Dünya artık bildiğimiz o eski liberal düzenin sınırlarını terk etmiş, neomerkantilist bir vahşet çağına girmiştir.

Hegemonik İstikrar, Neomerkantilist Rekabet ve Kürdistan

Uluslararası sistem, klasik liberal düzenin sınırlarını terk ederek neomerkantilist bir döneme girmiştir. Bu dönemde devletler yalnızca ekonomik değil, stratejik altyapılar, enerji koridorları ve veri hatları üzerinde de hâkimiyet kurmayı amaçlamaktadır. Robert Gilpin’in hegemonik istikrar teorisi, güçlü bir hegemon olmadan küresel düzenin sürdürülemeyeceğini, bu hegemon zayıfladığında sistemin rekabet ve çatışma ile şekilleneceğini gösterir. John Mearsheimer’in saldırgan realizmi ise devletlerin güvenliklerini garanti altına almak için güç biriktirme ve rakiplerini dengeleme zorunluluğunu vurgular.

Günümüzde ABD, Çin ve Rusya arasındaki neomerkantilist rekabet, enerji, ticaret ve veri altyapılarında yoğunlaşmıştır. Özellikle İran’ın Çin ile kurduğu dijital ve fiber ittifak, ABD için kırmızı çizgi olarak görülmektedir. Bu rekabet, yeni savaş alanlarını ve stratejik gerilimleri doğururken, bazı bölgelerde yeni devletlerin veya mevcut devletlerin parçalanmasının olasılığını artırmaktadır. 20. yüzyıldaki Sovyetler Birliği’nin Çöküşü ve South Sudan örnekleri, büyük güç rekabetinin siyasal haritaları yeniden şekillendirebildiğini göstermektedir.

Kürdistan coğrafyası, enerji ve veri koridorlarının kesişiminde bulunması nedeniyle yeni jeopolitik düzenin merkezinde yer almaktadır. Neomerkantilist rekabet ve bölgesel krizler, Kürtler için sadece bir tehdit değil, doğru diplomatik ve stratejik adımlar atılırsa bağımsız devlet olma tarihsel fırsatı da sunmaktadır.

Ekonomik siyaseti bakımından korumacı olan neomerkantilist model, dış siyaset bakımından yayılmacıdır. İç siyasette ise güçlü bir merkezi ve ulusal devleti amaçlar. Bu değişimi net olarak görebileceğimiz örneklerden biri Rusya-Ukrayna Savaşı’dır. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan BM düzeni ve "ülkelerin toprak bütünlüğü" ilkesi, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’nın bazı bölgelerini işgali ile fiilen mezara gömülmüştür. Gücün haklıyı belirlediği, egemenlik kavramının ancak askeri kapasiteyle korunduğu bu yeni dönemde, Ortadoğu’nun statükosu artık sürdürülebilir değildir.

Fiber Hat Jeopolitiği ve Kürdistan’ın Stratejik Konumu

21. yüzyılın jeopolitiği yalnızca enerji hatları üzerinden değil, küresel veri altyapısı üzerinden de şekillenmektedir. Dünya internet trafiğinin yaklaşık %95’i deniz altı ve kara fiber optik kablolar üzerinden taşınmaktadır; finans, enerji ve askeri iletişim sistemleri bu altyapıya bağımlıdır. Bu nedenle kritik fiber hatların geçtiği bölgeler, klasik enerji koridorları kadar stratejik öneme sahiptir.

Kürdistan coğrafyası, İran, Irak ve Türkiye arasındaki kara ve deniz altı veri yollarının kesişim noktalarına yakınlığı nedeniyle jeopolitik açıdan kritik bir konumda bulunur. Özellikle İran’ın Çin ile kurduğu “Dijital İpek Yolu” ittifakı, ABD için kırmızı çizgi olarak kabul edilmektedir. Bu dijital altyapı, Çin’in Avrupa ve Asya arasındaki veri ağlarını genişletmesini sağlarken, İran’ı küresel veri rekabetinde önemli bir aktör haline getirir. Bu durum, Kürdistan’ı hem enerji hem de veri koridorları açısından büyük güçlerin kesişim noktası haline getirir.

Hürmüz Boğazı çevresi ve Basra Körfezi üzerinden geçen fiber hatlar, yalnızca internet ve iletişim değil, küresel finans piyasaları ve enerji yönetimi için de kritik önemdedir. Bu hatların zarar görmesi veya kesintiye uğraması, uluslararası borsalarda milyarlarca dolarlık kayıplara, enerji arzında aksamalara ve askeri koordinasyon problemlerine yol açabilir. Dolayısıyla bu coğrafya, büyük güçler açısından yalnızca ekonomik değil, stratejik ve güvenlik açısından da vazgeçilmez bir noktadır.

Bu durum Kürtler açısından hem bir risk hem de fırsat sunar. Neomerkantilist rekabet ve büyük güçlerin enerji- veri altyapısı üzerindeki stratejik hamleleri, Kürtlerin coğrafi konumunu uluslararası gündemde görünür kılmaktadır. Eğer Kürtler, stratejik diplomasi ve bölgesel işbirliği ile doğru adımlar atarsa, bu yeni dijital ve enerji koridoru odaklı dönemde bağımsız bir devlet inşa etmek için tarihsel bir fırsat penceresi açabilir.

Petro-Doların Yanında Yeni Dev: Data-Dolar ve Nükleer Siber Doktrin

Dünya ekonomisi sadece petro-dolar üzerinden dönen bir sistem olmaktan çıkmış; petro-dolar ticaretinin yanına, ondan çok daha kritik ve stratejik olan "data-dolar" dönemi eklenmiştir. Bugün küresel dijital ekonominin hacmi 15 trilyon doları aşmış durumdadır ve 2030 yılına kadar küresel GSYİH'nın %65'inden fazlasının dijitalleşmiş varlıklardan oluşması beklenmektedir.[1]

Deniz altından 1.6 milyon km ve karasal sınırlardan geçen yaklaşık 150-200 bin kilometrelik fiber optik kablo ağı, modern medeniyetin merkezi sinir sistemidir.[2]

Bu sistem o kadar kritiktir ki, ABD-Pentagon kısa süre önce siber savunma stratejisini güncelleyerek; kritik altyapılara ve fiber ağlara yönelik stratejik bir siber saldırıya karşı "nükleer silahla karşılık verme" seçeneğini masaya koymuştur.

İran’ın Çin ile kurduğu "Dijital İpek Yolu" ittifakı, ABD için sadece ekonomik bir tehdit değil, nükleer caydırıcılık kapsamına giren varoluşsal bir kırmızı çizgidir.[3]

Hatta; fiber hatların askeri önemi ve mesajlaşma kapasitesinden de biraz örnek vererek daha anlamlaştırabiliriz.

Fiber hatların sadece ekonomik veya veri altyapısı açısından değil, askeri açıdan da kritik olduğunu görmek için ABD ve İsrail’in İran ile yürüttüğü mevcut çatışmalarda askeri mesajlaşmaların saniye başı tahmini adedine bakmak yeterlidir. Bu hatlar üzerinden komut, istihbarat ve hedefleme verileri ABD ve İsrail için saniyede yaklaşık 1–5 milyon veri paketi, İran’ın kendi güvenlik ve komuta ağı için ise saniyede yaklaşık 50bin–100 veri paketi taşınmaktadır. Bu veriler, kara, deniz ve uydu altyapısı üzerinden çift yönlü olarak iletilmekte ve kritik operasyonel koordinasyon ile nükleer caydırıcılık sistemleri için hayati öneme sahiptir. Fiber hatların güvenliği, doğrudan savaş ve caydırıcılık kapasitesini etkileyen stratejik bir risk unsurudur.[4]

Bununla beraber;

Kürd halkı bugün karşı karşıya olduğu tarihi kavşağa ilk kez gelmiyor. 1. Dünya Savaşı sonrası Wilson Prensipleri ve Sevr süreciyle bağımsızlığın önü açılmıştı. Ancak Kürd liderliği o dönemde "din kardeşliği" ve "ortak vatan" söylemlerine kanarak egemen devletlere entegre olmayı seçti. Bu güvenin bedeli; sistemleşen inkar süreci, Şeyh Said İsyanı sürecindeki katliamlar ve sonrasında yaşanan idamlar, Ağrı İsyanı sırasında ve sonrasında yaşanan katliamlar ve Dersim katliamı ile ödendi. Çünkü egemen devletler kritik süreci atlatmış, artık ayakları yere basıyor durumdaydılar. Yeni sistem kurulmuş ve tüm dünya bu yeni sistemi koruma konusunda anlaşmıştı. Bu da yeni kurulan sistemde Kürdleri bu devletlerin iç sorunu haline getirdi. Artık uluslararası destek de bulamayan Kürdlerin kaderi egemen devletlerin eline kaldı.

Tarihsel tecrübe bize şunu kanıtlamıştır; Ortadoğu’da devletleşemeyen her yapı, eninde sonunda "egemen" olanın insafına bırakılmış bir kurban adayıdır. 1920'lerde yapılmayan o keskin kopuş, bugün bir varoluş-yok oluş meselesi olarak önümüzdedir.

Entegrasyon Tezi Çökmüştür:

Dünya savaşının ardından Dünya güç devletlerinin öngördüğü ya da Kürdlere reva gördüğü plan da; geçtiğimiz 50 yıl boyunca savunulan "demokratik entegrasyon" tezi/planı da çökmüştür. Ne bölge devletleri demokratikleşti ne de Kürtler bu yapılara entegre olabildi.

Hannah Arendt'in dediği gibi: "Haklara sahip olma hakkı, ancak bir siyasi topluluğa (devlete) ait olmakla mümkündür."[5]

Başka Bir Durum ise : Merkeze Katılım, Merkez Dışı Ülkeler ve Dirence Karşı Müdahale Durumudur;

Thomas Barnett’in analizine göre, 21. yüzyılın küresel düzeni artık merkez (“core”) ve merkez dışı (“non-integrating gap”) olarak ikiye ayrılmıştır. Merkez ülkeler, küresel ticaret, finans, dijital altyapı ve güvenlik ağlarına entegre olmuş, istikrarlı, kurumsal ve stratejik olarak güçlü devletlerdir. Örnek olarak ABD, AB ülkeleri, Japonya ve Avustralya gibi ülkeler verilebilir.[6]

Merkez dışı ülkeler, küresel sisteme entegre olmayan, ekonomik, diplomatik ve güvenlik ağı açısından izole veya kırılgan devletlerdir. Bu kategoride Barnett, İran ve Irak’ı örnek olarak işaret eder. İran, uzun süredir merkezle uyumsuz davranış sergileyerek küresel sistemin dışında kalmayı seçmiştir. Irak ise özellikle son 20 yılda merkeze entegrasyon konusunda direnç göstermiş, ancak Güney Kürdistan bu dönemde merkeze katılmak için aktif diplomatik ve stratejik adımlar atarak adım atmıştır. Bu durum, Güney Kürdistan’ın Irak merkezi yönetimi ile bazı anlaşmazlıklar ve gerilimler yaşamasına yol açmaktadır.[7]

Barnett’in teorisine göre, merkeze entegre olmak yalnızca ekonomik refah ve diplomatik görünürlük sağlamaz; aynı zamanda güvenlik ve caydırıcılık açısından da kritik bir araçtır. Merkeze katılım, demokratikleşme, kurumsal uyum ve uluslararası normlara uyum ile desteklenir.

Merkeze katılımı reddeden veya direnen devletler, sistemin merkez ülkeleri tarafından “gap” olarak sınıflandırılır ve ağır yaptırımlara tabi tutulur. Barnett, bu direnç gösteren ülkelere karşı bazen sert müdahalelerin (askeri, ekonomik ve diplomatik) kaçınılmaz olduğunu vurgular. Örneğin, İran’ın ABD ile süregelen gerilimi ve Irak’ta merkezi otoritenin Güney Kürdistan ile yaşadığı gerilim, bu yaklaşımın klasik örneklerini oluşturmaktadır.

İran örneğinde görüldüğü gibi, Çin ile kurulan fiber ve dijital ittifak ABD açısından kırmızı çizgi olarak tanımlanır ve Barnett çerçevesinde İran, merkezle uyumsuz bir “gap” ülke konumundadır. Bu durum, ABD ve müttefikleri açısından hem ekonomik hem de askeri baskıyı sürekli kılar.

Kürdistan özelinde, bu merkez-gap ayrımı stratejik bir lens sunar. Bölge, enerji ve veri koridorlarının kesişiminde bulunması nedeniyle merkez ülkeler için çekici bir entegrasyon hedefidir. Güney Kürdistan’ın son 20 yılda merkeze katılmak için attığı adımlar, Irak merkezi yönetimi ile bazı sorunlar yaşamasına rağmen stratejik bir fırsat penceresi açmıştır. Doğru diplomasi ve stratejik adımlar, Kürtler için bu yeni dijital ve enerji odaklı düzen içinde tarihsel bir fırsat sunabilir.

Buna karşın entegrasyon reddedilirse veya geciktirilirse, Barnett’in öngördüğü gibi bölge “gap” olarak kalır ve sürekli baskı, izolasyon ve potansiyel çatışma riski taşır. Fiber hatlar üzerindeki stratejik altyapı, bu riskin hem ekonomik hem de askeri boyutlarını görünür kılar; dolayısıyla Kürtlerin stratejik konumu, küresel entegrasyon paradigması çerçevesinde değerlendirilmelidir.[8]

Sonuç olarak, Barnett’in merkez-gap teorisi, Kürdistan’ın stratejik önemini hem fırsat hem de risk açısından ortaya koyar. Merkeze entegrasyon seçeneği, diplomatik bir stratejinin ötesinde ulusal güvenlik, ekonomik refah ve dijital altyapının korunması açısından bir zorunluluk olarak okunabilir.

Devleti olmayan bir halkın hakları, sadece kağıt üzerinde birer temennidir. Bugün Kürdler için seçenekler ikiye inmiştir: Ya tam bağımsız bir devletleşme ya da siber-nükleer savaşlar çağında tarihin en büyük katliamlarıyla yüzleşmek.

Trump’ın Kürd liderlerle yaptığı görüşmelerde verdiği "Tarafınızı seçin" mesajı, bu yeni dünya düzeninde bir "güvenlik şemsiyesi" teklifidir. Doğu Kürdistan partileri, Güney Kürdistan’ın diplomatik ve stratejik aracılığıyla; ABD, Fransa ve İsrail’den "Bağımsız Kürdistan’ı tanıma ve nükleer caydırıcılık dahil her düzeyde koruma" taahhüdünü almalıdırlar. Bu uluslararası garanti sağlandıktan sonra, federalizm veya özerklik gibi fiyaskoyla sonuçlanmış/sonuçlanacak (ki Güney Kürdistan buna örnektir) modeller yerine, doğrudan tam bağımsızlık için nihai adımlar atılmalıdırlar.

Sonuç olarak;

Fiber hatların ve data-doların hükmettiği bu yüzyılda, Kürdler ancak kendi topraklarında egemen bir güç olarak bu dijital hatların bekçisi oldukları sürece hayatta kalabilirler. Ya bu yeni dünya düzeninin içinde tarafını seçip gerekirse müttefiklerin ve kendi menfaatlerinin koruyucu bir aktörü olacağız ya da başkalarının nükleer, askeri ve siber savaşları altında ezilen bir coğrafyada kaderimizi bekliyor olarak kalacağız. Vakit, 100 yıl önceki hatalardan ders çıkarma ve tam bağımsızlık hedefi ve zamansal gelişime ile beraber bağımsız devlet ilanıyla tarihin akışını değiştirme vaktidir.


[1] Kaynak (World Economic Forum – Digital Economy and New Value Creation Report (2018–2023 güncellemeleri).

[2] TeleGeography – Submarine Cable Map & Global Bandwidth Research Service.

International Telecommunication Union – Global ICT Infrastructure Statistics.

OECD – The Geography of Submarine Cables (2022)

TeleGeography, Submarine Cable Map and Global Internet Infrastructure, 2023.)

[3] United States Department of Defense – Nuclear Posture Review (2018)

United States Department of Defense – Cyber Strategy (2018)

2018 Nuclear Posture Review şunu belirtir:

ABD, kritik altyapıya yönelik yıkıcı stratejik siber saldırıları “nükleer karşılık dahil tüm seçeneklerle” cevaplayabilir.

[4] Tahmini askeri veri trafiği: ABD, İsrail ve İran’ın fiber ve uydu hatları üzerinden; siber güvenlik ve stratejik koordinasyon analizleri, çeşitli açık kaynak raporları ve stratejik iletişim literatürü, 2023.

[5] Hannah Arendt, The Origins of Totalitarianism, New York: Harcourt, Brace & Company, 1951.

[6] Thomas Barnett, The Pentagon’s New Map: War and Peace in the Twenty-First Century, Putnam, 2004.

[7] Barnett, The Pentagon’s New Map, bölümler: “Core vs. Gap,” “Globalization and Security,” ve “Resistance and Intervention.”

[8] Analitik yorum ve Kürdistan/İran-Güney Kürdistan fiber hattı örneklemesi, mevcut açık kaynak raporlar ve stratejik analizler, 2023.