Öz

Bu makale, Kürd ulusal sorununu ulus-devlet kuramları çerçevesinde ele almakta ve Abdullah Öcalan’ın ulus-devlet eleştirisini bu kuramsal literatürle karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Çalışmanın temel savı, Kürd ulusal sorununun modern ulus-devlet inşasının yapısal bir sonucu olduğu ve Kürdlerin devletleşme talebinin, ulus-devlet kuramları açısından istisnai değil, tarihsel olarak öngörülebilir bir durum olduğudur. Ayrıca Öcalan’ın sıkça kullandığı “demokratik konfederalizm”, “kapitalist modernite” ve “demokratik ulus” kavramlarının, yerleşik siyaset bilimi literatürüyle örtüşmediği ve Kürd ulusal sorunu için genellenebilir, analitik bir çözüm üretmediği ileri sürülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Kürd ulusal sorunu, ulus-devlet, ulusçuluk, konfederalizm, modernite, demokratik ulus

Giriş

Ulus-devlet, modern siyasal düzenin temel örgütlenme biçimi olarak ortaya çıkmış; siyasal egemenlik, ülke, vatandaşlık ve kolektif kimlik bu yapı içinde tanımlanmıştır. Ulus-devlet kuramları, ulusu tarih dışı veya doğal bir gerçeklik olarak değil, modernleşme süreçleri içinde inşa edilen tarihsel bir olgu olarak ele alır. Bu yaklaşım, Kürd ulusal sorununun etnik ya da kültürel bir “uyumsuzluk” meselesi değil, doğrudan ulus-devlet inşasının yapısal bir sonucu olarak değerlendirilmesini mümkün kılar.  Bu makalenin amacı, Kürd ulusal sorununu Hagen Schulze, Ernest Gellner, Benedict Anderson, Charles Tilly ve Max Weber ulus-devlet görüşleri doğrultusunda incelemek ve Abdullah Öcalan’ın ulus-devlet eleştirisinin bu kuramsal çerçeveyle neden örtüşmediğini ortaya koymaktır.

Ulus-Devletin Kuramsal Çerçevesi

Ulus-devlet kuramlarının ortak noktası, ulusu doğal veya tarih dışı bir varlık olarak değil, modern devletin ve modernleşme süreçlerinin ürünü olarak ele almalarıdır. Schulze’ye göre "ulus, kimliğini devlet içinde bulur ve geliştirir.”[1] Ernest Gellner’e göre “ulus da devlet gibi evrensel bir zorunluluk değil, bir olumsallıktır. Ne uluslar ne de devletler her çağda ve her türlü koşullarda var olurlar.”[2] Ulusçuluk, sanayi toplumunun kültürel türdeşlik ihtiyacından doğar; bu süreçte devlet, ulusçuluğun ve kültürün bütünselliğini sağlar ve onu “ulus” olarak tanımlar.[3] Benedict Anderson ise ulusu, üyelerinin birbirini tanımamasına rağmen ortak bir aidiyet duygusu geliştirdiği “hayal edilmiş bir siyasal topluluk” olarak tanımlar. Bu cemaat, ortak dil, basın ve eğitim aracılığıyla inşa edilir.[4] Charles Tilly, modern devletin savaş, zor kullanımı ve vergi toplama süreçleri üzerinden şekillendiğini vurgularken[5]; Max Weber devleti, “toplumda meşru şiddet tekelini elinde bulunduran kurumdur.”[6]  olarak tanımlar. Bu kuramsal çerçeve, ulus-devletin hem kapsayıcı hem de dışlayıcı bir yapıya sahip olduğunu açık biçimde göstermektedir.

Kürd Ulusal Sorunu: Ulus-Devletin Yapısal Bir Sonucu

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de kurulan ulus-devletler; tek dil, tek ulusal kimlik ve merkeziyetçi bir bürokratik yapı temelinde inşa edilmiştir. Bu süreçte Kürdler, ayrı bir dilsel ve kültürel topluluk olmalarına rağmen, egemen ulus tanımının dışında bırakılmıştır.

Gellner’in de belirttiği gibi modern devlet, “her şeyden çok bir dinin değil, bir kültürün koruyucusu ve kaçınılmaz olarak türdeş ve standartlaştırıcı bir eğitimin sürdürücüsüdür.”[7] Bu nedenle Kürd ulusal sorunu, devletlerin “yanlış tercihleri”nden çok, ulus-devlet formunun yapısal bir sonucudur. Anderson’ın kavramsallaştırmasıyla ifade edilecek olursa, Kürdler egemen “hayali cemaat”in dışında bırakılmıştır.

Kürd Devletleşmesi ve Ulus-Devlet Kuramları

Ulus-devlet kuramları açısından Kürdlerin devletleşme talebi teorik olarak olağandışı değildir. Anderson’a göre ortak tarih anlatısı, dil ve kolektif hafıza, ulus inşası için yeterli unsurlardır; Kürdler bu unsurların tamamına sahiptir. Gellner açısından bakıldığında ise modern eğitim, kentleşme ve siyasal mobilizasyon süreçleri, Kürd milliyetçiliğini tarihsel olarak kaçınılmaz kılmıştır. Tilly’nin yaklaşımı, devletleşmeyi ahlaki bir hak meselesi olarak değil, siyasal ve örgütsel kapasite meselesi olarak ele alır[8]. Bu çerçevede Kürd devletleşmesi, modern ulus-devlet sisteminin bir istisnası değil, mantıksal bir sonucudur.

Abdullah Öcalan’ın Ulus-Devlet Eleştirisi

Abdullah Öcalan, ulus-devleti tarihsel bir siyasal form olarak analiz etmekten ziyade, normatif ve ahlaki bir düzlemde “baskıcı” ve “özünde sorunlu” bir yapı olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, ulus-devlet kuramlarından belirgin biçimde ayrılmaktadır. Öcalan’ın eleştirisindeki temel sorun, bu eleştirinin asimetrik olmasıdır. Kürdlerin devletleşmesi reddedilirken, Türkiye, İran, Irak ve Suriye ulus-devletlerinin varlığı fiilen veri kabul edilmektedir. Bu durum, eleştirinin genel ve tutarlı bir teori olmaktan çok, bağlamsal ve siyasal bir tutum niteliği taşıdığını göstermektedir.

“Demokratik Konfederalizm” ve Kavramsal Belirsizlik

Siyaset bilimi literatüründe konfederalizm, egemen ve bağımsız siyasal birimlerin kendi rızalarıyla oluşturdukları bir siyasal birliktir.[9] Öcalan’ın kullandığı “demokratik konfederalizm” kavramı ise ne egemen siyasal birimlere ne de açık bir hukuki ve anayasal çerçeveye dayanmaktadır. Bu nedenle kavram, analitik bir modelden çok normatif bir ideal olarak kalmaktadır.

Benzer biçimde “kapitalist modernite” kavramı da modernite ve kapitalizm literatüründe yerleşik bir karşılığa sahip değildir. Oysa modernite, tarihsel olarak modern devlet ve kapitalist üretim ilişkileriyle birlikte ortaya çıkmıştır.

Aynı şekilde “demokratik ulus” kavramı da siyaset bilimi ve sosyal bilimler açısından analitik bir içeriğe sahip olmayan, belirsiz bir terimdir.

Ulus ve Devlet: Kuramsal Bir Ayrım mı, Tarihsel Bir Birliktelik mi?

Ulus-devlet kuramlarının ortak kabulü, ulusun modern devlet formu içinde ortaya çıktığı yönündedir. Schulze’ye göre modern devlet, Rönesans döneminde feodal yapının içinden çıkarak Kilise’nin denetiminden kurtulmuş ve bağımsız bir siyasal iktidar hâline gelmiştir.[10] Gellner’e göre, “ulusçuluk, ulusların bir ürünü değildir, tam tersine, ulusları meydana çıkaran ulusçuluğun kendisidir.”[11] Ve “ulusçuluğun, yalnızca devletin varlığının zaten bir veri olarak kabul gördüğü ortamlarda meydana çıktığı görülüyor.”[12] Demek ki, ulusları meydana çıkaran ulusçuluğu da ortaya çıkaran devlettir.  Anderson, “ulus egemen olarak hayal edilir.”[13] Yani ulusu, modern iletişim araçları ve devlet destekli eğitim sistemleri sayesinde kurulan “bir hayali siyasal topluluk” olarak tanımlar.

Bu nedenle ulus, devletten bağımsız, kendi başına var olan bir “toplum türü” değildir. Tarihsel olarak kent-devleti → kent toplumu, feodal devlet → feodal toplum, modern devlet → ulus biçiminde bir dönüşümden söz edilebilir. Bu dönüşümde ulus, devletin yerine geçen değil, devletin modern biçimiyle birlikte ortaya çıkan bir olgudur. Güncel siyasal dilde “Birleşmiş Milletler” veya “uluslararası hukuk” gibi kavramların kullanımı da bunu doğrulamaktadır.

Demokrasi Nedir? Ulusun mu, Devletin mi Niteliğidir?

Demokrasi, siyaset teorisinde ulusun değil, devletin bir yönetim biçimi olarak tanımlanır. Aynı şekilde demokrasi, faşizm, liberalizm veya sosyalizm gibi kavramlar, ulusun değil, devletin yönetim biçimidir. Bu nedenle “demokratik ulus” ifadesi, ancak bir devlet düzeni içinde anlam kazanabilir; devletsiz bir toplumsal yapı için demokrasi kavramı analitik olarak belirsizdir.

“Demokratik Ulus” Kavramının Kuramsal Sorunu

Öcalan’ın kullandığı “demokratik ulus” kavramı ciddi bir kuramsal sorun üretmektedir. Ulus, devletten bağımsız bir toplumsal form değilse ve demokrasi devletin bir yönetim biçimiyse, “demokratik ulus” ifadesi şu soruyu doğurur: Demokratik olan nedir; ulus mu, devlet mi? Bu belirsizlik, kavramın örtük biçimde “demokratik ulus-devlet” anlamına geldiğini düşündürmektedir. Ancak ulus-devlet açıkça reddedildiği için bu örtük anlam dile getirilmemektedir. Bu durum, kavramın analitik değil, retorik bir yeniden adlandırma olduğunu göstermektedir.

Kürd Ulusal Sorunu Bağlamında “Demokratik Ulus”

Kürd ulusal sorunu açısından “demokratik ulus” kavramı, Kürdlerin devletleşmeden ve açık bir anayasal statüye kavuşmadan, egemen ulus-devletler içinde yaşamalarını öngören muğlak bir siyasal çerçeve sunmaktadır. Oysa ulus-devlet kuramları, statüsüzlüğün kalıcı bir çözüm üretmediğini göstermektedir. Schulze, Gellner ve Anderson’ın analizleri, ulusal kimliğin siyasal kurumsallaşma olmaksızın uzun vadede korunamayacağını ortaya koyar. Bu bağlamda “demokratik ulus”, Kürdler açısından ne eşit haklara dayalı bir federasyon modeli ne de bir devletleşme modelidir. Dolayısıyla üçüncü bir yol üretmemekte, siyasal belirsizliği kalıcı hâle getirmektedir.

Abdullah Öcalan’ın Yaklaşımının Genel Değerlendirmesi

Öcalan’ın “demokratik konfederalizm”, “kapitalist modernite” ve “demokratik ulus” kavramları ortak bir sorunu paylaşmaktadır: Yerleşik siyaset bilimi kavramlarını açıklamak yerine, onları yeniden adlandırmakta; ancak bu yeniden adlandırma analitik bir netlik üretmemektedir. Ulus-devlet eleştirisi, tüm ulus-devletleri kapsayan tarihsel ve karşılaştırmalı bir çerçeve sunduğunda tutarlı olabilir. Öcalan’ın yaklaşımı ise Kürd ulusu için devletleşmeyi reddederken, mevcut ulus-devletleri fiilen veri kabul etmektedir. Bu durum, eleştirinin asimetrik ve normatif olduğunu göstermektedir. Kürd ulusal sorunu bağlamında siyasal çözümler, ancak açık statüler, kurumsal güvenceler ve net kavramsal çerçeveler üzerinden tartışıldığında anlamlı olabilir. Bu çerçevede siyasal, kültürel bakımından eşit haklara dayalı federasyon ve devletleşme, ulus-devlet kuramları açısından teorik olarak meşru iki temel çözüm seçeneği olarak ele alınabilir.

Sonuç

Bu makale, Kürd ulusal sorununun modern ulus-devlet inşasının yapısal bir sonucu olduğunu ve Kürdlerin devletleşme talebinin ulus-devlet kuramları açısından teorik olarak meşru bir zemine sahip bulunduğunu göstermiştir. Abdullah Öcalan’ın ulus-devlet eleştirisi ise kavramsal belirsizlikler ve asimetrik yaklaşımı nedeniyle Kürd ulusal sorunu için genellenebilir ve tutarlı bir teorik çerçeve sunamamaktadır. Ulus-devlet eleştirisinin bilimsel bir katkı sunabilmesi, ancak tüm ulus-devletleri kapsayan tarihsel ve karşılaştırmalı bir analizle mümkün olabilir.


21.12.2025/Diyarbekir


[1] Hagen Schulze, Avrupa’da Ulus ve Devlet Literatür Y. 2005, İstanbul, s. 195

[2] Ernest Gellner, Uluslar ve Ulusçuluk, çev. Büşra Ersanlı, Hil Yayınları, İstanbul, 2006, s. 77

[3] Gellner, age, s.137-138

[4]  Benedict Anderson, Hayali Cemaatler, Metis. Y.2009, İstanbul, s.21-22

[5] Charles Tilly, Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu, çev. Kudret Emiroğlu, İmge Kitabevi, Ankara, 2001, s. 67–72

[6] Max Weber, aktaran, Gellner, age, s. 73

[7] Gellner, age, s. 201

[8] Tilly, Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu, s. 50-61

[9] Oktay Uygun, Federal Devlet 2002, İstanbul, XII Levha Y. S. 133-137

[10] Schulze, age s. 68

[11] Gellner, age, s.138

[12] Gellner, age, s. 75

[13] Anderson, age, s. 21