Şerafettin ELÇİ/ Kürtlerin Öncülüğü Türklerin de Hayrınadır

09 Şubat 2012 / Ji aliyê   ve
Di nav de, Lêkolîn & Analiz

Modern, liberal bir siyasi lider profiline sahip olan Şerfattin Elçi, yaklaşık bir yıldır siyasi bir parti kurma çalışmasının içinde. Elçi, kuracakları partinin, Kürt toplumunun tüm katmanlarını kapsayacak legal, demokratik bir çerçeveye sahip olacağını ve “silahlı mücadele” ile kendisi arasında kalın hatlar çizip ‘Kürt perspektif’li olacağını söylüyor. Elçi, KürtTürk ilişkilerine de açıklık getirerek, Türklerin AB, ABD veya başka düzlemlerdeki gelecek projeksiyonlarında başarılı olabilme imkânlarının Kürtlerle eşit haklar temelinde anlaşmaya bağlı bulunduğunu iddia ediyor; Ortadoğu’da demokrasinin yerleşmesi ve bu bölgede bulunan halkların kendi gerçek haklarına sahip olabilmesi konusunda da Kürtlerin çok önemli ve dönüştürücü bir siyasi potansiyele sahip olduğunu ileri sürüyor. www.nefel.com’un editörü Arif Zerevan’ın Şerafettin Elçi ile Kürtçe yaptığı söyleşinin tamamını, okurlarımız için yararlı olacağını düşünerek Türkçe’ye çevirdik. Bu söyleşide, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin başka bir bakış açısıdır; beğeniyle okuyacağınızı umuyoruz…

 

Arif Zêrevan: – PKK ve lideri Öcalan, Kürt ulusal ve siyasi taleplerinden vazgeçtiği gibi hiçbir etnik veya grupsal bir talepte de bulunmuyor. Sizin bir Kürt partisi veya Kürt davasını savunacak bir parti kurma yönünde çalışmalarınız var. Partiyi ne zaman kurmayı planlıyorsunuz?

Şerafettin Elçi: - PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra onlar, Kürt davasını bıraktılar. Onların bugünkü esas amacı, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasıdır ve artık onların Kürtler için hiçbir temel talepleri kalmamıştır. Oysa ki Kürtlerin talepleri, uluslararası hukuk normlarına göre meşru ve haklıdır. Dünyadaki tüm uluslar gibi Kürtlerin de ulusal hakları var ve bu ulusun, kendi kendini yönetme hakkının da olması gerekiyor. Bizim temel politikamız, Kürt halkının meşru davasına iyi sahip çıkılması gerektiği yönündedir. Unutmamalıyız ki haklı bir davamız var ve bu dava için mücadele verdiğimizde, kendimizi haksız duruma da düşürmemeliyiz. Çünkü ne kadar haklı bir davanız bulunuyor ise de, bazen bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde verdiğiniz mücadelenin biçimiyle ve yaptığınız eylemlerle kendinizi haksız duruma düşürmeniz mümkündür. Ne yazık ki, Kürtler bugün böyle bir duruma düşmüşler; yani haklı bir davaya sahip olan Kürtler verdikleri yanlış mücadele yöntemiyle haksız bir görüntü sergiliyorlar.

- Bugün Kürt davası için mücadele verenlerin, dünyanın kabul edeceği meşru yolları seçmeleri gerekiyor. Kanaatime göre, bugünkü silahlı mücadelede Kürtlerin herhangi bir çıkarı yok. O nedenle biz, silahlı mücadeleden uzak duruyoruz. Eğer Kürtler, modern bir siyasi anlayışla medeni bir şekilde kendi mücadelelerini sürdürürlerse, kendi haklarını daha kolay elde edeceklerdir. Uygar dünya Kürtlere yapılan haksızlıklara razı değildir ancak kamuoyunun güvenebileceği modern örgütlerin kurulması gerekiyor ki, uygar dünya da bu örgütlere destek verebilsin. Bazı çevreler, Kürt halkına yardım etmek isteseler bile uygar olmayan, kamuoyuna güven vermeyen kişi ve örgütlerle ilişki kurmak istemezler.

 

Kürtlerin %80’i PKK’nin Dışındadır

- Biz, Kürt perspektifine sahip bir siyasi partiye ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Kürt halkının oy verebileceği modern siyasi bir parti kurmalıyız. Her ne kadar PKK, Kürtleri siyasi olarak temsil ettiğini iddia etse de, Kürtlerin arasında ancak %16 civarında bir taraftar kitlesi var. Kürtlerin en az %80’i PKK’nin dışındadır. O yüzden Kürtlerin, Kürt toplumunun tüm tabaka ve kesimlerini kucaklayabilecek modern bir siyasi partiye ihtiyacı var. Uzun bir süredir böyle bir partinin kurulması için çalışıyoruz ve önümüzdeki yakın bir zamanda bu amaçla geniş bir toplantı düzenleyeceğiz; toplantıdan sonra da partinin kuruluş çalışmalarına başlayacağız.

 

Kürt Halkının Silahlı Mücadelede Hiçbir Çıkarı Yok

Arif Zerevan: – PKK, Kürdistan’ın kuzeyindeki Kürt mücadelesini bir “terör” görüntüsüne, kalıbına sokmuş. Kürt mücadelesinin bu “terör” görüntüsünden kurtulması için siz nasıl bir mücadele vereceksiniz?

Şerafettin Elçi: - Biz siyasetimizi, hiç kimseye karşı düşmanlık temelinde kurmayız. PKK taraftarlar çok büyük bir çoğunluğu temiz ve yurtsever Kürtlerden oluşuyor. Onlar kendi milli duyguları nedeniyle PKK’nin peşine düşmüşler, o bakımdan onlar kardeşlerimizdir. Bir yandan onların PKK’den ayrılıp bize katılmaları için mücadele edeceğiz, diğer yandan aynı zamanda silahlı mücadeleden uzak duracağız. Bugün Kürt halkının silahlı mücadelede hiçbir çıkarı yoktur, o yüzden silahlı mücadele verenler ile kendi aramızda kalın hatlar çizeceğiz. İnanıyorum ki, Kürt halkı da, kendisinin açık ve barışçıl bir siyasetle daha güçlü olacağı kanaatine ulaşmıştır. Biz Kürt halkının sivil ve demokrat temsilcileri olmak istiyoruz ki, dünya da bizimle ilişki kurabilsin ve bizimle dayanışma içinde bulunabilsin.

 

Dünya PKK’nin Dışındaki Siyasi Bir Partiyi Destekleyecek

- Bu arada dış ülkeler ve yabancı diplomatlarla da ilişkilerimiz var. Onlar da, bize, Kürt halkına yapılan haksızlıklara razı olmadıklarını, ancak Kürtlere yardım edebilmeleri için Kürtlerin şimdiye kadar siyasi olarak kendilerini kanıtlayamadığını söylüyorlar. Türkiye, “terörizm” bahanesiyle dünyayla ilişki kurma kapısını Kürtlere kapamıştır. Bu bağlamda Türkiye, “teröre” karşı mücadele veriyorum dediği sürece, Avrupa ona, “teröre” karşı savaşma diyemez. Dünyaya diyoruz ki, biz de, teröre karşıyız ve terörizme karşı mücadele vereceğiz. Avrupa ve dünya da bize, siz PKK’nin dışında demokratik ve barışçıl bir siyaset izleyecek bir parti kurduğunuz zaman, size yardım edeceğiz diyor.

 

Kürtlerin Bütün Türkiye’yi Yönetebilme İmkânı Var

Arif Zêrevan: – Türk devlet yetkilileri de hep, Kürdistan’ın kuzeyindeki Kürt davasının siyasileşmesinden korktuklarını ve PKK “terörü”nden korkmadıklarını söylüyorlar. Bu bağlamda eğer Kürtler, siyasete önem verip, Kürt halkının sivil potansiyelini değerlendirebilirlerse, bu PKK’nin savaşından daha iyi ve daha etkin olmaz mı?

Şerafettin Elçi: - Eğer Kürtler birlik olup, silaha ve teröre karışmamış bir partiyi kurabilirlerse, inanıyorum ki, Kürtlerin siyasi gücü askeri kuvvetten çok daha etkili olacaktır ve Kürtlerin siyasi olarak sadece Kürdistan’a değil bütün Türkiye’ye hâkim olabilmeleri mümkündür. Kürtlerin bütün Türkiye’yi yönetebilecek imkânı ve fırsatı var. Neden? Bugün Türkiye’de Kürtlerin dışında, Türklerin kendisine de ve diğer milletlere de büyük haksızlıklar yapılıyor. Bu nedenle eğer Kürtler kalkıp, hem kendi haklarını hem de haksızlığa uğrayan Türklerin ve Türkiye’deki diğer grupların haklarını savunurlarsa, onlar da Kürtlerle dayanışma içinde olabilirler. Ayrıca bilinmelidir ki Kürt halkı, iradeli bir halktır; kötülük de yapabilir iyilik de; iyiliği de yaparsa iyi yapar, kötülüğü de yaparsa çok fena yapar.

- Bugün Kürtlerin en büyük felaketi o ki, Kürtlerin tüm mertliği, cengâverliği ve iyilikseverliği kötü bir yolda harcanıyor. Eğer Kürtler bu erdemlerini, iyi bir yolda kullanabilirlerse, siyasette çok önemli ve büyük bir rol oynayabilirler. Bunun somut örneği de Kürtlerin Kürdistan’ın güneyinde Ortadoğu’da örnek olabilecek bir demokrasi kurmuş olmalarıdır. Bu bağlamda Irak’ın tüm halkı Kürtlerden ders alabilir. Siz de benim gibi oradaydınız; Kürtler birleşik hükümetlerini kurdukları sırada, parlamento toplantısında Şii Arapların temsilcisi, Kürtlerin Saddam diktatörlüğünden sadece kendilerini kurtarmadıklarını, aynı zamanda Irak Araplarının hepsini diktatörlükten kurtardıklarını belirtirken, Kürtlerin, Şii ve Sünni Araplar arasındaki sorunları da çözdüklerini söyledi.

 

Kürtler Selahaddini Eyubi Dönemindeki Gibi Bir Rol Oynayabilirler

- Kürtler bugün de, Selahaddini Eyyubi dönemindeki gibi bir rol oynayabilirler. Nasıl ki o zaman Kürtler, Ortadoğu’nun tümünde huzur, refah sağladılar, insanlık, ilerleme getirdiler, medeniyet kurdular ve düşmanlarına karşı da merhametli olmuşlarsa, bugün de aynı rolü oynayabilirler. Kürtlerin ruhunda bu erdemler var. Eğer Kürtlerin eline fırsat geçerse, inanıyorum ki, Ortadoğu’nun başarısı da Kürtlerin eliyle olacaktır. Bizim kuzeyli Kürtlerin eksiklikleri çok fazla, eğer doğru yola girebilirsek, Türkiye’nin tümünü idare edebilecek erdem ve yeteneğe sahip bir millet olduğumuza inanıyorum. Hem kendimiz için hem de bütün beşeriyet için bu öncü rolü oynamak biz Kürtlerin görevidir.

 

Kürtler Ayrılırsa AB Türkiye’yi Kabul Etmez

Arif Zêrevan: – Bir defa, bir rüyamı Kürdistan’ın güneyindeki büyük bir Kürt önderine anlattım ve yorumlamasını istedim, kısaca şöyle dedim: “ Önümüzdeki 10-15 yıla kadar hem Kürdistan’ın güneyinde bağımsız bir Kürt devleti kurulacak hem de Kürdistan’ın kuzeyinde Kürtler öyle bir aşamaya gelecekler ki, Türklerle federasyondan daha aşağı bir anlaşmayı kabul etmeyecekler. Bu durumda ya Türkler, Kürdistan’dan ayrılıp bağımsız bir şekilde AB’ye tam üye olacaklar ya da bir federasyon çatısında Kürtler ve Kürdistanla birlikte yaşayacaklar.” Kürt önder de, “Bu, hiç uzak bir ihtimal değil” dedi. Siz ne düşünüyorsunuz?

Şerafettin Elçi: - Söz ettiğiniz bu rüyayı, ben de görmüşüm! Bu, benim de rüyam. Ancak benim gördüğüm rüya ile sizin gördüğünüz rüya arasında bir fark var: Eğer Türkler bu barbarlıklarında ısrar ederlerse (Türklerin bu barbarlık zihniyeti göçebelik döneminden geliyor), bu, onlara kalmaz. Ya Türkler bu barbarlıklarından vazgeçecekler, ya da Kürtlerle Türkler iki farklı millet olarak, eşit bir şekilde, huzur içinde bu devleti yönetecekler veya bu devlet iki parçaya bölünecek; parçanın birisi Kürtlerin diğer parça da Türklerin olacak. İkimizin rüyasının arasındaki farka gelince o da şudur: Eğer bugünkü Türkiye parçalanır ve Kürdistan ayrılırsa, Türkiye AB’ye üye de olamaz çünkü kimse böyle küçülmüş ve bu idare anlayışına sahip olan bir Türk devletine değer vermez.

 

Amerika ve AB’nin Tüm Hesapları Ortadoğu İle Kafkasya Üzerinedir

- Amerika ve AB’nin Türkiye üzerindeki tüm hesapları, Ortadoğu ile Kafkasya kapısı üzerinedir. Eğer Kürtler ve Kürdistan Türkiye’den ayrılırsa, artık Türkiye’nin Ortadoğu, Kafkasya ve Asya ile bir ilişkisi kalamaz. Türklerin başına en büyük felaket o zaman gelir, çökerler, perişan olurlar. O yüzden aklı başında her Türk anlamalıdır ki, Kürtlerin önderliği Türklerin de hayrınadır. Biz Türklerin yararını düşünüyoruz ve kişi olarak hayatımda hiçbir zaman hiçbir kişinin ve hiçbir milletin düşmanlığını yapmamışım. Halkımıza hak ve adalet istiyoruz, Türklerin iyiliğini düşünüyoruz, onlara da haksızlık yapılmasını istemiyoruz. Türklere yapabileceğimiz çok büyük bir hayır var ki, o da onları o zalim görüntülerinden kurtarabilmektir. Eğer onları o zulüm görüntüsünden kurtarabilirsek, bu, bizim onlara en büyük sevabımız olur.

 

Türkiye Varlığını Kürtler Borçludur

Arif Zêrevan: – Türk milleti, bir bakıma Türkiye Cumhuriyetinin “üretimi”dir. Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Türkiye Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Türklerin uluslaşma sürecini tamamlamadığını söylüyorlar; yani daha Türk milleti tam olarak oluşmamıştır diyorlar. Acaba Türklerin Kürtlere karşı bu kadar korku duyması, “Eğer devletimiz çökerse milletimiz de dağılır kalmaz” şeklindeki endişesinden mi kaynaklanıyor?

Şerafettin Elçi: - Zaten Türklerin tüm korkusu da ondandır. Eğer Türkler, Kürtlerin miskin duracağına, hiçbir talepte bulunmayacağına kanaat getirirseler belki biraz rahat, nefes alabilirler. Ancak Türkler çok iyi biliyorlar ki, Kürtler içinde bulundukları bu duruma asla razı olmayacaklardır. Şimdiye kadar Türkler Kürtlerin sayesinde varolmuşlardır. Safevilere karşı verilen Malazgirt ve Çaldır Savaşlarını Kürtlerin sayesinde kazandılar; en son olarak Osmanlının dağılmasından sonra da Türkler yine Kürtlerin sayesinde bu devleti kurabildiler ve şimdi de Kürtlerin sayesinde yaşıyorlar.

- Atatürk’ün bu devleti inşa etme prensiplerinde, amacın, “Türk” milleti adında bir millet yaratmak olduğu belirtiliyor. Eğer daha önce böyle bir millet var olmuş olsaydı, icat edilmesine gerek kalmazdı. Yani bu devlet adı “Türk” olan bir milleti icat etmek istedi ama bu nasıl olacaktı; burada bulunan diğer milletlerin ortadan kaldırılmasıyla. O nedenle devlet var olan diğer milletlere karşı, soykırım, sürgün, zorla göç ve asimilasyon politikalarını uyguladı. Eğer bugün Kürtler ayrılırsa Türkler kendi içinde kalan diğer milliyetleri de idare edemezler.

- “Derin vadilerde yatıp kâbuslar görmeye” gerek yok. Medeni insanlar gibi Kürtlerle oturup bu meseleyi hal etsinler. Dünyada ve Avrupa’da bu meseleler nasıl çözümlenmişse, Türkiye’de de o şekilde çözülsün. Avrupa’da, Amerika’da federal sistemler var, Irak’ta da federal sistem var. Eğer Türkler akıllı olsalar böyle bir çözüm yolunu seçecekler, yok eğer bu aklı kullanmayacaklarsa bu işin sonu onlar açısından çıkmazdır.

 

Türkiye’de Asker Kendini Devletin Sahibi Olarak Görüyor

Arif Zêrevan: – Türkiye’de Recep Tayip Erdoğan’ın AKP hükümeti ile askerler arasında bir çatışma var. Ordu, açık ve gizli güçleriyle AKP’ye karşı tutum alıyor. AKP de emrindeki polisi ve idari sistemi kullanarak askerlerin planlarını açığa çıkarmaya çalışıyor. Size göre bu çatışmayı AKP mi kazanır yoksa ordu mu?

Şerafettin Elçi: - Türkiye’de asker kendini devletin sahibi olarak görüyor; asker, ordu devletindir demiyor, devlet ordunundur diyor. Bu devletin kuruluş temeli atılırken, bunun için bazı temel prensipler tespit edildi. Bunlar da “Atatürk’ün İlke ve İnkılapları”ydı. Kim bu prensiplerin dışında kalırsa, ordu, onun bu devlete hükmetmesine izin vermez. Onların arasındaki bu çatışmanın nedeni budur. Recep Tayip Erdoğan dini gelenekten geliyor. Biz Kürtler nasıl ki bu Kemalist rejimin mağdurları olmuş ve ondan zulüm görmüşsek, dindar insanlar da bu rejimden zulüm görmüşler. Devletin nezdinde onlar da, biz Kürtler gibi makul insanlar değiller. Devlet tıpkı Kürtleri kendine yandaş görmediği gibi dindarları da kendine yandaş olarak görmüyor.

 

Türkiye Halkı Ordunun Benimsediği Partiye Değil,

Ordunun Sevmediği Partiye Oy Veriyor

- Ordu, Türkiye’de otoritenin dindarların elinde bulunmasını, dindarların Türkiye’yi idare etmesini hazmetmiyor, hazmetmek de istemiyor. Türkiye’deki milletler askerden korkuyor ve askerleri sevmiyorlar. Her fırsatta Türkiye’deki halklar, askerlere karşı olan güçleri desteklemişlerdir. Demokrat parti döneminde böyle oldu; Turgut Özal döneminde de böyle oldu ve yine Recep Tayip Erdoğan döneminde böyle oldu. Yani asker hangi partiyi benimsiyorsa, Türkiye halkları ordunun benimsediği partiye değil onun inadına diğer partilere oy veriyor. Şimdi TSK, gizli planlarla AKP hükümetini yıkmaya çalışıyor.

- Ordu, elinden geldiği kadarıyla, bu hükümeti seçim yoluyla düşürmek istiyor ancak seçimle düşmezse, bizzat askeri müdahalede bulunacak. Ne var ki askerler de, bugünkü dünya konjonktüründe askeri bir darbenin itibar görmeyeceğini biliyorlar. O nedenle, ordu askeri bir darbe yapmaksızın, devletin kaderini kendi elinde tutmak istiyor; sivil bir hükümetin olmasını da istiyor ancak bu hükümetin orduya bağlı olması gerekiyor. Başı ordunun içinde bulunan derin devletin kolları adalet, üniversite, sivil ve bürokrasi kurumlarının içinde yer alıyor; bazı faşist gruplar ve bazı sivil siyasi güçler de yine bu derin devlet yanlısıdır. Ordu gerekli gördüğünde tüm bu kurumları kullanarak hükümete engeller çıkarıyor.

 

Devletin İçinde Değişiklikler Olmuştur

- Devletin içinde de bugün büyük değişiklikler olmuştur. Daha önce devletin beyni olan ve devletin kaderini belirleyen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) vardı. MGK direkt orduya bağlıydı ve onun başında bir general bulunuyordu. Recep Tayip Erdoğan döneminde bu konuda kansız bir devrim yaşandı diyebiliriz. Şimdi MGK Genel Sekreteri hükümete bağlıdır. Yine Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) daha önce tamamıyla generallerin elindeydi ve her zaman onun başkanı da bir generaldi. Turgut Özal döneminde MİT’in başkanlığı hükümetin eline geçti. Şimdi MİT de, ordunun Türkiye’nin mutlak hâkimi olmasını istemiyor. Asker devlete hâkim olduğu zaman, polisin, emniyet güçlerinin bir itibarı ve rolü kalmıyor. O nedenle polis ve emniyet güçleri sivil otoriteyi destekliyor.

 

Ordu ile AKP Arasında Kıran Kırana Bir Mücadele Var

- Her iki taraf arasında çok hararetli bir mücadele var; her biri halkı kendi tarafına çekmek istiyor. Bazen askerler öyle bir plan uyguluyorlar ki, insan, hükümete hiçbir yol kalmadı ve hemen düşecektir şeklinde bir kanıya kapılıyor. Örneğin Danıştay’a yapılan saldırıyla Türkiye’nin siyasi iklimi değişti, herkes hükümetin artık iktidarda kalamayacağını ve düşeceğini düşündü. Hükümet içinde bulunan benim arkadaşlarım da, hükümetin kendisinin de böyle bir paniğe kapıldığını, hükümette kalıp kalmayacağını bilmediklerini bana söylediler. Ancak MİT ve emniyet güçleri, anında askerlerin bu planının yönünü değiştirdi, önünü kesti, faillerini açıkladı ve bu komplonun başının askerlere uzandığını açıkladılar. Komplonun açığa çıkmasıyla kamuoyu gördü ki, bu, tamamıyla askerlerin hükümeti düşürme planıdır. Şemdinli olayında da yine askerlerin planı aynı şeydi. Devletin gizli güçlerinin Şemdinli’de uyguladığı plana göre halk, yapılan bu provokasyona karşı ayaklanacaktı; Kürdistan’ın güneyi bu ayaklanmanın destekleyicisi olarak gösterilecekti ve bu plana göre ordu hem AKP hükümetini düşürecek hem de Irak Kürdistanı’na müdahale edecekti. Ne var ki, Şemdinli halkı bu planı boşa çıkarttı ve failleri suçüstü yakaladı.

AKP Kürt Meselesine Bir Çözüm Yolu Bulmak İster…

Arif Zêrevan: – Ordu ve AKP arasındaki bu çatışmalarda, PKK ve onun lideri Öcalan, orduyu destekliyor. Recep Tayip Erdoğan da, bir yandan askerin siyaset üzerindeki etkisini azaltmak isterken diğer yandan PKK’nin de etkisini kırmak için, PKK’yi “kendi Kürt vatandaşlarının temsilcisi olarak” kabul etmiyor. Eğer Recep Tayip Erdoğan bu politikasında başarılı olursa, bunda Kürtlerin ne yararı olur?

Şerafettin Elçi: - Eğer Türkiye’deki sivil otorite tamamıyla AKP’nin eline geçerse, inanıyorum ki, AKP de Kürt meselesine bir çözüm bulmak isteyecektir. Çünkü AKP de çok iyi biliyor ki, Kürt meselesi çözüme kavuşmadığı sürece, ordunun ve “derin devletin” gizli güçleri söz sahibi olacak ve Türkiye’nin asıl iktidarı da bu güçlerin elinde olmaya devam edecektir. Ne yazık ki Türkiye’de hala Kürtlerin ve Kürt meselesinin kaderi ordunun elindedir ve ne yazık ki, hükümet ile ordu arasındaki zıtlaşmada PKK orduyu destekliyor. PKK lideri bugün Türk ordusunun özel birimlerinin kontrolündedir ve biz, Abdullah Öcalan’ın kendisinin mi böyle bir politikayı benimsediğini ya da askerler tarafından mı bu politikaya zorlandığını bilmiyoruz. Ancak pratikte görüyoruz ki, maalesef, o da askerlerin politikasına benzer bir politika yürütüyor…

 

Kaynak: Serbestî: 24

* Başlık ve ara başlıklar Serbestî tarafından düzenlenmiştir.

Share

Şîrove bike

1 Sirov ji bo "Şerafettin ELÇİ/ Kürtlerin Öncülüğü Türklerin de Hayrınadır"

  1. Serbestî 24 : Kovarabir on Per, 9th Şub 2012 21:31 

    [...] Kürtlerin Öncülüğü Türklerin de Hayrınadır /Şerafettin Elçi/ 36 [...]

Hun dikarin şîroveya xwa binivsînin...
Heke hun dixwezin wêneyê we xuya bibe, herin agravatar!