunca, genel olarak pratikte ne “sol” ne de “islami” kesim olması gereken bir duruşu ve tavrı sergile- yememiştir. Sol, Kürt ulusal taleplerini “halkların kardeşliği veya sınıf kardeşliği” adına; İslami kesim de “ümmet ve islam kardeşliği” adına işgalci-egemen devletlerin mevcut statükosunun devamına katkı sağlamış. Bugün Kürt ulusal-demokratik mücadelesi açısında yaşadığımız uluslararası ve bölgesel pratiği göz önünde bulundurduğumuzda, “mütefikler sorunu”nu nasıl değer- lendirmemiz gerekiyor?
45-Türk, Arap ve Fars solcuları, demokratları, liberalleri ve İslami kesimin büyük çoğunluğu özellikle yaşadığımız bu coğrafyada Filistin halkının devletleşmesini savunurken, aynı kesimler Kürtlerin devlet olma taleplerine ise binbir teorik kılıf uydurarak karşı çıkıyor. Bu çelişki ve çifte standart nasıl açıklanabilir?
46-Federal Irak Anayasasının 140. maddesi gereğince, yapılacak referandumla Kerkük’ün kaderinin belirlenmesi konusunda Kürtler ve Araplar anlaştığı halde, bir türlü referandum yapılamıyor ve dolayısıyla Kerkük meselesi de çözüle- miyor. Kerkük meselesi öyle görünüyor ki yalnız Kürt-Arap meselesi değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslar arası bir meseleye dönüşmüş. Kerkük’ün Kurdistan Federal Hükümetine bağlanması gündeme gelince, Türkiye’de bazı kesimler “Musul’u unutmadık”, “Türkiye Musul’u alamaz ise yakında Diyarbakır’ı vermek zorunda kalacak, ya büyüyeceğiz, ya küçülmek zorunda kalacağız!” diyerek yayılmacı hayallerini ifşa etmiş oldular. 1920′lerde İngilizler Irakta egemen iken, onlar için öncelik Arap coğrafyasıydı. Bugün de bölgede ABD egemen ve Kerkük meselesinde tavrını net olarak belirtmiyor. Diğer yandan da BM’in Kerkük sorununa müdahil olma durumu sözkonusu. Bu durumda; bir yandan bölgesel devletlerin Kerkük’e yönelik yayılmacı emelleri, diğer yandan da uluslar arası güçlerin Kerkük meselesine direk ya da dolaylı müdahaleleri düşünüldüğünde Kerkük meselesi nasıl çözülebilir? Ve Kürtlerin bir millet olarak temsil edilmediği Birleşmiş Miletler örgütünün Kerkük’e müdahalesi ne anlama gelir ve nasıl bir sonuç doğurabilir?
47-Kürtlerin ulusal talepleri sözkonusu olunca, ezen ulusların aydınları, siyasetçileri ve akademisyenleri tarafından milliyetçi paradigmanın “ötekileştirici” özelliği öne çıkartılarak, ezen ve ezilen ulus milliyetçiliği aynı kefeye konulmaktadır. Ezilen bir ulus olarak Kürtler açısında “milliyetçilik” ne anlama geliyor? Ve gerçekten de Türk milliyetçiliği, Arap milliyetçiliği ve Fars milliyetçiliğiyle Kürt milliyetçiliği aynı şey mi?
48-PKK, çıkışından itibaren kendi dışındaki Kürt örgütlerini ve yerel toplumsal liderleri sindirip kendi egemenliği altına almak için, siyasal şiddetti, temel ve vazgeçilmez bir yöntem olarak kabul ederek, gerek örgüt içi muhalefete ve gerekse diğer gruplara karşı uyguladığı şiddetle Kürt toplumunda ve ulusal kurtuluş mücadelesinde büyük tahribatlar yaratı. Ayrıca kendi dışındaki bütün Kürt gruplarını işbirlikçilik ve hainlikle suçladı. Çıkışından bugüne PKK’nin örgütsel yapısı-işleyişi ve siyasal taleplerindeki belirsizliği nasıl değerlendirmek gerekir?
49-Sizce PKK dışındaki diğer Kürt örgütlerinin siyasal bir özne olarak rolünü oynayamamasının nedeni olan örgütsel, siyasal ve ideolojik kusurları neydi kısaca açıklar mısınız?
50-Farklı düşünce, inanç, parti ve gruplar arasında ötekini kendimize benzetmeye zorlamadan işbirliği, diyalog ve saygı temelinde “ulusal demokratik bir konsept” oluşturmak mümkün müdür? Ve size göre Kürt ulusal istemlerini içeren “ulusal demokratik bir konsept” oluşturmanın asgari temel ilkeleri neler olmalıdır?
51-Dünya ve Ortadoğu’daki siyasal gelişmeleri; Büyük Ortadoğu Projesi, Körfez Savaşı, Irak ve Afganistan müdahale vb. gelişmeler çerçevesinde düşündüğümüzde, Kürtler açısında uluslararası sömürgeci-işgalci sistemin statükosunda bir kırılma görülmektedir; işgalci sistemin dört ayağında biri kısmi kırılmıştır. Ancak siyasal potansiyeli, sosyal gelişim, dinamik, nüfus ve coğrafyasıyla diğer parçalardan daha gelişkin olan Kuzey Kurdistan’da büyük bir belirsizlik yaşanmaktadır. Bugün Kürtler dünya ve bölgedeki gelişmeleri nasıl okumalı ve ne yapmalı?
52-Kürtler büyük bir nüfusa sahip olmalarına, geniş bir toprağa sahip olmalarına rağmen neden bir siyasal statüye sahip olamamışlardır?
53-Kosova meselesinin uluslar arası bir müdahale ile çözülerek bağımsızlığına kavuşması, “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” ilkesinin yeni bir yorumu şeklinde değerlendirilebilir mi? Kosova ulusal meselesinin çözüm şekli, BM’lerin UKKTH ilkesindeki politikasında bir konsept değişimini mi gündeme getiriyor? Kürt meselesinin çözümüne yönelik Kosova, Karadağ, Yugoslavya vb. yerlerde olduğu gibi uluslararası bir müdahale olabilir mi?
54-Yakın Kürt tarihinde “49′lar Davası” olarak bilinen operasyonda tutuklularından biri olarak, bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Resmi makamların bu operasyon ve tutuklamalarla ilgili iddialarına ve o dönemdeki çıkan haberlere bakıldığında, “49′lar Davası” çok büyük bir olay gibi yansıtılmaktadır. Bugünden geriya doğru baktığımızda, bu operasyon, iç politikaya dönük bir manevra mıydı yoksa Kürtleri korkutmaya ve sindirmeye dönük bir operasyon muydu?(Ş. E)
55-Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemindeki biçimlenişi ve Kemalist rejimin niteliğiyle ilgili farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Siz de Kemalizm’i “orijinal bir Bonapartizm” olarak değerlendiriyorsunuz. Tarihsel koşulların farklılığını ve özgünlüğünü dikkate aldığımızda, Kemalist rejim hangi noktalarda Bonapartist bir nitelik taşımakta, başlıca özellikleri nelerdir ve Türkiye Cumhuriyeti’ne damgasını vuran Bonapartizm’in ayırdedici yönleri nelerdir?( F. B)
56-Sayın Başkaya, “Paradigmanın İflası” dediniz ve 20 ay hapis yatınız. Hangi Paradigma ve neden iflas etti?
57-“Paradigmanın İflası” adlı kitabınızda, Türk “sosyalistlerini”, genel olarak bürokratik, devletçi, halka yukarıdan bakan ve bağnaz birer Stalinist olarak değerlendirirken, bu tespitlerinizi neye dayandırıyorsunuz?
58-Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş süreci ve olayları, emperyalizme karşı verilmiş bir “Milli Mücadele” olarak tanımlanır. Gerçekten de “Milli Mücadele”, anti-emperyalist bir hareket miydi? “Milli Mücadele” ya da “Kurtuluş Savaşı” sürecinde Ermenilere, Kürtlere, Lazlara vd. milletlere karşı geliştirilen tutum ve pratiğe bakıldığında, bu bir ulusal kurtuluş hareketi niteliği taşıyor muydu?
59-Kominter(III. Enternasyonal)’de alınan kararlara baktığımızda, Kominter’in genel olarak Milli Meseleye bakışı, özel olarak da “Milli Mücadle”ye destek vermesi ve “Milli Mücadele”nin anti-emperyalistliği sorununa yaklaşımı nasıl değerlendirilmelidir?
60-Osmanlı Devletinin niteliği ve İmparatorluk mantığı neydi? Ve resmi söylemin iddia ettiği gibi, 1923, İmparatorluktan kopuş ve Türklüğün “yeniden doğuşu” muydu?
61- Sayın BURKAY, 1980 öncesinde grubunuz tarafından çıkarılan Özgürlük Yolu dergisinin Eylül 1977 tarihli 28. sayısında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı H. Kissinger’in, Barzani’nin 22 Şubat 1975 tarihli mektubuna verdiği cevap ve aynı zamanda Barzani’nin Başkan Carter’e yazdığı 9 Şubat 1977 tarihli mektupları şiddetli bir şekilde eleştirerek “Bir İhanetin Belgeleri: Barzanin’nin Carter’e ve Kissincer’in Barzani’ye yazdığı Mektuplar” başlığı altında yayınla- dınız. Bugün geriye dönüp o zamanki gelişmeleri ve süreci yeniden gözden geçirirseniz, o zamanki değerlendirmeniz için ne diyebilirsiniz? Aynı zamanda bu- günkü ABD ve Güney Kurdistan ulusal hareketinin ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
62-Kurdistan Sosyalist Partisi’nin sosyalizm anlayışı, sovyetik ekole yakınlığıyla bilinir. 29 yıl PSK’nin genel sekreterliğini yaptınız, partiniz halen sosyalist ideolojiyi savunmakta ve “Kürt ulusal meselesi”ne sosyalist bir program çer-çevesinde yaklaşmaktadır. 2002 yıllında Deng yayınlarında çıkan “Anılar Belgeler, Cilt-1″ adlı kitabınızda, 1992′de Sovyet sisteminin çöküşüyle ilgili olarak “bu büyük sosyalist deneyimin başarısızlığının nedeni, diğer etkenlerin yanısıra, değişen koşullara uyum sağlayamaması, demokratikleşememesi; tersine tek parti diktatörlüğünün giderek yozlaşması, kitlelerden kopmasıdır.” şeklinde değerlendiriyorsunuz.
Bolşeviklerin Sovyet deneyiminin başarıya ulaşmamasını “diğer etkenlerin yanı sıra, değişen koşullara uyum sağlayamaması” olarak değerlendirirken, “diğer etkenler ve değişen koşullar”la neyi anlatmak istiyorsunuz? Ve ayrıca Sovyet sisteminin “demokratikleşememesi”nin nedenini, “tek parti diktatörlüğünün giderek yozlaşması, kitlelerden kopması” olarak değerlendirirken, “tek parti diktatörlüğü” anlayışının kendisi anti demokratik değil midir?(K. B)
63- Özgürlük Yolu, KİP ve KUK olarak 1978′in sonlarında UDG’yi (Ulusal Demokratik Güçbirliği) oluşturdunuz. 1987 yılında sekiz Kürt örgütünün bir araya gelmesiyle TEVGER adındaki birlik oluştu ve bu birlik üç yıl sürebildi. Ulusal bir cephe ya da güçbirliği için daha sonraları da çeşitli girişimler oldu ve başarılı olmadı. En son olarak farklı gruplar ve şahsiyetlerin girişimiyle, Mayıs 2007′de TEVKURD kuruldu. UDG, TEVGER, Avrupa Kürt Platformu, TEVKURD vb. birlik örgütlenmeleri hangi temel ilkeler üzerinde oluşturuldu, amaç neydi ve neden bir kurumsal süreklilik sağlayıp başarıya ulaşmadı/ ulaşamıyor?
64-PKK 1984 yılında silahlı mücadeleyi başlattı ve yaklaşık 25 yıldır silahlı mücadele devam etmektedir. Bu sürenin 15 yıllı Suriye’de devlet güvencesi altında geçirildi, Suriye Kürtleri tarafından da örgüte büyük destek verildi ve çok sayıda katılım oldu. Kendi Kürtlerine vatandaşlık ve hüviyet hakkını dahi vermeyi reva görmeyen Suriye devleti, neden PKK’ye bu desteği verdi ve Suriye Kürtleri bu ilişkilerin sonucunda ne kazandılar, hangi demokratik ve ulusal haklarını elde ettiler?
65-PKK “önderliği”, diğer lider kadroları ve örgüte yakın legal kuruluşların yöneticilerinin yayınladıkları deklarasyon ve yaptıkları açıklamalarla ne istediğini belirtmese de, ne istemediğini açık bir şekilde belirtmektedir: “bağımsız Kürt devleti”ni asla istemediğini, Misak-ı Milli sınırlarına saygılı olduğunu, bayrağa saygılı olduğunu, toprak talebinin olmadığını, otonomi ve federasyon gibi siyasal bir talebinin olmadığını her vesileyle açıklamaktadır. Aynı zamanda silahlı mücadele sürmektedir ve her vesileyle de “Barış” dillendirilmektedir. PKK ve ona yakın legal-ilegal kuruluşların talepleri ortadayken, sürdürülen silahlı mücadele nasıl açıklanabilir? “Muhatapsız Savaş ve Muhatapsız Barış” nereye kadar? (H. Y.)
66-İran, İKDP’nin dünyaca saygın lideri Kasemlo’yu ve örgütün diğer üst düzey yöneticilerine karşı uluslararası yasaları ve oluşabilecek tepkileri hiçe sayarak, Avrupa kentlerinde suikastlar düzenlerken, neden Doğu Kurdistan kaynaklı olmayan PJAK’ın kendi siyasal egemenliği altındaki bölgede örgütlenmesine göz yummakta ya da yol vermektedir?
67-Abdullah ÖCALAN, “İsmail Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp’idir. Ziya Gökalp Türkler için neyse İsmail Beşikçi de Kürtler için öyledir. Beşikçi Durkheim sosyolojisinden, Marksizmin en katı halinden ve Ziya Gökalp’ten etkilenmiştir. Kendisi katı bir pozitivisttir.” diyerek sizi eleştirdi. Öcalan’ın bu eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?(İ. B.)
68-Hocam, Yaklaşık yarım asırdır Kürtlerle ilgili çalışmalar yapmaktasınız. Bugüne kadar yaptığınız araştırmalardan ve yazdığınız yazılardan dolayı 18 yıl cezaevinde yattınız. Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürtler nazarında çok değerli- siniz; her zaman saygıyla anılıyorsunuz. Sizin de çok iyi bildiğiniz üzere, toplumsal ve ulusal mücadeleler uzun soluklu mücadeleler olup; bir nesil ya da birkaç nesil de devam edebilen inişli-çıkışlı bir süreci kapsar. Hocam, bu mücadele sürecinde umutsuz olduğunuz dönemler oldu mu?”(İ. B.)
69-TKDP’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra Genel Başkanı Faik Bucak’ın öldürülmesiyle ilgili farklı düşünceler vardır. Faik Bucak’ın öldürülmesi, ailesel bir iç çelişki miydi yoksa bir suikast mıydı?
70-Genel olarak TKDP’nin Kürt aydın ve gençlik kesimini örgütle- yemediğine dair yaygın bir düşünce vardır. TKDP, en çok Kürt toplumunun hangi kesimi içerisin- de örgütlenmişti, neden Kürt toplumunun en dinamik ve bilinçli kesimini örgütleyemedi?
71-Kuzey Kurdistan’da uzun bir sükûnet ve durgunluktan sonra, 11 Temmuz 1965 yılında Türkiye Kurdistan Demokrat Partisi (TKDP), Diyarbakır’da illegal olarak kurulur. TKDP’nin kuruluş amacı, örgütlenme ve mücadele tarzı neydi? Uzun bir sessizlik döneminden sonra böyle bir adım Kürt toplumu ve aydınları üzerinde nasıl bir etki yaptı?
72-Sayın ELÇİ, 12 Mart Askeri Darbesi’nden sonra sizde TKDP davasından tutuklandınız. Bize biraz TKDP operasyonu ve mahkeme sürecindeki gelişmelerden bahsedebilir misiniz?
73-Sayın ELÇİ, 1977 yılında AP’den milletvekili seçildiniz ve kısa bir süre sonra istifa ederek CHP’ye geçtiniz. 5 Ocak 1978′de kurulan Ecevit hükümetinde Bayındırlık Bakanı olarak kabinede yer aldınız. Bakanlığınız döneminde “Türkiye’de Kürtler var, ben de Kürdüm” şeklinde bir açıklama yaptınız. 12 Eylül Askeri Darbesi’yle birlikte tutuklandınız ve hakkınızda açılan davadan dolayı 2 yıl 3 ay cezaya mahkum edildiniz. Bakanlığınız döneminde neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duydunuz, bu açıklamanız gerek kabinede ve gerekse Türkiye’deki siyaset sahnesinde nasıl bir etki yaptı?
74-Sayın ELÇİ, siyasal yaşamınızdan da anlaşılmaktadır ki legal örgütlenme ve mücadele tarzını esas almaktasınız. Bu doğrultuda Kürt Demokratik Platformu (1994), Demokratik Kitle Partisi (DKP-1997), Katılımcı Demokrasi Partisi (KADEP-2006)’nin oluşumunda ve kuruluş çalışmalarında aktif olarak yer aldınız ve aynı zamanda da bu örgütlere başkanlık yaptınız. Yaşadığınız pratik tecrübe itibariyle, legal mücadelenin pozitif ve negatifleri nedir? Kürt ulusal meselesi, sadece legal mücadele tarzıyla bir çözüme ulaşabilir mi? Ve halen genel başkanlığını yapmış olduğunuz KADEP’in programında, Kürt ulusal meselesinin ancak “Federasyon”la çözülebileceğini söylemektesiniz. Dünyada birçok farklı Federal modeller var, sizin öngördüğünüz federal modelin temel ilkeleri nedir?
75-Türkiye’deki yakın dönem Kürt siyasi hareketi tarihinde, TKDP’nin yeri ve önemi nedir?(Ş.E.)
76-KUK, genel olarak TKDP’nin gençlik kolu olarak bilinir. KUK ile TKDP arasında nasıl bir ilişki vardı ve KUK ne zaman bağımsız bir örgüte dönüştü?
77-TKDP tarafı, KUK ve TKDP ayrışmasının olduğu 1977 Kongresi’ndeki gelişmelerden dolayı, KUK tarafını darbecilikle suçlamaktadır. Siz 1977 Kongresini ve “darbecilik” suçlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
78-TKDP ve KUK ayrışmasından sonra da, IKDP’le ilişkilerinizin oldukça iyi olduğu bilinmektedir. 1978 yılında IKDP ile YNK arasında Hakari bölgesinde yaşanan çatışmalarda IKDP’den yana tavır koyarak bir taraf olarak yer aldınız. Hakari’deki olaylarının gelişimi nasıl oldu ve bugün baktığınızda olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
79-KUK ve PKK çatışmasında, iki taraftan da yüzlerce insan öldü. Bu çatışmalara kaynaklık eden sorunlar ne idi? Bu çatışmalar nasıl gelişti ve hangi bölgelerde yoğunlaştı?
80-KUK silahlı mücadeleyi esas alıp pêşmerge savaşını savunduğu ve yapılanmasının da buna uygun olduğu halde neden silahlı mücadeleyi başlatmadı?
81-TKDP geleneksel ulusalcı bir çizgiyi temsil ederken, TKDP’den ayrılan KUK ideolojik olarak sol düşünceyi benimsedi. Aslında geleneksel ulusalcı bir çizgiden gelen KUK, neden sol çizgiyi tercih etti?
82-İçerisinden geldiğiniz siyasi çizginin KDP, KUK, KUK-Sosyalist Birlik, KUK Sosyalist Eğilim, KUK-Merkez vb. ayrışmalar ile daha sonraki ayrışmaların maddi temeli neydi?
83-1982 yılında yapılan konferans ve sonrasında, KUK’da meydana gelen bölünmelerin ideolojik-siyasal bir temeli var mıydı? Bugünden geriye doğru baktığımızda, KUK’un kürt ulusal mücadelesine katkısı ve bu tecrubeden çıkartığınız sonuçları bizimle paylaşırmısınız?
84-Serwext sitesinde “ulus ve çözüm araştırması” başlığı altında, İskandinavya ve kuzey ülkelerinde ulusal dil, ulusal azınlık sorunları ve çözümü, dil sorunları ve ulusallaşma süreçleri üzerinde bir dizi yazınız çıktı. Bugün Kürdlerin hem kendi içindeki bölgesel, dil-lehçe ve dinsel çelişkileri ile Kürdistanı işgal eden devletlerle olan çelişkileri karşılaştırıldığında, İskandinav ve Kuzey ülkeleri modeli ve pratiği, Kürt ulusal sorununun çözümü konusunda bir benzerlik var mıdır ve bize nasıl bir tecrube sağlayabilir?(N. A.)
85-Rızgarî sadece bir dergi adı mıydı, yoksa aynı zamanda siyasal-ideolojik bir grubu da mı ifade ediyordu? Rızgarî‘nin çıkış amacı ve oluşum sürecinden bahs edebilir misiniz? Ve bu amaçlar doğrultusunda neler yapıldı?
86-Rızgarî süreci aynı zamanda bir siyasal grup yapılanması olarak değerlendirildiğinde, Kürt ulusal sorunu tanımı, örgüt anlayışı, yöntemi, sorunu çözme yaklaşım/ model ve önerileri nelerdi?
87-Rızgarî dergisi çıkarken gerçekten dosya şeklinde önemli konuları tartışmaya açtı, dosya konuları bu şekilde gündemleştirilirken, gündemi belirleyen esas neydi? Eger Rızgari dergisi bugünkü şartlarda çıkmış olsaydı, tekrar bu konuları tartışmaya açma gereğini duyar-mıydınız?
88-Rızgari-Ala Rızgari ve daha sonraki ayrışmaların maddi temeli neydi?
89-Kuruluşunda yer aldığınız ve yöneticisi olduğunuz Rizgarî’nin Kürdistan ulusal mücadelesine nasıl bir katkı sağlamıştır, olumlu veya olumsuzluklarıyla özetleyebilir misiniz?
90-1966 yazında Malatya’da yapılan TİP Kongresinin en genç delegesiydiniz. Bu Kongre, TİP içerisindeki siyasal eğilimlerin saflaştığı ve hesaplaşma sürecine girdiği bir kongre oldu. Bu Kongre’de Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrim çizgileri ile Doğulular Grubu’nun(yani Kürtler) ayrışması nasıl gerçekleşti ve tarafların dayandığı temel tezler neydi?(R. A)
91-Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde hem sanık konumunda yargılandınız, hem de bir grup avukat olarak birçok Kürt siyasi tutuklunun davasını takip edip savunmasını yaptınız. Biraz o dönemin Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemeleri, girmiş olduğunuz davalardan ilginç anektotlar ve siyasi tutuklu Kürtlerin durumundan bahsedebilir misiniz?(R. A)
92-1978′de Hakari bölgesinde yaşanan PDK ve YNK çatışmasını yakından bilenlerden birisiniz. Bu çatışmalar nasıl gelişti ve Kuzey Kürdistan’daki bazı grupların ve şahsiyetlerin bu çatışmadaki sorumluluğu ne idi? bugünden baktığınızda olanları nasıl yorumluyorsunuz?
93-1980 Askeri Darbesi’nden önce silahlı mücadele hazırlığını yapmak üzere bir grupa arkadaşınızla Suriye’ye geçtiniz ve daha sonra da farklı zaman dilimlerinde Kürdistanın diğer parçalarında da bulundunuz. Surye’de iken, PKK’nin örgütsel ve siyasal misyonu tartışıldığı halde, Ala Rızgari adına PKK ile bir anlaşma imzalayan gruplardan birisiniz. O zaman PKK ile imzalamış olduğunuz anlaşmanın muhtevası neydi ve akibeti ne oldu? Ayrıca Suriye Kürdistanı’ndan ayrılarak farklı dönemlerde bir grup peşmerge arkadaşlarınla birlikte doğu ve güney Kürdistan’da bulundunuz ve sonunda silahlı mücadeleden vaz geçtiniz. Hangi şartlar ve geliş- meler sonucunda silahlı mücadeleden vaz geçme kararı aldınız? Ve Kürdistanın dört parçası arasında mekik dokurken karşılaştığınız sorunlar nelerdi, biraz o süreçten bahsedbilirmisiniz? (İ. G.)
94-PŞK(Partiya Şoreşa Kurdistan-1976), daha sonra KİP(Kurdistan İşçi Partisi-1978) olarak bilinen ve 1982′de de PPKK(Partiya Pêşeng a Karkerên Kurdistanê-1982) adını alan siyasal-örgütsel çizgi, Dr. Şıvan’nın ya da Türkiye’de Kurdistan Demokrat Partisi’nin mirasçısı olarak bilinir. Şıvan sonrası, bu yeni örgütlemenin siyasal-ideolojik, programatik ve yöntem olarak T-KDP’den farkı neydi? Ve neden böyle kısa zaman dilimi içinde sürekli ad(isim) değiştirme gereğini duydu?
95-PŞK-KİP çizgisine yakınlığıyla bilinen DDKD’ler, legal olarak büyük bir Kürt kitlesini örgütlemeyi başardılar, ancak bu potansiyel değerlendirilemedi. Geriye dönük bir muhasebe yapılırsa, neden bu potansiyel değerlendirilemedi?
96-Başta rahmetli Nejmettin Büyükkaya ve arkadaşları olmak üzere, 1980 öncesi KİP’deki ayrışmaların siyasal ve örgütsel nedenleri neydi? Ve Necmettin’in Hakkari olaylarındaki rolü neydi?
97-12 Eylül Askeri Darbesi’yle birlikte bütün Kürt siyasi gruplarında olduğu gibi, sizin grubunuzun da kadrolarının büyük çoğunluğu yurtdışına çıkmak zorunda kaldı ve siz yurtdışına çıkmayıp ülkede kaldınız ve yakalanıp hapsedildiniz. Bize biraz yakalanma sürecinizden bahsedebilir misiniz? Ayrıca 1982′de Suriye’de yapılan Kongrede, yaşanan örgütsel sorunlar ve farklı siyasal-ideolojik eğilimler nedeniyle örgütle organik bağınızın koptuğu söylenmektedir. Gerçekten böyle bir durum var mıydı ve bize bu süreci açıklar mısınız? (Ö. Ç.)
98-1978 yılında Hakkari bölgesinde, IKDP ile YNK arasında yaşanan çatışmalarla ilgili olarak, grubunuzun tutumu hakkında farklı yorumlar yapılmaktadır ve YNK tarafından da verdiğiniz sözü yerine getirmemekle imtihan edilmektesiniz. Hakkari’deki olaylarının gelişimi nasıl oldu? Ve bugünden geriye doğru baktığınızda olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
99-KİP, Özgürlük Yolu ve KUK olarak 1978′in sonlarında UDG’yi(Ulusal Demokratik Güçbirliği) oluşturdunuz. UDG, hangi temel ilkeler üzerinde oluşturuldu, amacı neydi ve neden başarıya ulaşmadı?
100-1982 yılında Suriye’de yapılan Kongre ve bu Kongre’de PPKK’nin çıkması, 12 Eylül 1980 Askeri dar- besi’nin getirdiği bir hesaplaşma mıydı? Yoksa örgüt içi bir siyasal-ideolojik hesaplaşma mıydı?
101-Kawa hangi temel ilkeler üzerinde ve ne zaman kuruldu, Kawa’nın ulusal, siyasal ve felsefi düşüncesiyle diğer Kürt gruplarından farkı neydi?
102-Kawa, 1978 baharında Dengê Kawa ve Kawa-Red olarak ikiye bölündü. Bu bölünmeye kaynaklık eden siya- sal ve düşünsel farklılık neydi?
103-Ferîd UZUN’a yapılan suikasttan sonra, “Siverek: Hangi Sonun Başlangıcı” başlığıyla bir bildiri yayımlanarak, genel olarak Kuzey Kürdistan ve özel olarak da Siverek olayları değerlendirilerek, yapılan provokasyonlarla beklenen kaos ortamının tablosu çizildiği halde, Ferid UZUN’nun katliyle ilgili net bir bilgi verilmemekteydi. Ferid UZUN neden katledildi ve bu suikastın arkasında kim/kimler vardı?
104-Oluşumu 1970-80′li yılara giden bazı Kürt gruplarının ardılları ya da mirasçıları, geçmişten gelen grupsal mirasa dayanarak yeni bir atılım yapmak üzere girişimlerde bulundular ve halende bulunmaktadırlar. Siz de, DDKD yöneticiliğinden gelen ve bu çevreyi yeniden “Devrimci Demokratlar”ın çizgi- sinde toparlamaya çalışan merkezi kadrolardan birsiniz. Bugün ne 1970′lerin dünya şartları mevcut ve ne de Kürt toplumu 1970′lerin toplumudur. Bu çerçevede hem size ve hem de sizin gibi girişimleri olan diğer Kürt grupları için felsefi bir deyimle sormak istiyorum “aynı suda tekrar yıkanmak” mümkün müdür? Bu yönde şimdiye kadar ne tür çalışmalarınız oldu ve bu süreci aşmak için Kuzey Kürt toplumuna nasıl bir proje sunuyorsunuz?(V. T.)
105-Türkiye Devleti’nin güvenlik güçleri tarafından, 13.12.1980 tarihinde Suriye Kürdistanı’nın Qamişlo kazasına bağlı Cırnık köyüne yapılan sınırötesi operasyonda, altısı(6) Kawa-Red üyeleri olmak üzere, ev sakinleriyle birlikte toplam 15 kişi öldürüldü. Ayrışma sonrasında, Kawa-Red’in o günkü durumu ve pratik faaliyeti böyle bir operasyonu zorunlu kılıyor muydu? Bu operasyonun siyasi amacı neydi?
106-Diyarbakır Zindanı’nda yaşananlar kitaplara, makalelere, filmlere, romanlara, şiirlere ve resimlere konu oldu, adeta bir “Diyarbakır Cezaevi Edebiyatı” doğdu. Siz de Diyarbakır Cezaevi vahşetini yaşayanlardan birisiniz ve bu vahşeti protesto etmek için diğer tutuklularla birlikte direnişler yaptınız, ölüm orucuna girdiniz ve Rızgari Davası adına siyasi savunma yaptınız. Bize kısaca Diyarbakır Zindanı’nda yaşananlardan, dire-nişlerden, ölüm oruçlarından ve yapmış olduğunuz siyasi savunmanın amacı ve temel çerçevesinden bahsedebilir misiniz? (R. M)
107-Diyarbakır Zindanı’nda yaşananlar kitaplara, makalelere, filmlere, romanlara, şiirlere ve resimlere konu oldu, adeta bir “Diyarbakır Cezaevi Edebiyatı” doğdu. Siz de Diyarbakır Cezaevi vahşetini yaşa- yanlardan birisiniz ve bu vahşeti protesto etmek için diğer tutuklularla birlikte direnişler yaptınız, ölüm orucuna girdiniz ve Rızgari Davası adına siyasi savunma yaptınız. Bize kısaca Diyarbakır Zindanı’nda yaşananlardan, dire- nişlerden, ölüm oruçlarından ve yapmış olduğunuz siyasi savunmanın amacı ve temel çerçevesinden bahsedebilir misiniz? (R. M)
108-1975′te DDKO’ların devamı ve çizgisi doğrultusunda DDKD’ler kuruldu ve sizde bu sürece katılarak İz-DDKD(İzmir DDKD)’yi kurdunuz. Ancak DDKD’ler süreci fazla sürmedi, yaşanan ayrışmalar ve gruplaşmalar sonucu, bazı şehirlerdeki DDKD’ler birer çizgi örgütüne dönüştü, ancak siz İz-DDKD olarak çalışmalarınızı sürdürdünüz. Bize biraz o süreçten bahseder misiniz? Ve DDKD’ler neden DDKO misyonunu sürdüremedi?(F. Ö.)
109-TKDP geleneksel milliyetçi bir çizgiyi temsil ederken, TKDP’den ayrılan KUK ideolojik olarak sol düşünceyi benimsedi. Aslında geleneksel milliyetçi bir çizgiyi temsil eden TKDP’de de bazı dönemlerde sol eğilim öne çıktı ve sizde bu eğilimi temsil edenlerden birisiniz. Geleneksel milliyetçi bir çizgiyi ve tabana sahip olan bir örgütlemede, sol eğilim olarak gelenekselcilerden farkınız neydi ve sol eğilim adına nasıl bir perspektif sunuyordunuz? (O. Ç.)
110-Bugün için Kürt meselesi (tarihsel, etnik, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal boyutları ile) mevcut bölgesel ve dünya konjonktürü içinde tanımlayarak çözüm önerinizi/projenizi anlatır mısınız?
111-Gerek kendi örgüt arkadaşların ve gerekse diğer gruplarla olan ilişkilerle ilgili olarak dönüp geçmişe baktığınızda, “keşke bu olmasaydı”, “keşke bunu yapmasaydık” yada “bunu yanlış yaptık” dediğiniz olmuş mu? Olmuşsa bunlardan bazılarını bizimle paylaşır mısınız?
112-Toplumsal ve ulusal mücadeleler uzun soluklu mücadeleler olup; bir nesil yada birkaç nesilde devam edebilen inişli-çıkışlı bir süreci kapsar. Bu mücadele sürecinde umutsuz olduğunuz dönemler oldu mu?
113-Bu röportajdan dolayı size çok teşekkür ediyoruz. Sonuç itibariyle genel olarak okurlarına ve özel olarak da Kürtlere vermek istediğiniz mesaj nedir?
Derbarê 









BÎR Hejmar 11 | Kovarabir on Pts, 11th Oca 2010 18:47
[...] “20. yüzyıldan 21. Yüzyıla Kurdistan Ulusal Sorunu: Geçmiş, Bugün ve Gelecek Değerlendirme… [...]
BÎR Hejmar 12 | Kovarabir on Cum, 26th Şub 2010 22:40
[...] “20. yüzyıldan 21. Yüzyıla Kurdistan Ulusal Sorunu: Geçmiş, Bugün ve Gelecek Değerlendirme… [...]
Araş.yaz. Osman yıldız on Çar, 21st Eyl 2011 14:55
Sitenizi sürekli takip ediyor ve Kürt siyasi tarihi üzerinde araştırmalar yapıyorum. Osmanlı döneminde bir takım Kürt ayaklanmalar olmuş isede bunların hiç birisi etnik milliyetçiliğe dayalı değildi. Osmanlı devleti ile temsil edilen İslam devletine Kürt halkı her zaman bağlı kalmıştır. Nitekim Hilafetin ilgası ile başlayan süreçte Kürt isyanları da artmıştır. Dolayısı ile benim sormak istediğim soru şudur.”Kürtler mücadelesini neden Hilafet’i tekrar kurmak için değilde Kürt milliyetçiliğine dönüştürmüştür.Bu sorunun çözümü Hilafet olabilirmi?
Kovarabir on Çar, 21st Eyl 2011 19:37
Osman bey, merhaba ve ilginizden dolayı teşekür ediyorum. Sorduğunuz soruyu elbetteki çok yönlü bir bakışla değerlendirmek gerekir. Ancak sorunuza çok kısa bir cevapta vermek istiyorum. Milliyetçiliği modern devletlerin kurucu ideoloji olan bir siyaset tarzı olarak değerlendirirsek, kesinlikle kürtler bu ideolojinin kaynağı değil ve bugünde bu ideoloji kürt milleti içerisinde diğer islami ülkelere göre(Türk, Arap,Fars vb) pek yaygınlaşmamış. Eğer tarihin akışı geriye çevirilip öznesi türk etnisitesi olmayan hilafete dönülürse ve 1514 yılında Yavuz Sultan Selim ve İdrîsê Bedlisi arasında imzalanan anlaşmaya bğlı kalınırsa neden kürtler hilafete karşı olsun. Çünkü hilafetin özü devlet modeliyle ilgilidir. Bugün Kurdistan’ın dört parçasıda müslüman olduğunu idia eden devletler ve hükümetler tarafından işgal edilmiş ve kürd milletine bu yönetimler tarafından görülmemiş bir zulüm yapılmaktadır. Kürd milletine bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik reva görülmemektedir. Bu noktada ben de bir soruyla size cevap vereyim. Bu durumda kürdler nasıl bu müslüman kardeşlerine inmansın ve güvensin?
Seîd Veroj
Araş.Yaz.. Osman Yıldız on Çar, 28th Eyl 2011 11:53
Sayın Seid Veroj
Öncelikle “Hilafet ve onun tüm milliyetçilik fikirlerini atıp tüm kavimleri bir potada eriten islam kardeşliği çözümü noktasındaki siyasetine” bakınışınızdan dolayı teşekkür ederim.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor; “Şüphesiz bu bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir, ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının.” (mü’minun-52)
O bölgeden Cumhuriyetin Şark Islahat Planı sonucu dedeleri sürülmüş birisi olarak, T.C.nin Laik Milliyetçilik esasına dayalı zulümleri, diğer üç devletin (İran,Irak,Suriye)Kürtlere uyguladıkları zulümler dediğiniz gibi belki benzeri yoktur.Burada benim kastım Evet bir sorun var. Fakat bu sorunun çözümü ve izlenecek metod noktasında neden milliyetçilik düşüncesi ile hareket ediliyor. Çünkü bu düşünce dar bir düşüncedir ve husumeti doğurur.Sorduğunuz soruya gelince konusu gerçekten uzundur.Eğer imkan verilirse bir makale ile yada görüşerek paylaşmak isterim.
Temeli sarsılmaz İslam akidesi üzere olan tek bir toplum bütün Müslümanları birleştirmiştir: İşte bu islam bağı Müslümanlara gereken gücü sağlıyordu ve bununla, İslam Devleti yoluyla Allah’ın ismini dünyaya taşıyorlardı. Aslını ele alacak olursak, Kapitalist sömürgeci devletlerin, Müslümanların birlik ve gücünü yıkmasını zorlaştıran, işte bu bağlılıktı. Kürtlere ve tüm müslümanlara bu zulümleri reva gören hem sömürgecilerden hemde onların işbirliği içerisinde oldukları bu devletlerden böylece kurtulmak mümkündür.