Bu çalışma, Kürdlerin modern uluslaşma sürecinin en kritik dönemlerinden biri olan 1900–1925 yılları arası kurulan cemiyetler, basın-yayın faaliyetleri, ulusal kimlik arayışları sonucu meydana gelen siyasi örgütlenmeleri bütüncül bir bakış açısıyla analiz etmeye çalışmaktadır.
Kürdlerin modern tarihsel serüveninde 1900 ile 1925 yılları arasında yaşanan siyasal, toplumsal ve düşünsel dönüşümlerin, yalnızca bir dönem anlatısı olarak değil, aynı zamanda bir zihniyet kırılması olarak anlaşılması gerektiğine işaret etmektedir. Dört parçada farklı siyasal koşullara rağmen benzer yapısal dinamiklerle karşı karşıya kalan Kürd toplumu, bu çeyrek asırlık süreçte hem modern ulus fikrinin somutlaşmasına hem de geleneksel otorite biçimlerinin çözülmesine tanıklık etmiştir. Bu çalışmayla hedeflenen, söz konusu tarihselliği yalnızca kronolojik olaylar bağlamında değil, aynı zamanda bu olayların ardındaki ideolojik, toplumsal ve kültürel mantığı görünür kılmaya çalışan bir okuma çabasıdır.
1900 ile 1925 yılları arasında Kürdlerin yaşadığı siyasal dönüşüm, aynı zamanda Ortadoğu’nun modern tarihsel yapılanmasını belirleyen önemli süreçlerden birini oluşturur. Bu dönem, yalnızca Kürd toplumunun kendi iç dinamiklerinde değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması, bölgesel güç dengelerinin yeniden kurulması ve modern ulus-devlet paradigmasının yaygınlaşması bağlamında da çok katmanlı bir kırılma noktası niteliğindedir. Dolayısıyla bu çeyrek asrı incelemek, sadece Kürd siyasi tarihinin değil, modern Orta Doğu’nun genel tarihsel oluşumunun anlaşılması bakımından da zorunludur. Bu çalışma, söz konusu dönemin siyasal, toplumsal ve entelektüel dönüşümünü cemiyetler, yayınlar ve kimlik politikaları üzerinden değerlendirerek, erken modern Kürd ulusal bilincinin oluşumunu tarihsel bağlamı içinde analiz etmektedir.
19. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezileşme politikaları, uzun süre “eyalet-hükümet-yurtluk–ocaklık-ülkelik” gibi özerk statülerle yönetilen Kürd mirliklerinin sonunu hazırlamış, bu durum Kürdistan’da geleneksel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Mirlik sisteminin çöküşü, boşalan otorite alanını şeyhler, tarikatlar ve dini önderlik kurumları doldurmuş; özellikle Nakşî ve Kadiri şeyhlerinin siyasal nüfuzu büyük ölçüde artmıştır. Bu tarihsel dönüşümün somut siyasal tezahürü, 1880’de Şeyh Ubeydullah Nehrî’nin hem Osmanlı hem İran idaresine karşı yürüttüğü ve Kürdlerin ayrı bir millet olduğu fikrini uluslararası arenada açıkça dile getiren ayaklanmadır. Şeyh Ubeydullah’ın 1880 tarihli mektubunda Kürdlerin ortak dile, kültüre ve geleneğe sahip müstakil bir ulus olduğu vurgulanmakta; Osmanlı ve İran’ın baskıcı yönetimlerini kabul etmeyeceklerini belirtmektedir. Bu söylem, Kürd ulusal bilincinin modern dönemdeki ilk siyasal ifadesi olarak geniş bir literatür tarafından kabul edilmektedir.
Modern Kürd ulusal bilincinin teşekkülünde basın-yayın faaliyetlerinin, cemiyetleşmenin ve entelektüel üretimin üstlendiği rol, dönemi anlamak açısından hayati bir önem taşımaktadır. 20. yüzyılın başına gelindiğinde, Kürd aydınları arasında modernleşme, milliyetçilik ve siyasi örgütlenme yönelimleri belirginleşmiştir. 1898’de Kahire’de Bedirhan ailesi tarafından çıkarılan Kurdistan gazetesi, hem modern Kürd basınının başlangıcı hem de ulusal kimliğin kültürel düzlemde inşasında önemli bir başlangıçtır. Gazetenin çıkışı, Kürd toplumunda yazılı kültürün, kamusal tartışma alanının ve siyasal farkındalığın gelişmesinde belirleyici olmuştur. Bunu takiben 1900’de kurulan Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti, bilinen ilk modern Kürd örgütü olarak, Kürdlerin siyasal taleplerinin dernekleşmiş bir formda görünür olmasını sağlamıştır.
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı, Osmanlı bünyesindeki tüm etnik gruplarda olduğu gibi Kürdlerde de siyasal mobilizasyonu hızlandırmıştır. İstanbul’da kurulan Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti, eğitim, kültür ve dil alanlarında faaliyet göstermiş; Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi aracılığıyla Kürd kimliğini Osmanlı parlamento tartışmalarının gündemine taşımıştır. Aynı dönemde üniversite öğrencilerinin kurduğu Kürd Talebe Hêvî Cemiyeti, Rojî Kurd ve Hetawî Kurd gibi yayınlarla Kürd diline, edebiyatına ve tarihine yönelik entelektüel üretimin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu yayınlarda dil reformu tartışmaları, alfabe meselesi, Kürd folkloru ve tarih yazımı üzerine modern akademik nitelikli çalışmalar yer almıştır. Dolayısıyla II. Meşrutiyet, Kürd modernleşmesi açısından yalnızca örgütsel değil, aynı zamanda epistemolojik bir kırılma noktasıdır.
Birinci Dünya Savaşı yılları, Kürdler açısından hem büyük fırsatların hem de büyük trajedilerin iç içe geçtiği bir dönemdir. 1914 Bitlis Kürd Ayaklanması, İttihat ve Terakki iktidarının merkezîleştirme politikalarına karşı gelişen ilk kitlesel Kürd direnişlerinden biridir. Rêxistina Îrşad gibi örgütlerin öncülüğünde gelişen bu hareket, aşiretlerin, medrese çevrelerinin ve aydınların ortak tepkisini yansıtır. Bu ayaklanmanın bastırılması, savaşın başlamasıyla birlikte daha sert yöntemlerle yürütülmüştür.
1915 Ermeni Tehciri’nin ardından, 1916’da yüz binlerce Kürdün Batı Anadolu’ya zorunlu iskân politikası kapsamında göç ettirilmesi, Kürd toplumsal hafızasında derin bir kırılma yaratmıştır. Bu tehcir, İttihatçıların Kürdistan’da demografik mühendislik yoluyla Türkleştirme hedefinin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. Nitekim döneme ait belgeler, Kürd sürgünlerinin yolculuk esnasında açlık, hastalık ve kötü muamelelerden dolayı büyük kayıplar verdiğini, yaklaşık olarak yarısının ölüme terk edildiğini göstermektedir.
Birinci Dünya Savaşı ve onu izleyen yıllarda yaşanan tehcirler, askeri operasyonlar, zorunlu göçler ve siyasal baskılar yalnızca demografik bir tahribata yol açmamış; aynı zamanda Kürdlerin kolektif hafızasında silinmesi güç yarıklar açmıştır. Bu yarıklar, Koçkıri’den Melik Şeyh Mahmud yönetimlerine, Sımko hareketinden Azadî yapılanmasına ve nihayet 1925 Ayaklanmasına uzanan çizgide, Kürd siyasal davranışının arka planını belirleyen yapısal travmaları oluşturmuştur.
Savaş sonrası dönemde Wilson İlkeleri’nin yarattığı umut ortamı, Kürd siyasal hareketinde yeni bir ivme yaratmış; 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC), Kürd ulusal taleplerinin uluslararası alanda temsil edildiği en önemli kurum haline gelmiştir. KTC’nin Paris Barış Konferansı’na Şerif Paşa’yı temsilci olarak göndermesi, Kürd tarihindeki ilk uluslararası diplomatik girişim olarak kaydedilmiştir. Şerif Paşa’nın Kürd taleplerini içeren muhtırası, bağımsız veya özerk bir Kürdistan fikrini uluslararası arenaya taşımıştır. 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, Kürd halkı için özerklik ve ardından bağımsızlık ihtimalini tanıyan ilk uluslararası belge niteliğindedir. Ancak Sevr, Kürd hareketi açısından hiçbir zaman uygulanabilir bir siyasal çerçeveye dönüşmemiş; bu süreçte Kürdlerin biricik örgütü olan KTC’nin 19 şubesiyle birlikte kapatılması ve bölünmesi, İngiltere ve Fransa gibi dönemin işgalci güçlerin genel çıkarlarının öncelliği, Kemalist hareketin yükselişi ve Sovyet diplomasisinin etkisiyle fiilen hükümsüz hale gelmiştir.
Bu hayal kırıklığının somut sonucu olarak 1920–1921 Koçkıri hareketi ortaya çıkmıştır. Koçkıri, Kürdlerin Sevr’de tanımlanan hakların uygulanmasını temel talep olarak ortaya koyan geniş çaplı ulusal ayaklanmasıdır. Ancak Ankara Hükümeti, bölgeye gönderdiği Merkez Ordusu ve Topal Osman komutasındaki milis güçlerle hareketi büyük bir şiddetle bastırmış, bu bastırma süreci dönemin Meclis zabıtlarına bile “insanlık dışı uygulamalar” şeklinde yansımıştır. Bu olay, Kürd ulusal hafızasında Cumhuriyet rejimiyle ilişkilerin temelini oluşturan kırılmalardan biri olarak yer etmiştir.
Güney Kürdistan’da Şeyh Mahmud Berzenci’nin İngiliz mandasına karşı kurduğu hükümetler, modern Kürd siyasal tarihinin başka bir cephesini oluşturur. 1919, 1922 ve 1924 yıllarında üç kez hükümet kuran Şeyh Mahmud, “Kürdistan Meliki” unvanıyla ulusal bir siyasal yapı oluşturmayı denemiştir. Süleymaniye’de Kürdistan bayrağının göndere çekilmesi, modern Kürd siyasal sembollerinin erken örneklerinden biridir. Ancak İngilizlerin petrol politikaları ve bölgesel jeopolitik çıkarları, Berzenci hükümetlerinin kalıcı olmasını engellemiştir.
Doğu (İran) Kürdistan’da Sımko Şıkak liderliğindeki hareket, 1918’den itibaren İran merkezi otoritesine karşı güçlü bir askeri ve siyasal alternatif oluşturmuştur. Sımko'nun Kurd gazetesi aracılığıyla ulusal birlik çağrıları yapması, modern Kürd siyasal basınının bölgesel genişlemesini göstermektedir.
1923 Lozan Antlaşması, Kürd tarihi açısından en büyük dışlanma anı olarak yorumlanmaktadır. Lozan’da Kürdler hiçbir şekilde siyasal özne olarak görülmemiş, uluslararası düzeyde tanınma talepleri bütünüyle reddedilmiştir. Bu durum, Kürdler arasında radikal bir kırılmaya yol açmış; legal siyaset yolları tamamen kapandığı için Kürdler yeraltı örgütlenmesine yönelmiştir. Bu bağlamda 1921’de kurulan Azadî Cemiyeti (Kürdistan İstiklal Komitesi), modern Kürd ulusal örgütlenmesinin ilk geniş kapsamlı illegal yapılanmasıdır. Azadî Cemiyeti’nin amaçları arasında Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü temel amaç olarak yer almaktaydı. Ancak lider kadronun 1924 sonlarında tutuklanması, süreci büyük ölçüde sekteye uğratmıştır.
Azadî Cemiyeti’nin yarım kalan planları, 1925 Kürd Ulusal Ayaklanması’nın tarihsel arka planını oluşturur. 1925 Kürd Ulusal Hareketi, bölgedeki emperyalist güçlerin de doğrudan ya da dolaylı desteğiyle Cumhuriyet rejimi tarafından Takrir-i Sükûn Kanunu, İstiklal Mahkemeleri ve geniş çaplı askeri operasyonlarla bastırılmıştır. Şeyh Said ve birçok liderin idam edilmesi, Kürd ulusal mücadelesinde yeni bir dönemi başlatmış; devlet–Kürd ilişkileri uzun yıllar sürecek bir çatışma zeminine oturmuştur.
Kitapta, bu çeyrek asırlık süreç, Kürd ulusal bilincinin modern temellerinin atıldığı, siyasal örgütlenmenin, basın-yayın faaliyetlerinin ve kimlik inşasının kurumsallaştığı bir dönem olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda bu dönem, Kürd ulusal mücadelesinin çok parçalı coğrafik yapısını, farklı siyasal aktörlerin stratejik tercihlerini ve uluslararası güç dengeleriyle kurulan ilişkilerin karmaşıklığını da açıkça ortaya koyar. Sonuç olarak 1900–1925 dönemi, modern Kürd tarihinin hem aydınlanma hem de kırılma çağı olarak nitelendirilmektedir; zira bu yıllarda atılan düşünsel ve siyasal temeller, sonraki tüm ulusal hareketlerin referans çerçevesini oluşturmuştur.
Bu çalışmada, söz konusu dönemi yalnızca mağduriyetlerin, reddiyelerin veya kırılmaların toplamı olarak okumak yerine, aynı zamanda modern Kürd toplumunun kolektif kapasitesinin, siyasal tasavvurunun ve entelektüel üretiminin de geliştiği bir dönem olarak ele almakta. Çünkü 1900–1925 yılları, hem ulusal hareketin ilk kurumsal zeminlerinin kurulduğu hem de gelecekteki tüm siyasal ve toplumsal yönelimleri belirleyecek entelektüel çerçevenin ortaya çıktığı bir kurucu aşamadır. Bu aşama, Kürd toplumunun kendi içinden yetişen aydınlar, şeyhler, müderrisler, liderler, gazeteciler, öğrenciler ve yerel özneler tarafından çok yönlü bir şekilde biçimlendirilmiştir.
Bu çalışmada ele alınan tüm bu tarihsel kesitler, bugün Kürdlerin ulusal taleplerini, kültürel mücadelesini ve toplumsal örgütlenmesini anlamak için vazgeçilmez bir arka plan sunmaktadır. Zira modern bir halkın tarihsel hafızası yalnızca yaşanmışlıkların değil, aynı zamanda bu yaşanmışlıkların nasıl anlamlandırıldığı ve nasıl devam ettirildiğinin de ürünüdür. Bu bağlamda eser, geçmişi yalnızca hatırlamak için değil, aynı zamanda bugünü kavramak ve geleceği düşünmek için bir imkân alanı olarak ele almaktadır.
Bu kitabın okurda uyandırmasını umduğum temel etki, söz konusu dönemin karmaşıklığının ve çok katmanlılığının fark edilmesi kadar; bu karmaşıklığın içinde filizlenen düşünsel ve siyasal enerjinin de görülmesidir. 1900 ile 1925 arasında yaşanan her bir olay, bugün hâlen devam eden soruların, arayışların ve mücadele biçimlerinin tarihsel kökenlerini anlamamız için birer işarettir. Tarih, yalnızca geçmişte olup bitenin kaydı değildir; aynı zamanda bugünle kurulan ilişkinin niteliğini belirleyen bir düşünme biçimidir.
Bu bağlamda kitap, bir dönemin kayıt altına alınmasının ötesinde, Kürd tarihinin bu kritik eşiğine dair yeni tartışmaların, yeni araştırmaların ve yeni akademik yaklaşımların kapısını aralamayı amaçlamaktadır. Umuyorum ki burada sunulan çerçeve, yalnızca tarihçilere değil, siyaset bilimcilere, sosyologlara, kültürel araştırmacılara ve Kürd toplumunun geçmişini anlamak isteyen tüm okurlara analitik bir zemin sağlar.
Bu çalışmanın tamamlanmasında, dönemin dokusunu oluşturan farklı aktörlerin seslerine kulak vermek, arşiv belgelerini, hatıraları, gazeteleri, örgütsel raporları ve uluslararası diplomatik metinleri bir araya getirmek temel bir metodolojik yaklaşım oldu. Okurla buluşturulan bu metin, doğası gereği tamamlanmamış bir çabanın, yani Kürd tarihinin derinlikli bir şekilde anlaşılması yönündeki uzun soluklu bir entelektüel mücadelenin bir halkasıdır.
Sonuç olarak bu çalışma, 1900–1925 dönemi Kürd toplumunun modern tarihsel yolculuğunun en çalkantılı ama aynı zamanda en kurucu dönemlerinden birine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Ulusal kimlik inşası, modern siyasal örgütlenme, uluslararası diplomatik girişimler, bölgesel direnişler ve entelektüel üretim, bu çeyrek asırlık süreç içerisinde birbirini tamamlayan bileşenler olarak değerlendirilmiştir. Bu dönemin anlaşılması, yalnızca geçmişin yükünü taşımak için değil, aynı zamanda geleceğin imkânlarını düşünmek için de gereklidir. Çalışma, Kürd tarih yazımındaki önemli bir boşluğu doldurarak, bu dönemin yalnızca yerel tarihlerle değil, bölgesel ve küresel bağlamlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini güçlü biçimde göstermektedir. Tarih, nihayetinde bir yüzleşme kadar bir umut alanıdır da. Bu kitabın, bu iki alanı da aynı ciddiyetle ele alan bir tartışmaya katkı sunmasını diliyorum.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.