Giriş  

Kürd basınında ilk adım Osmanlı son dönemine denk gelir. 1795’te İstanbul’daki Fransa Elçiliği’nin çıkardığı Gazette Française de Constantinople ve daha sonra Bulletin de Nouvelles olarak yayımlanan gazeteyi esas aldığımızda, Osmanlı İmparatorluğunda 18. yüzyılın sonlarına kadar giden uzun bir basın tarihi olduğu görülür. İmparatorluk hayatına bu dönemde giren gazete ve dergi gibi periyodik yayınlar, modern dönemin iletişim araçları olup toplumun kültürel, edebi ve siyasi birikiminin en önemli yazılı kaynaklarını teşkil etmiş, aynı zamanda farklı kültürel topluluk ve uluslarda kimlik ve ulusal bilincin gelişmesine çok önemli katkıları olmuştur. Bu bağlamda Kürd basınının doğuşu, gelişimi ve Kürd ulusal bilincinin oluşmasındaki rolünü araştırmak ve incelemek oldukça önemli ve gereklidir. 

Bu makalede Kürt basını başlangıcı ya da ilk dönemi olarak adlandıracağım bu süreç, Kurdistan gazetesinin ilk sayısının yayın tarihi olan 21 Nisan 1898’de başlayan ve 1925’lerin sonlarına kadar devam eden yaklaşık çeyrek asırlık bir zaman dilimini kapsıyor. Kurdistan gazetesi yayınlanmadan bir yıl önce yani 1897’de vefat eden meşhur Kürd aydını ve şairlerinden Hacî Qadirê Koyî, dönemin ihtiyacı olan böyle bir gerekliliği şu dizelerle dile getirmiştir: “Bugün yüzlerce kasidenin bir pul ve kaime kadar bile kıymeti yoktur/ Artık gazete ve dergiler şan ve kıymete binmiştir.”[1] Bu dönem içerisinde çok sayıda gazete ve dergi yayımlanmıştır. Bu yayınların birkaç tanesi Kürt aydınlarının bireysel çabaları sonucu çıkmış, diğer önemli bir bölümü ise o dönemde kurulmuş olan Kürt cemiyet ve örgütlerine bağlı olarak yayımlanmıştır.

Konu Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki Kürt basını olduğu zaman, kısaca da olsa II. Abdülhamit dönemi (1876-1908) ve İkinci Meşrutiyet dönemi basın politikasını birkaç cümleyle hatırlatmakta fayda vardır. II. Abdülhamit iktidara geldikten sonra genel olarak tüm basına ve özel olarak da Osmanlı bünyesinde yer alan diğer etnik grupların kendi dilleriyle yayın yapmasına, yurt dışında basılmış gazete ve kitapların ülkeye girişine sıkı bir sansür uygulamıştır. Bundan bütün Osmanlı basını olduğu gibi, ilk Kürt gazetesi olan Kurdistan ve ondan sonra gelen gazeteler de kendi paylarına düşeni almıştır.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte; basın yayın alanında kısmi ve geçici bir özgürlük ortamı oluşmuş, ilk sekiz aylık dönemde çok sayıda yeni gazete ve dergi yayın hayatına başlamış, ancak sonrasında İttihat ve Terakki’nin muhalif basın üzerinde geliştirdiği baskılar, II. Abdülhamit Dönemi’ni aratır bir durumu ortaya çıkarmıştır. Tehditler ve kapatmalar yetmemiş, muhalif gazetecilere karşı terör ve suikastlar başlamıştır. Mevlanzâde Rıfat’ın sahibi olduğu günlük Serbestî gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi, 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü üzerinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür. Söz konusu dönemde köprünün her iki ucunda da sürekli polis ve asker nöbet tutuyordu, ama katilin kaçıp kurtulmuş olması, cinayetin devlet içindeki derinliği hakkında fikir verebilir. Hasan Fehmi cinayeti nedeniyle Serbestî gazetesinin 142. sayısının ilk sayfası boş basılır ve sayfa ortasında şöyle yazılır: “Serbestî matbuatının ilk kurbanı, ömrünü sürgün yerlerinde geçirmiş olan evlad-ı hüriyeteden Hasan Fehmi Bey’in ruhuna fatiha.”[1] Serbestî’nin 144. sayısında çok kalabalık görünen cenaze töreninden bir resim yayımlanmış ve altına şöyle yazılmıştır: “Şehit-i hürriyet Hasan Fahmi Bey’in cenaze alayı.”[2] Hasan Fehmi’den sonra Sedâ-yı Milliye gazetesinin başyazarı Ahmet Saim Bey (1910) ve 10 Temmuz 1911’de de Şehrah gazetesinin başyazarı Zeki Bey de maktûl listesine girmiştir. Dolayısıyla özgürlük getirdiğini iddia eden İkinci Meşrutiyet döneminin muktedirleri de basını böyle kontrol etmeye çalışmışlardır. İşte Kürt basını da bu koşullarda ve böyle bir ortamda boy verip gelişmiştir.

İkinci Meşrutiyet sonrası Kürt basınıyla ilgili ikinci bir not düşmek gerekirse; bu dönemdeki resmi kayıtlara göre Kürtçe ve Kürtlerle ilgili gazete ve dergi çıkartmak izni almak üzere matbuat müdürlüğüne çok sayıda başvuru olduğu, ancak söz konusu başvurularda adı geçen gazete veya dergilerin bazılarının şimdilik ortalıkta görünmediği söylenebilir. Sözgelimi “Kürdistan adıyla bir tarafı Türkçe diğer tarafı Kürtçe olarak haftada bir defa, Aşiret adıyla da Türkçe olmak üzere haftada iki defa neşredilmek istenen gazeteler için Ahmed Süreyya Bey tarafından verilen senedin”[3] ilgili yetkililere takdim edildiği belirtilmektedir. Aynı şekilde Bediüzzaman Said-i Kürdi de verdiği arzuhalde, “Marifet ve İttihad-ı Ekrad adıyla Türkçe ve Kürtçe bir gazete çıkarmak için izin talebinde”[4] bulunmuştur. Yine aynı dönemde yapılan bir başvuruya cevaben şöyle denilmektedir: “Palutzâde [Paluzâde] Mehmed Halil Efendi'ye Füyuzât-ı Kürdiye namıyla Türkçe ve Kürtçe bir gazete neşri için ruhsat verilmesi.”[5]

Büyük ihtimalle bu projeler ya yaşama geçirilememiş veya yayın izni alamamıştır. Diğer bir ihtimal ise, adı geçen yayınların çok kısa süreli ve birkaç sayıyla sınırlı bir yayın hayatlarının olmasıdır, ancak sözkonusu gazetelerin hiçbirinin elimizde mevcut bir nüshası bulunmamaktadır. İleride yapılacak geniş çaplı arşiv çalışmalarıyla ortaya çıkarılmaları mümkündür. 

Bugünkü bilgiler ve belgeler ışığında Kürt basınının ilk basamağı olarak kabul edilen Kurdistan gazetesinin ilk sayısı, 9 Nisan 1314’te (21 Nisan 1898’de) Mısır’ın başkenti Kahire’de basılmış ve yayımlanmıştır.[6] Kürt basınında ilk evre olarak adlandırdığım dönem, Kurdistan gazetesinin yayınıyla başlar ve 1925’lere kadar devam eder. Yaklaşık çeyrek yüzyılı kapsayan bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki Kürdistan parçasında çok sayıda gazete ve dergi yayımlanmıştır. Bu makalenin kapsamında, kısaca da olsa bu dönemi incelemeye ve aydınlatmaya çalışarak nüshaları elde mevcut olan gazete ve dergilerden kısaca bahsedeceğim.

1. İlk Kürd Gazetesi: Kurdistan 

Kurdistan’ın ilk sayısı, Rumî takvimine göre 9 Nisan 1314’te (21 Nisan 1898) Mısır’ın başkenti Kahire’de El Hilâl Matbaasında basılmıştır. Gazetenin kurucusu ve sorumlu müdürü Mikdad Midhat Bedirxan (Bedirhan)’dır ve künye kısmında Kurdistan adının alt tarafında gazetenin on beş günde bir “Kürdçe” olarak yayınlanacağını bildirilmiştir.[2] Fakat daha sonraları bu yayın periyodu, istibdadın (Abdülhamit rejiminin) yurtdışı uzantılarının baskıları ve maddi sorunlar nedeniyle ayda bire ya da daha uzun sürelere yayılmıştır. Gazetenin ilk üç sayısı tümüyle Kürdçe yayınlanmıştır. 4. sayıdan itibaren bazı yazıların ve özellikle de II. Abdülhamid’e yazılan dilekçelerin Osmanlıca dilinde yayımlandığı görülmektedir. Dört sayı bu şekilde yayınlandıktan sonra 8, 9, 11, 15. sayıları sadece Kürdçe olarak yayınlanmıştır. 24. sayıdan itibaren gazetenin ayda bir yayınlanacağı belirtilir. 25. sayıdan itibaren ise, Kürdçe olarak “Pazdeh roja da carekî tête nivîsandin, cerîdeya Kurdî ye” ibaresi yer aldığı halde hemen altında Türkçe olarak “Ayda bir neşir olunur Kürdçe gazetedir”[3] ifadesi yazılmıştır. Gazetenin her bir sayısı dört sayfadan ibaret olup toplam 31 sayı yayınlanmıştır.

Kurdistan, aded-18, 21 Eylül 1310, Cenevre

Osmanlı yönetimi ve güvenlik güçleri tarafından gazetenin Kürdler arasında ve Kürdistan vilayetlerinde dağıtımı yasaklanmıştı. Dönemin ilgili birimlerine yazılan yazıda, “Bedirhan Paşazâde Mikdad Midhat imzasıyla Mısır'da yayınlanan Kürdçe gazetenin bütün vilayetlere girişinin önlenmesi”[4] istenmişti. Buna rağmen gazete gizli bir şekilde dağıtılıyordu ve okurlar tarafından dikkatle izleniyordu. Okur mektuplarından öyle anlaşılıyor ki gazete başta bazı Avrupa ülkeleri olmak üzere İstanbul, Süleymaniye, Şam, Diyarbakır, Adana ve Mardin’e kadar ulaşmış ve okurları da memnun etmiştir. Bu memnuniyet okur mektuplarının birinde şöyle dile getirilmiştir: “Kürdler neden eğitimden, okuma ve yazmaktan mahrum kalmışlar? Bu düşünceler beni endişelendiriyor; eziyet çekiyorum ve üzülüyorum. Hamdolsun Allah’a ki şimdi gazetemiz Kurdistan var ve Kürd milletine hizmet etmek için çalışıyor.” Gazetenin daha fazla okura ulaşması için, imtiyaz sahibi kapak kısmında şöyle bir duyuru yapmıştır: “Her sayıdan iki yüz adet gazeteyi parasız olarak Kürdistan’a göndereceğim.”

Peki o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul, Kürd aristokrat, ulema ve aydın kesimlerin de kültürel faaliyetlerinin merkezi konumunda olduğu halde neden Kurdistan gazetesi İstanbul’da değil de Kürdler ve Kürdistan’dan çok uzak olan Mısır’ın başkenti Kahire’de yayın hayatına başlamıştır? Gazetenin kurucusu Mikdad Midhat Bey’in anlatımına göre, Kurdistan gazetesinin İstanbul’da yayınlanabilmesi için birkaç kez Dâhiliye Vekâleti’ne başvuruda bulunmuş; ancak II. Abdülhamit’in istibdat yönetimi böyle bir gazetenin İstanbul’da yayınlanmasına müsaade etmemiş ve o da mecburen Kahire’ye yönelmiştir. Çünkü o zamanlar Britanya Krallığı’nın Kahire yönetimi üzerinde etkisi daha fazlaydı ve II. Abdülhamid istediği her müdahaleyi yapamıyordu. Bu nedenle Kahire, Abdülhamid’e muhalif olanların önemli bir kesiminin yöneldiği bir merkez konumundaydı. Kürdler üzerinde önemli etkileri olan diğer birçok Bedirhan ailesi mensubu gibi Mikdad Midhat Bey de aktif bir istibdat rejimi muhalifi idi. II. Abdülhamid, imparatorluğun başkentinde muhalif bir aristokrat Kürd ailesinin bir üyesinin Kürdçe ve Kürdlere hitap eden bir gazete yayınlayıp dağıtmasını istemiyordu.

Kurdistan gazetesinin yayınlandığı yer İstanbul’dan çok uzakta olsa da, Abdülhamit’in istibdat yönetiminin doğrudan veya dolaylı baskısından kurtulamamıştır. Bu baskılar sonucu gazetenin yönetimi ve yayın yeri sık sık değiştirilmiştir. Gazetenin yönetimi, 6. sayıdan itibaren Mithat Bedirhan’dan kardeşi Abdurrahman Bedirhan’a geçer ve aynı zamanda gazetenin yayın merkezi Kahire’den İsviçre’nin Cenevre kentine taşınır. Cenevre’de 14 sayı yayınlandıktan sonra, gazetenin yayın merkezi tekrar Mısır’a taşınır ve 20. sayıdan 24. sayıya kadar yine Mısır’da yayınlanır. 24. sayıdan itibaren gazetenin yayın merkezi bu kez Kahire’den İngiltere’nin başkenti Londra’ya nakledilir. Burada aylık olarak yayınlanır, ancak gazete bu taşınmanın etkisiyle yaklaşık on ay basılamaz. Gazete Londra’da yayına başlamadan önce Osmanlı’nın ilgili makamları şu şekilde uyarılmıştır: “Bedirhan Paşazâde Abdurrahman Londra'da Kurdistan isimli bir gazete çıkarmak tasavvurunda.”[5] Gazetenin 24. sayısı Londra’da yayınlanmış ve oradan da güneydeki Folkstone kentine yerleşmiş ve burada beş sayı yayınlandıktan sonra yayın merkezi tekrar Cenevre’ye taşınmıştır. Abdurrahman Bedirhan İngiltere’de bulunduğu zaman Prens Sabahattin’in Osmanlı gazetesi de Londra ve Folkstone kentlerinde yayın yapmaktaydı. Abdurrahman Bedirhan orada Osmanlı gazetesi yönetimiyle iyi ilişkileri vardı. Kurdistan gazetesi 14 Nisan 1902’de Paris’te Prens Sabahattin Bey’in başkanlığında düzenlenen ve bölünmeyle sonuçlanan İTC kongresiyle ilgili Kürdçe olarak “Qongre” başlığıyla uzun bir haber yayımlar. Bu yazıda kendisinin de o zaman örgüt azası olduğunu belirtir. 1902’de güvenilir kırk üyenin katılımıyla Paris’te kongre yapıldı. Kongrede gayri Müslümlerden de iki üç kişi vardı. Kongrede hedeflediğimiz asıl amaç, en kısa bir süre içerisinde maksada ulaşmak için ülkemizde ne kadar özgürlük savunucuları varsa hepsinin ittifakını oluşturup aynı amaca hizmet için bir yolda yürüyebilmekti.[6]Gazetenin son iki sayısı da Cenevre’de yayınlanır ki son sayı olarak bilinen 31. sayı, 14 Nisan 1902 tarihini taşımaktadır.

Genel olarak gazete ve dergi gibi basın-yayın faaliyetleri, hitap ettiği toplumun farklı kesimleri arasında ortak bilincin oluşmasında çok önemli araçlar olmuşlardır. Kurdistan gazetesi zengin bir içeriğe ve yazar kadrosuna sahip olmasa da gazetenin yazım dilinin ağırlıklı olarak Kürdçe olması, Kürd tarihi ve kültürüyle ilgili önemli yazılar yayımlaması, dönemin toplumsal ve siyasal durumuyla ilgili makalelere yer vermesi ve istibdat yönetimine karşı sıkı bir muhalefet yürütmesi ile dikkati çekmiştir. Kurdistan gazetesinin 9. sayısında “Sebat’ul Mulki Bi’l-‘Edl” başlığı altında yayımlanan yazıda, bu muhalefet çok açık bir şekilde ortaya konmuş ve şöyle denmiştir: “Şu an Kürdistan istibdat yönetimi altındadır, sizi yönetenler Abdülhamid tarafından gönderilmiştir. Fakat Kürdistan’ın sahibi sizsiniz!”[7] Bunun yanı sıra toplumsal eğitim ve milli uyanışa vurgu yaparak özellikle çocukların eğitimi, yeni zanaatların öğrenilmesi ve meslek edinme konularında da dikkate değer yazılar yayımlanmıştır. Aynı zamanda Kurdistan gazetesinde, Kürd edebiyatının önemli klasiklerinden olan Ahmedê Xanî’nin Mem û Zîn eserinden ve Şerefhan’ın Şerefname’sinden de önemli bölümler yayımlanmış. İşlenen en dikkat çekici konulardan biri de, olası bir Kürd-Ermeni çatışmasına dikkat çekilmesi, Kürdlerin, siyasi iktidarın bu yöndeki kışkırtma ve teşviklerine alet olmaması gerektiği yönünde uyarılarda bulunulmasıdır. Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki emsallerinin ortaya çıkışından yaklaşık yüz yıl sonra çıkmaya başlamasına rağmen söz konusu gazetenin kurucu ve yöneticilerinin dönemin milliyetçi      fikirlerinden etkilendiği, yazılarında Kürdistan’ın Osmanlı mülkü olarak değil, Kürd toprakları, vatanı ve tarihsel bir anayurt olarak savunulmasını öne çıkarttıkları açıkça görülmektedir. “Kürdistan’ın sahibi Kürdlerdir, Kürdistan’a bir düşman saldırısı olursa, Kürdler ölümüne savunmalıdır. O toprağı Kürdler ekiyor ve Kürdler biçiyor; çünkü Kürdistan sizindir. Eğer Kürdistan’ın hep sizin elinizde kalmasını istiyorsanız, eğer çocuklarınızın ve kadınlarınızın savunmasız ve fakir kalmasını istemiyorsanız, bu zalim memurları ülkenizden kovmanız gerekiyor.”[8]

Mikdad Mithad Bedirhan ve Abdurrahman Bedirhan’ın yazıları başta olmak üzere genel olarak Kürdistan gazetesinde yayımlanan yazıların içeriğine baktığımızda; tarihsel bir anayurt olarak Kürdistan’ın sahiplenilmesi ve savunulması açık bir şekilde vurgulanmasına rağmen, Kürdistan’ın Osmanlıdan kopuşunu çağrıştıracak bir dilden ziyade, “Osmanlıcılık” fikrinin halen imparatorluk bünyesindeki farklı unsurların geleceğiyle ilgili çözümün önemli bir siyasal perspektifi olarak görülmektedir. Ahmed Kardam’a göre; Kürdistan gazetesi, Kürd milliyetçiliği doğrultusunda atılmış ilk adım olduğu elbette doğrudur. Ama bu “milliyetçilik” Osmanlı İmparatorluğundan ayrılma hedefini içermeyen, kendisini sadece Kürdlerde ulus farkındalığı, ulus bilinci yaratmaya yönelik fikirsel ve eylemsel faaliyetlerle sınırlayan kültürel milliyetçilikti.”[9] Dr. Celîlê Celîle göre ise; Kurdistan gazetesi, Kürd ideolojisinin oluşmasında en büyük tesiri olan ilk gazetedir. Gazetenin başyazarı Abdurrahman Bedirhan, bu süreçte öne çıkan en önemli Kürd mücadelecisi ve ideologlarındandır.[10] François Georgeon da, Kurdistan gazetesini, Kürdlerin içinde ilk kez yurtseverlik duygularını ifade eden bir gazete olarak değerlendirir.[11] Nejat Abdulla, Hamit Bozarslan’nın Fransızca eserinden aktararak Kurdistan gazetesinin, kültürel Kürd milliyetçiliğinin temellerini attığı belirtir.[12]

2. Umid Gazetesi

M. Salih Bedirhan

Bu dönemde yani Kurdistan gazetesi henüz yayınını sürdürürken çıkan ikinci Kürd gazetesi ise Kurdistan’ın devamı ya da eki niteliğinde olan Ümmîd gazetesidir. Ümmîd gazetesinin ilk sayısı 15 Ağustos 1900 tarihinde basılmış, imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Mehmed Salih Bedirhan’dır. Mehmed Salih Bedirhan, İzzet Bey’in oğlu ve Salih Bey’in torunudur. Dedesi Salih Bey, Mir Bedirhan’ın ağabeyi Abdullah’ın oğludur. Defter-i Â’malım adlı günlüğünde, Rumi takvime göre 1290’da (1874) Lazkiye’de doğduğunu belirtir.[13]

Gazetenin künye kısmında on beş günde bir yayınlanacağı belirtilmiştir; ancak toplam kaç sayı yayınlandığını bilmiyoruz. Elimizde gazetenin sadece ikinci sayısı mevcuttur. Üzerinde yayın tarihi olarak Pazar 6 Cemaziyel-Evvel 1318 yazılmıştır[14] ki bu da miladi takvime göre 1 Eylül 1900 tarihine tekabül eder. Eğer belirtilen periyotta bir gecikme yoksa, gazete on beş günde bir yayınlandığına göre, birinci sayısının 15 Ağustos 1900 yılında yayınlanmış olması gerekir. Gazetenin kapağında, iri harflerle yazılan Ümmîd’in hemen üst kısmında Mason ambleminin yer alması, gazetenin büyük ihtimalle muhalif olan Masonların desteğiyle yayınlandığını akla getiriyor. Ümmîd gazetesinin Kurdistan gazetesiyle organik bir ilişkisinin olup olmadığı, varsa ne tür bir ilişki olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Ancak içeriğine baktığımızda işlenen konular bağlamında bir paralellik vardır. 

Gazetenin elimizdeki sayısının bütün yazıları Osmanlıca kaleme alınmış, toplam dört yazı yayımlanmış olup hepsinin altında Ebu’l Berekat imzası vardır. Ebu’l Berekat imzası, büyük ihtimalle Mehmed Salih Bedirhan’ın mahlasıdır. Ümmîd gazetesi, istibdat yönetimine karşı halkçı bir çizgide yayın yapmış ve bu duruşunu şöyle dile getirmiştir: “Ümmîd gazetesi, memleket ve millet hizmetindedir. Milletin dertlerini dinlemeye hizmet eden siyasi gazetedir.”[15] Kapak yazısı ile içerideki yazılardan anlaşıldığına göre o da Kurdistan gazetesi gibi, Abdülhamid’in istibdat rejimine karşı mücadeleyi sürdürmeye girişmiş, muhalefet etmeyi “faziletli bir cihat” olarak tanımlamış ve daha vurgulu bir şekilde öne çıkartmıştır. Öyle ki gazetenin künye kısmının en üstünde motto şeklinde şöyle yazılmıştır: “Cihadın en faziletlisi; zalim sultana karşı söylenen doğru ve hak sözlerdir.”[16] Gazetenin ikinci sayısında yer alan, “Jübile-yi Yadigâr Yahut Utanmayan Kimdir?” ve “Hakkı Açıklama” başlığı altında yazılmış iki yazıda da Abdülhamid’in istibdat yönetimi şiddetli bir şekilde eleştirilmekte ve şöyle denilmektedir: 

“Bir iki aydan beri her gün bir gazetede jübile-yi yadigârı olarak falan vali şunu yaptı, falan mutasarrıf şunu etti, Abdülhamit de İstanbul’da bir Darûl-Fûnun tesis etti. Abdülhamit’in yirmi beşinci yıldönümü şerefine şenlikler tertip ediliyor. Kur’anlar okunacak, ondan sonra da biralar, şaraplar içilecek, çalgılar çalınacak, danslar edilecek. Velhasıl İslamiyet şerefine, insaniyet namına yakışmayacak rezaletler…

Şimdi düşünecek olursak, kendimiz için, kocaları ölmüş dulların, babaları ölmüş yetimlerin, evlatları ölmüş bahtsız baba ve annelerin, biraderleri ölmüş kimsesiz bacıların acılı ağlamalarından, yürek parçalayan feryatlarından güzel bir sevinç vasıtasını bulabilecek miyiz? Ne bedbaht mahlukuz ki gözümüz önünde deveran eden bu ciğer parçalayan durumlara karşı, sevincimizi göstermek ve bu olayların asıl sorumlusu olan bir gaddarın şerefine şenlikler tertip etmek alçaklığını irtikap etmeye tenezzül ediyoruz.[17]

Bedirhan ailesi üyelerinin sahipliğinde ve sorumlu müdürlüğünde yayınlanan bu iki gazetenin de arkasında herhangi bir legal veya illegal cemiyetin olduğuna dair şimdiye kadar bir bilgiye ulaşılmış değildir. 

1900’lü yılların başlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu topraklarının Batı’da kalan kısmının büyük bölümü ayrılmıştı ve Müslüman unsurlar içerisinde de önemli derecede huzursuzluklar başlamıştı. Bu dönem Kürdler de dahil olmak üzere, birçok etnik grubun bir kimlik krizi yaşadığı bir dönemdir. İttihat ve Terakki bünyesindeki Hıristiyan unsurların temsilcileri başta olmak üzere Kürdlerin de büyük bir kısmı örgütten ayrılmıştı. Kürdler kendi cemiyetlerinin kurmaya ve yayınlarını çıkarmaya başlamışlar; bu dönemde kurulduğu bilinen ilk Kürd cemiyeti, Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti’dir ve daha sonra da II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti kurulmuştur.

3. Serbesti Gazetesi

Temmuz 1908’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bir darbeyle iktidarı ele geçirmesinden hemen sonra genel af ilan edilir ve Yemen’de zindanda olan Mevlanzâde Rıfat’ta aftan yararlanarak İstanbul’a döner. İstanbul’a dönüşüyle birlikte arkadaşlarıyla durum değerlendirmesi yapan Mevlanzâde Rıfat, açık bir şekilde İTC’ye karşı muhalefet eden gruplarla birlikte hareket etmiş ve muhalif yayın faaliyetlerine Hukuk-i Umumiye gazetesiyle başlamıştı. Hukuk-i Umumiye gazetesi, 12 Ağustos 1908’de kurulan Fedakâran-ı Millet Cemiyeti’nin yayın organı olarak yayınlanır. İlk sayısı 12 Eylül 1908’de yayınlanmış olan gazetenin her sayısı dört sayfadan ibaret olup müdürü ve başmuharriri Necib Nadir’dır. Künye kısmında her sayıda tekrarlanan mottosunda, “İdare-i meşrutiye ve ittihad-ı millete hizmet eder ve yumi neşr olunur.”[18]

Aynı zamanda kendisi de cemiyet üyesi olan Mevlanzade Rıfat, 8 Teşrin-i Evvel 1908’de (25 Eylül 1324) yayınlanan 23. sayıdan itibaren Hukuk-i Umumiye[19] gazetenin sorumlu müdürü olur. Mevlanzâde Rıfat, 13 Teşrin-i Sani 1908’de yayınlanan 59. sayıya kadar Hukuk-i Umumiye gazetenin sorumlu müdürlüğünü yapar. 60. sayıdan itibaren ise, Doktor Ali Saib gazetenin sorumlu müdürlüğünü üstlenir. Ulaşabildiğim arşivlerde gazetenin toplam 166 sayısı mevcuttur. Mevlanzade Rıfat, adı geçen cemiyet ve gazeteye meçhul şahsiyetlerin katılımı nedeniyle ayrılarak arkadaşlarıyla birlikte Serbestî adıyla yeni bir günlük gazete yayınlamaya başlar.

Serbestî’ Gazetesi’nin ilk sayısı 3 Teşrinisani 1324 (16 Kasım 1908) tarihinde İstanbul’da yayınlanmış. Serbestî yayına başlamadan önce dönemin yöneticilerinin dikkatini çeker. İlgili birimlere gönderilen “Mevlanzâde Rifat Bey’in Serbestî namıyla günlük bir gazete çıkarmak istediği”[20] notu, basın-yayın faaliyetleri ve gazete çıkarma çalışmalarının başlangıçtan itibaren izlendiğini göstermektedir. Serbestî Gazetesi, günlük olarak yayınlanır, her sayısı dört sayfa ve beş sütundan ibaret olup 172. sayı hariç diğerlerinin ebattı 40x54cm’dir. İmtiyaz sahibi Mevlanzâde Rıfat olup başyazarı Hasan Fehmi’dir. Künye kısmındaki “Serbestî” sözcüğünün altında şöyle yazmaktadır: “Osmanlıların cins ve mezhep ayrımına bakmaksızın hukukuna hizmet eden günlük gazete”[21] dir. 

Serbestî, yayın politikasıyla Abdülhamid’in istibdat yönetimine de İttihat ve Terakki’nin çetevari zorbalığına da karşı durmuş ve mütareke döneminde de KTC’ye yakın bir çizgide yayın yapmış olup bir Kürdün sahipliği ve yönetiminde çıkan ilk günlük gazetesidir. Serbestî’nin imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni olan Mevlanzâde Rifat, Güney Kürdistan’ın Süleymaniye vilayetinin ileri gelenlerinden Mevlanbegzade ailesinin bir üyesi ve meşhur yazar Abdurrahman Nacim’in oğludur. Mevlanzâde Rifat, 1869 yılında İstanbul’da doğmuş, ilk ve ortaöğrenimini babasının görev yaptığı farklı şehirlerde tamamlamış ve daha sonra hukuk fakültesini okumuştur. 

Serbestî’nin her sayısı “Meslek” başlığı altında editöryal yazıyla başlamakta ve ağırlıkla gazetenin düşüncelerini yansıtmaktadır. İlk üç sayısında “Meslek” başlığı altında aynı yazı yayımlanmıştır. Yazıda şöyle denmektedir: 

Serbestî bütün manasıyla “hür”dür. Meşrutiyet idaremizi muhafaza zımnında fedakârlıktan çekinmeyecektir. Serbestî halkın genelinin aydınlanmasına ve Osmanlının değişik unsurlarının birliğine çalışarak millet hukukunun savunucusu olan “kanunu” yegâne rehber edinecektir.

Serbestî, namus ve haysiyeti sertâc-ı meslek tutacaktır ve hiçbir şahsın siyasi ve şahsi emel ve maksadına dahi hizmette bulunmayacaktır. Serbestî, yalnız hakikati söyleyecek ve milletin medeniyet yoluna girmesinin çarelerini düşünecektir.

Hulasa Serbestî; milletimizin din ve unsuru ayırt etmeksizin genel olarak zulüm görmüş vatandaşlarımızın müdafiî ve fikirlerinin tercümanı olacaktır. İşte mesleği bundan ibarettir.[22]

Gazetede yayımlanan yazılar içeriğine ve işlenen konulara göre değişik başlıklar altında yayımlanmıştır. “Siyasiye” başlığı altında gündeme göre yazılmış makaleler, “Hudud-i Dahiliye” ve “Hudud-i Hariciye” başlığı altında iç ve dış haberlere yer verilirken okur mektupları genel olarak son sayfada yayınlanmıştır. Bazı sütunlarda imzasız yazılara yer verilmiş, kimi sayılardaki bazı sütunlar boş bırakılmıştır. Daha sonraki sayılarda çıkan açıklamalardan öğrendiğimize göre bu sütunlarda bulunan yazılara sansür uygulanmıştır. Bundan önceki satırlarda da belirtiğimiz gibi Mevlanzâde’nin muhalif kişiliği ve Serbestî’nin de muhalif yayın politikası nedeniyle çıkışından itibaren muktedirlerin baskısına maruz kalmış. 

Serbestî Gazetesi sahibi Mevlanzade Rıfat, muhalif kişiliği ve yayın politikası nedeniyle defalarca İttihat ve Terakki muktedirleri tarafından tehdit edilmiştir. Yukarıda da kendi ifadesiyle belirtiği gibi, yapılan tehditlerden dolayı geri adım atmamışlar. Bu duruşundan dolayı Mevlanzâde Rıfat, İttihatçıların karanlık yüzünün hedefi olur. Serbestî Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey Mevlanzâde zannedilerek 6 Nisan 1909'da Galata Köprüsü üzerinde bir suikast sonucu 35 yaşında öldürülür. Ondan sonra da bu suikast zincirine diğer muhalif gazeteciler eklenerek devam eder. 8 Nisan 1908’de yayınlanan 142. sayısında gazetenin ilk sayfasında sadece şu cümle yazılarak basılır: “Serbest matbuatın (basın-yayın) ilk kurbanı, ömrünü sürgünlerde geçirmiş olan evladı hürriyetten Hasan Fehmi Bey’in ruhuna fatiha.”[23] İttihatçılar “Kendisine muhalif olan gazetecileri susturmak için tek tek ‘tasfiye etme’ (temizleme) yolunu yeğlemişlerdir. Bu yöntemle ve özellikle 1909 Nisan’ından 1911 Temmuz’una değin muhaliflerden üç gazeteci öldürdüğü için, İttihat ve Terakki ismi bu tarz cinayetlerle bütünleşmiştir.”[24]

Yayını zorunlu sebeplerle zaman zaman durdurulsa da, aralıklı olarak farklı zaman ve mekanlarda (İstanbul, Mısır/Kahire ve Fransa/Paris’te) toplam on iki yıl sürmüş, bu süre içerisinde 770 sayı yayınlanmış ve başyazarı Hasan Fehmi bir suikast sonucu öldürülmüş, Osmanlı son döneminde yayınlanan en uzun ömürlü Kürd gazetelerinden biridir. 

Şüphesiz bu uzun yayın dönemi içerisinde M. Rifat’ın fikirlerinde ve Serbestî’nin yayın politikasında da değişimler olmuştur. Kanımca değişimler genel olarak üç farklı döneme ayrılarak incelenebilir: Birinci dönem, gazetenin yayına başladığı zamandan 31 Mart Vakasına kadar olan süreyi kapsar. İkinci dönem, 31 Mart Vakası olarak bilinen darbe girişiminden 1912’nin Eylülüne kadar olan süreyi kapsar. Bu süreçte Serbestî, dönemin siyasi iktidarının baskıları ve kovuşturmaları nedeniyle İstanbul, Mısır/Kahire ve Fransa/Paris’te olmak üzere üç ülkede yayınlanmıştır. Üçüncü dönem ise, 1918’den yayın faaliyetlerinin durdurulduğu zamana kadar olan süreyi kapsar.

Giriş kısmında başlangıç ve birinci dönemden bahsedildiği için, burada kısaca ikinci döneme değinmek istiyorum. 13 Nisan 1909’da gerçekleşen ve Osmanlı tarih yazımında “31 Mart Vakası” alarak bilinen darbe girişiminden sonra, Serbestî gazetesi imtiyaz sahibi Mevlanzâde Rıfat olaylarla ilişkilendirilerek 21 Nisan 1909 tarihli Divan-ı Harb-i Örfi kararıyla Mısır’a sürgün edilir. Mevlanzâde, kısa bir müddet sonra orada hastalanır ve doktorların önerisiyle tedavi olmak için önce Atina’ya ve oradan Paris’e gider. M. Rıfat dışarıda iken Divan-ı Harb-i Örfi tarafından şöyle bir karar yayımlanır: Firarda bulunan Mevlanzâde Rıfat Bey’in on sene müddetle sürgününe ve sahibi olduğu Serbestî gazetesi ve matbaasının da kapatılmasına karar verildiğinden mezkurun görüldüğü yerde yakalanması.”[25] Sözkonusu karar çıktığında M. Rifat Paris’tedir, orada Şerif Paşa’yla bir araya gelirler ve kendisi de bir muhalif olan Paşa’nın kurmuş olduğu Osmanlı Islahat-ı Esasi Partisi’ne üye olur ve Serbestî’nin Paris’te haftalık olarak yayınlanması için aralarında on iki maddeden ibaret ikili bir anlaşma yaparlar. Böylece Serbestî’nin 156. sayısı 16 Temmuz 1325’te Paris’te yayınlanır. 

Serbestî haftalık olarak Paris’te dahi yayımlanırken İttihatçılar peşini bırakmazlar. Dönemin İçişleri Bakanı ilgili birimlere şu kararı gönderir: “Mevlanzâde Rıfat tarafında Paris’te yayınlanan Serbestî Gazetesi hükümet aleyhinde neşriyat yaptığından yurda sokulmaması ve dağıtımının yasaklandığını”[26] bildirir. Bu yasaklamaya rağmen M. Rıfat çeşitli yöntemlerle gazeteyi yurtiçine göndermeye devam eder. Bu yöntemlerin farkına varılması üzerine, polis müdürü yeni bir uyarıda bulunarak, “Mevlanzâde Rıfat tarafından Paris’te neşredilmekte olan ve meşruiyet aleyhine yayın yapması nedeniyle Memalik-i Şahane’ye girişi yasaklanan Serbestî Gazetesi’nin bu defa mektup şeklinde yurtiçine girdiği anlaşıldığından postanelerce gerekli dikkatin gösterilerek, girişin engellenmesini ister.”[27] Yine benzer bir kararnamede şöyle denilmektedir “Paris’te neşredilip, Osmanlı memleketine girişi yasaklanan Serbesti Gazetesi’nin zarf içinde posta ile gazino, kıraathane ve belli kişilere gönderildiği, bu sebeple takibinde müşkülat çıktığı.”[28] belirtilmektedir. 

13 sayı yayınlandıktan sonra Şerif Paşa’yla yaşanan anlaşmazlık nedeniyle Serbestî’nin Paris’teki yayını durdurulur. Mevlanzâde Rıfat tekrar Mısır’a döner, burada Serbestî’yi yayınlamayı sürdürür ve toplam 7 sayı daha yayınlanır. Fakat Osmanlı yönetiminin baskılarından ve yayını durdurma girişimlerinden kurtulamaz. Bu amaçla çıkarılan kararda, söz konusu yayından şöyle bahsedilir; “Serbestî gazetesi sahibinin ahvalinin gözetim altında tutulduğundan bahisle Serbestî’nin Mısır’da intişarının yasaklanmasına karar verilerek kendisine tebliğ edildiği.”[29] belirtilir. Bu koşullarda Mısır’da yayını sürdüremeyeceğini anlayan M. Rıfat, tekrar Paris’e dönmüş ve burada 4 sayı daha yayınladıktan sonra yurtdışı yayınını durdurmak zorunda kalmıştır. Serbestî bu koşullarda Paris ve Kahire’de toplam 24 sayı yayınlanmıştır.

 Bu süreçteki yayın politikasının temel prensiplerini şöyle sıralamak mümkündür: Tarafsız ve hür bir yayın olmak, Meşrutiyet kazanımlarını korumak, istibdat rejimini tamamen ortadan kaldırmak, “İttihad-ı Osmanî”yi koruyarak farklı unsurların nüfusuna göre temsilini esas alan “Adem-i Merkeziyeti” sağlamak, İttihat ve Terakki rejimine karşı aktif bir muhalefet yapmak, din ve unsur ayrımını yapmadan baskı altındaki bütün vatandaşların sesi olabilmek.

Kısacası Serbestî’nin ikinci dönemi, Mevlanzâde’nin Mısır sürgünüyle başlayıp Paris-Mısır-Paris hattında sürerek, İstanbul’a dönüş ve Bursa’ya sürgünle devam eder ve 1912’lerin sonlarında yayın faaliyetlerinin durdurulması ile Birinci Dünya Savaşı’na kadarki süreyi kapsar. 

Üçüncü dönem ise, yaklaşık beş yıllık aradan sonra 1918’de Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC)’nin yayın organı olarak yeniden yayınlanmasından 1922’lere kadar devam eden süreyi kapsar. Bu dönemdeki yazar kadrosunun önemli bir bölümü KTC’nin üyeleridir. Bedirhan kardeşlerden Celadet gazetenin yardımcı editörü, Kamuran ise köşe yazarıdır. Bu devrede Mevlanzâde Rıfat, Kürd siyasi milliyetçiliği hareketinin merkezinde yer almış, bir taraftan örgütlü ve siyasi çalışmaları yürütürken bir yandan da Serbestî gazetesinin yayınını sürdürmüştür.[30]

1 Kasım 1922 tarihinde Saltanatın kaldırılması, İstanbul Hükümeti’nin de fiilen son bulması anlamına geliyordu. 1922’nin sonlarına doğru İstanbul’un Ankara Hükümeti’nin denetimine geçmesiyle birlikte birçok Kürd aydını ve siyasetçisi gibi M. Rifat da İstanbul’u terk etmek zorunda kalmıştır. Böylece Serbestî gazetesinin yayını son bulur. 

Mevlanzâde Rıfat, Serbestî Gazetesi’nin yanı sıra Hukuk-iUmûmiye, Âkil, Ahalî, Meşrûtiyet, Faruk, Cihad, Kadınlar Dünyası, Erkekler Dünyası, İnkılab-i Beşer, Hukuk-i Beşer vd. gazete ve dergilerin de sahipliği veya belli dönemlerde sorumlu müdürlüğünü yapmış, aynı zamanda farklı gazete ve dergilerde de çok sayıda yazısı yayımlanmıştır. Aynı zamanda eşi Nuriye Ulviye Mevlan Hanım’ın çıkarttığı “Kadınlar Dünyası” gazetesinin basımında Mevlanzâde Rıfat’ın önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Bu gazetenin pek çok sayısı Serbesti matbaasında basılmıştır. Nuriye Hanım Kadınlar Dünyası’nın başyazarı idi ve dergideki birçok yazı da kendisi tarafından hazırlanıyordu. Farklı sayılarında Bedirhanilerden üç kadının yazıları yayımlanmış; Meziyet Bedirhan, Fahriye Bedirhan ve Mes’adet Bedirhan. Bu dönemde M. Rıfat’ın mesaisinin büyük kısmı Kadınlar Dünyası’nın idarehanesinde geçmiştir.

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, o da sürgün edilen 150’likler listesinde yer alır ve Halep’e yerleşir. 5 Ekim 1927’de kurulan Xoybûn (Hoybun) partisinde yer alır. M. Rıfat, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Osmanlı siyasal ve basın hayatında aktif olarak yer almış, aynı zamanda Kürd siyasi hareketinin öncülüğünü yapan önemli şahsiyetlerden biri olup gazeteci, yayıncı, yazar ve siyasetçi kimlikleriyle tanınmaktadır. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için, İBV yayınlarında çıkan “Mevlanzade Rifat û Serbestî” adlı kitabımdan istifade edebilirsiniz. 

Cemiyet’in aktif üyelerinden ve adı geçen üç yayında da yazıları yayınlanmış olan Hakkarili Abdurrahim Rahmi, cemiyetin faaliyetlerinin desteklenip Kürdistan’daki teşkilatlanmasını genişletmek için, Serbestî gazetesinin 483. sayısında “Kürdler ve Kürdistan” başlığı altında yayımlanan yazısında yaptığı çağırıda, yukarıda bahsedilen üç yayının da KTC’ye bağlı olarak yayın yaptığını göstermektedir. 

Cemiyetimizin her tarafta şubelerini çoğaltmak için el­den gelen gayreti sarfederek açılışını merkeze bildirmekle beraber, milli eksende yapılacak teşebbüslerin devamına hiz­met etmek üzere yardımların toplanması, milli hukukumuzun müdafaasına tahsis edilmiş olan Serbestî, Kurdistan ve Jîn gazeteleri Kurdistan’ın her tarafında dikkatle mutaala olunmalı, sürekli temini ve dağıtımının genişletilmesine hizmet edebilecek te­şebbüslerin süratli bir şekilde ve kesinlikle icra olunmalıdır. Bu gazetelerimi­ze abone olma hususunda fevkalade ehemmiyet atfedilerek bedelleri yani günlük Serbestî gazetesiyle haftalık Kurdistan ve Jîn dergilerine ait abone bedelleri doğrudan doğruya cemi­yetimiz merkezine gönderilmelidir. Her türlü ayrılığı ve nifakı terk ile vatandaşlarımızın birlik içerisinde görevlerini güzelce ifa etmeleri, aziz vatanımızın menfaatinin gereğidir. Kürdistan, herkesten vazifesini tamamen ifasını bekliyor.[31]

4. Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi

Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti (KTTC), kuruluştan yaklaşık iki ay sonra, Osmanlıca ve Kürdçe olarak Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi (KTTG) adıyla haftalık bir gazete yayınlamaya başlar. Gazetenin ilk sayısı 22 Teşrin-i Sani 1324’te (5 Aralık 1908) İstanbul’da yayınlanmış. Gazetenin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü; ünlü Kürd şairi Süleymaniyeli Tevfik yani mahlas adıyla Pîremêrd, başyazarı ise Diyarbakırlı Ahmet Cemil idi. Künye kısmında, “Haftada bir neşrolunacak, dini, ilmi, siyasi, ictimai gazetedir”[32] ifadesiyle birlikte gazetenin “Sayfalarının daima Kürd erbab-ı fikir ve kalemine açık” olduğu belirtilmiştir. Haftalık yayınlanan bir gazete olduğu halde, yaklaşık bir yıl içerisinde toplam 9 sayı çıkmış ve son sayısı 30 Ocak 1909’da yayınlanmıştır.

KTTG’nin içeriğine baktığımızda; tüzüğünde de belirtildiği gibi başta Kürd diliyle eğitim sorunu olmak üzere Kürdlerin geri kalmışlığı, mevcut siyasi durum, toplumsal ihtilaf ve çelişkileri konu alan farklı yazılara yer verildiği görülür. Abdülhamid’in istibdat rejimi (tek adam yönetimi), baskıcı ve yasakçı uygulamaları yerilerek İkinci Meşrutiyet’in ilanı olumlu karşılanmış, bu doğrultuda birçok olumlu mesaj ve yazı yayımlanmış. KTTG’nin dördüncü sayısında Meşrutiyete dair yayımlanan yazıda bu yaklaşım şöyle dile getirilmiştir: 

İstibdat dönemi, bu zavallı insanların kafaları gibi dillerini de kesmiş, basılmamış birçok eseri şimdiye kadar halkların takdir edici gözlerinin önüne sunulamamıştır. Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti İstanbul Merkezi, bu noktayı da göz önüne alarak, Kürdlerin ve Kürdistan’ın mükemmel bir tarihini düzenlemeye, ulusal edebiyatını derleyip yayımlamaya karar vermiştir.[33] 

KTTG yayımlanan yazılarda genel olarak “İttihad-ı İslam” ve “İttihad-ı Osmanî” bütünlüğü içerisinde Kürdlerin kültürel haklarının tanınması ve Kürdçe eğitimin serbest edilmesi talebinde bulunulmuştur. Cemiyetin kurucusu ve gazetenin de önemli yazarlarında olan İsmail Hakkı Baban, gazetenin yayın politikasını özetleyen bir şekilde “Kürdler ve Kürdistan” adlı makalesinde şöyle demektedir: “Kürdler her şeyden önce Müslümandırlar, ondan sonra öz Osmanlıdırlar. Üçüncü derecede de Kürd’türler… Dünyada hiçbir güç düşünülemez ki, Kürdlük ile Osmanlılık arasındaki bu eski bağdaşmayı, bu doğruluk ve dürüstlük bağını yok etmeyi başarsın. Osmanlılık Kürdlüğü ve Kürdlük de karşılıklı olarak Osmanlılığı içermiş, bu iki sözcüğün içeriği mutlak olarak iç içe geçmiştir.[34] 

Aynı yazının devamında çalışmaya nereden başlamak gerektiği sorusuna verilen cevapta ise şöyle denmektedir: “Önce eğitim, sonra yine eğitim. Daha sonra yine eğitim, yine eğitim, yine eğitim!” Kendisi de meşrutiyet taraftarı olan yazar, “Kürdçe Üzerine” başlıklı diğer bir makalesinde, Kürd diline dair Meşrutiyet yönetiminden beklentilerini şöyle açıklamıştır: 

Dil, bir iletişim aracıdır; bilim ve tekniklere, gelişme ve uygarlığa kavuşmak için bir araçtır… Yazı dili, derli toplu eserleri olmayan bir halk, düzgün konuşma ve düşüncelerini dile getirme yeteneğinden yoksun bir dilsizdir. Eski yönetim (meşrutiyet öncesi), Müslüman olmayan tüm milletlerin düşüncelerini dile getirme güçlerini keskinletecek pek çok özendirici yardımlar gösterdiği halde, kendisinin ayrılmaz bir parçası olan Müslüman unsurlara, ne yazık ki dillerini kesmek gibi aslâ layık olmadıkları bir acı ceza vermişti. Kesik dilli Osmanlı halklarından biri de, Kürdlerdir. Kürdlerin dil bilgisi kitapları yok, Kürdlerin matbaası ve basılmış eserleri yok, Kürdler edebiyattan, bilim ve tekniklerden ve bunlara bağlı olan bilim ve sanat eserlerinden yoksundurlar. Bir halk bu durumda nasıl gelişebilir. Bir Kürd çocuğunun köyünde anadilinden başka bir şey konuşulmuyor… Bu Kürd, kendi dilinde çeşitli bilim ve teknikler üzerine eserler bulsa ve Kürdçe öğretim yapılan bir okula devam etse, kuşku yok ki daha çabuk yetişir, öğrenimi daha eksiksiz olur ve Osmanlı ailesinin daha değerli bir parçası olur… Özetçe, milletin selametinin birinci temeli eğitim ve öğretimdir; eğitim ve öğretimin anahtarı ise dildir. Uygarlığın kapısı ise bu anahtarla açılır.[35]

Cemiyetin kurucusu ve gazetenin de yazarlarından olan Said-i Kurdî, “Kürdçe Lisanımız” başlığıyla Kürdçe yazdığı yazısında, İslamiyet’in önemine ve insaniyetin gereklerine vurgu yapıp “milliyet aidiyetimizin bize kazandırdığı meziyetler”den bahsederek şöyle bir durum tespitinde bulunmaktadır: “Bizi bozguna uğratan üç düşmanımız vardır. Birincisi fakirlik, ikincisi eğitimsizlik ve cehalet, üçüncüsü de düşmanlık ve ihtilaftır.”[36] Çözüm önerisine gelince, o da Babanzâde’nin önemle vurguladığı eğitimle birlikte birde birlik vurgusunu ekleyerek şu tavsiyede bulunmaktadır: “Eğitim, eğitim, eğitim ve birlik, birlik, birlik.”[37]

Burada kısa bir notla tekrar Kurdistan gazetesiyle ilgili bir hatırlamada bulunmak istiyorum. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra oluşan kısa dönemli nispi serbestlik ortamında, bu sefer yeğen Ahmet Süreyya Bedirhan, İstanbul’da, Kurdistan’ı yayınlamaya başlar. Bu dönemde haftalık olarak yayımlanan Kurdistan’ın sadece iki sayısı elde mevcuttur: 12 Şubat 1324/25 Şubat 1909 tarihli 3. sayı ve 5 Mart 1325/18 Mart 1909 tarihli 4. sayı. Ancak bu dönemde yayınlanan Kurdistan’ın ne zaman yayına başladığı ve toplam kaç sayı yayımlandığı bilinmemektedir. Büyük bir ihtimalle 31 Mart vakasından sonra Serbestî gibi Ahmet Süreyya’nın sahibi olduğu Kurdistan’ın da yayını durdurulmuştur.

O günden bugüne kadar, hem Osmanlı son dönem yöneticileri tarafından hem de 100 yıllık “Cumhuriyet” yönetimi boyunca Kürdlerin varlığı ve her nevi milli hakları da dahil olmak üzere bugün de gündemde olan anadili ile eğitim talebi, baskı ve şiddetle reddedilmiş, yok sayılmıştır. Yukarıda adı geçen şahısların yanı sıra KTTG’de Herdişli Ahmed Şevki, Malatyalı Bedri, Cizreli Mehmed Tahir, Süleymaniyeli Seyfullah, Diyarbekirli Mazharzade Mazhar ve sonradan İttihatçılığıyla meşhur olan Süleyman Nazif’in yazılarında Kürdistan ve Kürdlerin durumunu konu alan makaleler yayımlanmıştır.

Kürdlerin legal alandaki bağımsız örgütlenmesi babında ilk tecrübe olan Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti ve bu örgütün yayın organı olan Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi, yayınlandıktan yaklaşık bir yıl sonra dönemin İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kapatılmıştır. Ancak cemiyet ve gazete kadrosunun imparatorluğun gidişatı ve geleceği hakkındaki düşünce, tartışma ve arayışları başka platformlarda devam etmiş. Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kapanmasından sonra, cemiyet başkanı Seyyid Abdülkadir de dahil olmak üzere cemiyet üyesi Kürdlerin bir kısmı 21 Kasım 1911’de kurulmuş olan Hürriyet ve İtilaf Partisi’nde yer alarak İttihat ve Terakki’ye karşı muhalefetlerini sürdürmüşler. 

Bu süreçte imparatorluk bünyesindeki Kürd, Arap ve Arnavutlar gibi Müslüman toplulukların durumu ve geleceği çok tartışılan konuların başında gelmekte idi. Bu ortamda kurulan Kürd cemiyetleri ve çıkardıkları yayınlar, Kürdlerde kimlik bilinci ve ulusal fikirlerin gelişmesine büyük katkıları olmuştur. Memduh Selim, “Kürd Kulübünde Bir Söyleşi” başlıklı yazısında; Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti, Kürdlerin maddî ve düşünsel gelişmelerini sağlamak için kurulduğunu belirtir.[38] Nitekim bu alanda çalışmaları olan Mehmet Şükrü Hanioğlu, “Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti çevresinde bir Kürd ulusçuluk hareketinin başladığını”[39] belirtmektedir. Aynı şekilde Bilal Şimşir, “Cemiyetin tüzüğünde, bir yandan Osmanlılık kimliği vurgulanırken diğer yandan Kürd kimliği öne çıkarılarak ayrılıkçılık, Kürdçülük yapılmıştır”[40] der. Tarihçi Tarık Zafer Tunaya ise, İkinci Meşrutiyet dönemi içinde kurulan Kürd cemiyetleri Osmanlı ülkesinden ayrılma amacını gütmemiş[41] olduklarını belirtmektedir. M. Emin Bozarslan’a göre ise, “Cemiyetin siyaseti iki temel üzerine yapılandırılmıştır. O temellerden biri, meşrutiyet ve özgürlük çerçevesi içinde Osmanlı devletinin birliğiydi; öbür temel de, o devletin sınırları içinde Kürdlerin ve Kürdistan’ın özgürlüğüydü.”[42] Malmîsanij da konuya dair; “KTTC daha çok Kürdistan’da bazı idari reformların gerçekleştirilmesi, halkın çeşitli konularda aydınlatılması, Kürdçe eğitim ve yayın yapılması için çalışmalar yürütmüş olup ılımlı görüşleri ve mütevazi çalışmalarına rağmen Kürd ulusal hareketi içinde öncü bir örgüttür,” değerlendirmesinde bulunmaktadır. Hamit Bozarslan ise, 1908 sonrası gelişen bu tür çalışmaları, Kürd kültürel milliyetçiliğinin ortaya çıkışı olarak değerlendirir.[43]

5. Şark ve Kürdistan

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra çıkan gazetelerden biri de Şark ve Kürdistan gazetesidir. Gazetenin yayım yeri İstanbul olup birinci sayısı 25 Teşrinisani 1324 (8 Aralık 1908) tarihini taşır. Gazetenin her sayısı dört sayfadan ibarettir. Haftada iki kez yayımlanan bu gazetenin yayın dili Osmanlıcadır. Sorumlu müdürü Hersekli Ahmet Şerif, başyazarı ise Malatyalı Bedri’dir. Bediüzzaman Said Kurdî ve Hersekli İsmail de gazetede sürekli yazan yazarlardır. Burada adları geçen Hersekli Ahmet Şerif ile Hersekli İsmail’in Balkan Kürtlerinden oldukları tahmin edilmektedir.

Gazetenin toplam kaç sayı yayımlandığını bilmiyoruz ancak elimizde 1, 2 ve 5. sayıları mevcuttur. Gazete yayın politikasında, düşünsel olarak da Osmanlıcılığı savunan ve Batıcılığı eleştiren bir perspektif izlemiş, bu perspektifi künye kısmında yazılan “Şarkın siyasi vaziyeti ile Garbın insaniyete karşı şaibelerini tasvir eden gazetedir”[24] mottosuyla özetlemiştir. “İfade-i mahsusa” başlıklı başlarken yazısında yukarıdaki motto şöyle açıklanmaktadır: “Niçin Garbın şaibelerini iddia ediyoruz?... Evet, geneliyle Garb’ın haksızlıktan, şefkatsizlikten, gadr, kin ve garazdan, zahiren tatlı, hakikatte insanlık için pek o kadar daha acı olan şaibelerinden bahsediyoruz ve edeceğiz.”[25]

Gazeteyi çıkaranlar bir fikir topluluğu olabilirler, ancak bildiğimiz kadarıyla gazete herhangi bir Kürt cemiyetine bağlı olarak yayımlanmamıştır. Bununla birlikte gazetenin ilk sayısında Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluş çalışmalarından bahsedilmiştir. Kürt hassasiyeti, eldeki sayıların içeriğinde sıklıkla karşımıza çıkar. Nitekim Batılıların Berlin Anlaşması ve Lahey Konferansı’nda Kürtlere yönelik tutumları, Kürtlerin İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla ilgili yaklaşımları, yeni ıslahatlar ve Kürtçe eğitim gibi önemli bazı konuların ele alındığı görülmektedir.

Gazetenin başyazarı Malatyalı Bedri, “Kürt ve Kürdistan” başlıklı yazısında, Berlin Anlaşması’na ve sonrasındaki sürece vurgu yaparak hükümetin Kürtleri suçlaması ve Batılıların da buna bigane kalmasını eleştirerek şöyle der: “Zavallı Kürtler; Berlin Anlaşması’nda, Lahey Konferansı’nda hükümetin Kürdistan’da yapmış olduğu bütün kötülüklerini yüklendiler. Gerçeğin daima tek gözlükle aksini gören Frenkler veya Frenkleşmiş vatandaşlar, Garp basınında “Teracim-i ahval-i Ekrad” gülyabani hikâyesi tarzında neşrettiler.” Söz konusu makalenin devamında Kürtlerin II. Meşrutiyet’in ilanıyla ilgili yaklaşımını da şu satırlarla dile getirmiştir: “Biz Kürtler, Müslim ve gayri-Müslim vatandaşlar bugün fethedilen yüce hürriyet kalesini zaten arzuluyorduk. Millet-i Osmaniye’nin senelerden beri hasretle bekledikleri Meşrutiyet’in fedakârı olduğumuzu bütün fiiliyatımızla, bütün gayretimizle göstereceğiz.”[26]

Şark ve Kurdistan’ın önemli yazarlarından biri de Molla Said-i Kurdî’dir. Onun elimizde mevcut sayılarda “Kürtler neye muhtacdır?”[27] ve “Kürd Alemi”[28] başlıklarıyla iki yazısı yayımlanmıştır. Aynı zamanda Kürdistan’da yeni okulların açılması, bu okullarda eğitim ve öğretimin Kürtçe yapılması talebiyle daha önce padişaha verdiği dilekçenin aynısı söz konusu gazetede yeniden yayımlanarak desteklenmiştir. Kürtler açısından bugün de gündemde olan anadilde eğitim talebi, yüz yıldan uzun bir süre önce yazılmış söz konusu dilekçede şöyle dile getirilmiştir:

Hükümetin gayretle Kürdistan’ın kasaba ve şehirlerinde okulların yapımı ve inşası buyurulmuş olduğunu şükranla şahit isek de, bundan yalnız Türkçe diline aşina olan çocuklar istifade ediyor. Bu dile aşina olmayan Kürt çocukları, kemalat kaynağı olan ilim medreselerinden yoksun olmaları ve bu okullardaki öğretmenlerin mahalli lisana vakıf olmamaları vesilesiyle eğitimden mahrum kalmaktadır.

[….]

Bunun çaresi, numune-i imtisal ve teşvik sebebi olmak için Kürdistan’ın değişik noktalarında; biri Ertûş aşireti merkezi olan Beytüşşebap tarafında, diğeri Motkan, Belıkan, Sason ortasında, biri de Kakan, Heyderan ortasında olan nefsi Van’da medrese (Medrest’ûl Zehra) diye adlandırılan dini ilimlerle birlikte fen ilimlerinin okutulacağı, hiç olmazsa ellişer öğrenci bulunmak, ayrıca onların gündeliklerinin karşılanması hükümetçe temin edilmesiyle üç eğitim kurumu tesis edilmelidir. Bazı medreselerin de kalkındırılması maddi ve manevi olarak Kürdistan’ın gelecek hayatiyetini temin eder, mühim sebeplerdendir.”[29]

İmparatorluğun İttihat ve Terakki yönetiminde 1912’deki Balkan savaşlarında aldığı büyük yenilgiden sonra, özellikle Müslüman unsurlardan Arapların içinde de ayrılık eğilimleri ve hareketlerin baş göstermesiyle peyderpey Kürdler arasında da “İttihad-ı Osmani” ve “Ümmetçilik” gibi siyasi akımların etkisi azalmaya başlar. Bu toplumsal ve siyasal gelişmeler sonucunda, Kürdler içerisinde gün geçtikçe kimlik bilinci ve siyasi milliyetçi fikirler gelişir, bu amaç doğrultusunda ulusal temelde kendi örgütlemelerini oluşturma, tartışma ve çalışmaları daha da ivme kazanarak kendi kaderini belirleyebilmek için örgütlenme gerekliliği daha açık bir şekilde kendini hissettirir. 1912’lerin ortalarına gelindiğinde, İstanbul’da yüksek tahsil gören Kürd öğrencilerinin kurduğu Kürd Talebe Hêvî Cemiyeti, bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkar.

6. Rojî Kurd ve Hetawî Kurd Dergileri

 

Kürd Talebe Hêvî Cemiyeti (KTHC), kuruluştan (27 Temmuz 1328/ 9 Ağustos 1912) yaklaşık on ay sonra, Rojî Kurd adında bir dergi çıkarmaya başladı. Rojî Kurd aylık bir dergi olup ilk sayısı, cemiyetin kuruluşundan yaklaşık bir yıl sonra 6 Haziran 1329 (1913)’te yayınlanmış ve ön kapağında Selahattin Eyyubi’nin resmi vardır. Yayım dili Kürdçe-Osmanlıca olan Rojî Kurd, toplam dört sayı yayınlanmış ve son sayısı 30 Ağustos 1329 (12 Eylül 1913)’te basılmıştır. Derginin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Süleymaniyeli Abdülkerim’di. 

Rojî Kurd yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra, Abdullah Cevdet ve Mevlanzade Rıfat gibi dönemin tanınmış Kürd aydınların da desteğini alarak zengin bir yazar kadrosu oluşturmuştu. Rojî Kurd’ün yazar kadrosu arasında Halil Hayali, Diyarbekirli Fikri Necdet, Ekrem Cemil Paşa, Mehmed Mihri, Fuad Temo, Harputlu H. B., Lütfi Fikri, Babanzade İsmail Hakkı, Babanzâde Abdülaziz, Kerküklü Necmedin, Kerküklü Kerimzâde, Süleymaniyeli Abdülkerim, Mehmed Salih Bedirhan, Kazizâde Mustafa vd. bazı şahsiyetler öne çıkanlardandır.   

Rojî Kurd’ün yayın politikası üzerine farklı yorumlar da yapılabilir. Fakat cemiyetin programına, dergide yayımlanan bazı yazıların içeriğine ve yapılan tartışmalara baktığımızda; amaç ve hedeflerin açık bir şekilde belirlendiği görülmektedir. Rojî Kurd’ün birinci sayısında “amaç ve meslek” başlığı altında belirlenen esaslar, derginin yayın politikası ve amacını açık bir şekilde dile getirmiştir: 

Günümüz ve geleceğe layık bir yüce amaç, siyasi ihtiraslardan bağımsız bir bilimsel ve toplumsal amaç. … İşte bugün Kürd gençliği, Kürdlüğe ve aleme karşı bu amacı yüklenen bir sorumluluk altındadır. Bu gençlik, bu görevi en güzel şekilde yerine getirme, Kürdlüğe her taraftan vurulan hakaret tokadını, yücelik ve irfan ile reddetmek için söz vermiştir.[44] 

Rojî Kurd, yüksek tahsil gören Kürd gençlerinin öncülüğünde çıkmış, Kürd kültürel ve siyasi hareketine ivme kazandırmış ve önemli katkılarda bulunmuştur. Daha sonraları kurulan Kürd örgütleri ve çıkarılan yayınların çoğunda bilfiil bu kadronun ya da onların etkilediği insanların çok önemli etkisi olmuştur. Hêvî Cemiyeti ve Rojî Kurd’ün Kürdler üzerinde yarattığı bu etki, İttihat ve Terakki hükümetini oldukça rahatsız ediyordu. Bunun sonucu olarak da dergi çalışanlarına yönelik baskılar gittikçe artıyor ve nihayetinde dördüncü sayının yayımlanmasından sonra Rojî Kurd’ün yayını durdurulur. 

Rojî Kurd’ün yayını durdurulduktan yaklaşık bir buçuk ay sonra, Hêvî Cemiyeti, yine “Kürd Güneşi” anlamına gelen Hetawî Kurd adıyla yeni bir dergi yayınlar. Hetawî Kurd’ün birinci sayısı 11 Teşrini Evvel 1329’da [24 Ekim 1913] İstanbul’da “Resimli Kitap” matbaasında basılmıştır. Derginin birinci sayısının künye kısmında ayda bir yayımlanacağı, birleşik basılan 4-5 sayılardan itibaren de on beş günde bir yayımlanacağı belirtilmiştir.

Hetawî Kurd’ün sahibi ve sorumlu müdürü Babanzâde Abdülaziz’di. Derginin toplam olarak kaç sayı yayımlandığı bilinmiyor; ancak elimizde on (10.) sayısı mevcut olup, onuncu sayı 20 Haziran 1330’da [3 Temmuz 1914] Necmi İstikbal Matbaası’nda basılmıştır. Kadri Cemilpaşazade’nin aktarımına göre, “Hetawî Kurd dergisi de Hêvî Cemiyeti’nin mahsulü olup Rojî Kurd’ün devamı olarak çıkmış ve 1914 yılının ilk yarısına kadar yayınını sürdürmüştür.” 28 Temmuz 1914 tarihinde Birinci Dünya Savaşı başlayınca, zorunlu seferberlik hizmeti nedeniyle, cemiyet üyeleri ve dergi çalışanlarının büyük bir kısmı askere alınır. Savaş durumunda Hêvî’nin çalışmalarını sürdürme koşulları ortadan kalkar ve dolaysıyla Hetawî Kurd’ün yayını da durdurulur. Onuncu sayının yayınlanma tarihiyle Birinci Dünya Savaşı’nın başlama tarihini göz önünde bulundurduğumuzda, büyük ihtimalle onuncu sayı derginin son sayısı olmuştur.   

Hetawî Kurd’de yayımlanan yazılarda ve verilen beyanlarda; Kürd dilini yazmaya elverişli bir duruma getirmek, Kürdçe okuma-yazmayı yaygınlaştırmak ve Kürdçe kitaplar basarak Kürdistan’da dağıtılmasını sağlamak, Kürd çocuklarının eğitimi için modern okul ve medreselerin kurulmasını sağlamak gibi çok önemli konular işlenmiş. Bunların yanısıra işlenen en önemli konulardan biri de din ve milliyetçilik meselesidir. Dergide yayımlanan yazılarda, din ve milliyetçilik, birbirini tamamlayan iki unsur olarak işlenmiş, bu konu derginin 3-4. sayılarında yayımlanan beyanda şöyle açıklanmıştır:

 Milletimize ve dinimize olan görevlerimizi yerine getirmek için Kürd Talebe Hêvî Cemiyeti namıyla ve ruhsat-ı resmiyye ile bir cemiyet teşkil ettik. İki seneden beri bu cemiyet elinden geldiği kadar çalıştı… Bugün büyük, küçük, zengin ve fakir her Kürd, dinine ve milletine olan borcunu yerine getirmek için çalışmalıdır. Ayrı ayrı çalışmak hiçbir yarar sağlamaz, en iyi ve faydalı yol, birleşerek çalışmaktır. Yeni uyanmaya başlayan uluslar ilk başta cemiyetler kurarak işe başladılar. Neticesinde de milletlerini ilerletip muratlarına erdiler.[45] 

Yukarıda da belirtiğimiz gibi Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Hetawî Kurd’ün yayını da fiilen son bulmuştur. Bununla birlikte zorunlu seferberlik yasası gereğince askere alınan çok sayıda Hêvî Cemiyeti üyesi, aktivisti dört yıl süren savaş süresince büyük zararlar gördü ve önemli bir kısmı da geri dönemedi. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Hêvî’nin tekrar faaliyete başlaması vesilesiyle, Yüzbaşı Bitlisli Mehmed Emin Bey’in Kurdîyê Bîtlisî mahlasıyla Jîn dergisinin 14. sayısında yazdığı yazıda, savaşın Kürd gençliği ve Hêvî saflarında oluşturduğu tahribatı şöyle dile getirmektedir: 

Büyük Savaş’ın zalim ve kanlı eli, ulusal hazinemizin ne yazık ki sayıları pek az olan değerli cevherlerini aramızdan ayırdı ve geniş savaş cephelerine dağıttı. Gittiler. Onlardan bize geri gelen, yalnız acı haberlerdi…. Ey gençler, rahat uyuyun! “Ümid”iniz ölmedi. Nice bin dert ve sıkıntıyla tutuşturduğunuz ulusal ümit meşalesi, yine sizin gibi genç ve ateşli beyinlerin elinde, geleceğin yolunu aydınlatan bir ışığa dönüşmek üzeredir. 

Rojî Kurd’de yazan yazarların büyük bir kısmı Hetawî Kurd’te de yazmayı sürdürmüştür. Hetawî Kurd dergisinde yayımlanan yazılara ve yapılan tartışmalara baktığımızda, milliyetçi söylemler ve talepler biraz daha öne çıkarken, “Ümmet kurtarıcılığı” ve “İttihad-ı Osmanî” fikirlerinden de tamamen vazgeçilmiş değil. Mevzubahis yayınlarda devam eden bu tür Osmanlıcı ve ümmetçi söylemler, henüz etnik ve dini kimliğin tam olarak ulusal kimliğe dönüşmediğini göstermektedir.

Sonuç olarak, Birinci Dünya Savaşı başlayana kadar kurulan Kürd cemiyetleri (dernekleri), bunlarla ilişkili olarak yayınlanan gazete ve dergilerin içeriğine baktığımızda; Kürdçe eğitim, Kür dili ve lügati, tarih, coğrafya, folklor, Kürd şahsiyetlerin biyografisi, Kürdlerin terakkisi gibi sosyal ve kültürel değerlerin araştırılmasını konu edinen bir içerik ya da “akademik ilgi” öne çıkmıştır. 

Eldeki Kürd kurumları ve yayın organlarının genel karakterinin “kültürel” olduğu söylenebilir. Başka bir deyişle, Kürd aydınlarının 20. yüzyılın başından Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, asrî ihtiyaçlar doğrultusunda milletini uyarmak, uyandırmak, ona kaçırmakta olduğu “terkki katarı”nı göstermek gayretinde olduğu söylenebilir.”[46]Bu aşamaya kadar yayınlanmış olan Kurdistan, Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi, Rojî Kurd ve Hetawî Kurd gibi dergilerin içeriklerine baktığımızda dönemin siyasal ve toplumsal olaylarıyla ilgili geliştirdiği bakış açısı, Kürd dili ve kültürünün geliştirilmesi, Kürdçe eğitimle ilgili yaklaşımları ve çalışmalarıyla Kürdler arasında kültürel temelde bir ulusal bilincin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır diyebiliriz. KTHC genel sekreteri olan Memduh Selim daha sonra Rojî Kurd ve Hetawî Kurd dergileriyle ilgili yaptığı değerlendirmede şöyle demiştir; Diyebiliriz ki bu amaçla Kürdlüğü, Kürdlüğün yüce meşale taşıyıcısı olan gençliği içine alacak bir uyanışa delil olabilecek iki abide tesis etmiş bulunuyoruz; biri Hêvî diğeri de Rojî Kurd ve Hetawî Kurd’dür.” Bu konuda daha ziyade bilgi edinmek için, Dara Yayınlarından çıkan “Cemîyeta Hêvî ya Talebeyê Kurd û Rojî Kurd (1913)” adlı kitabımızdan istifade edebilirsiniz.

7.  Bangî Kurd Dergisi

1914 yılına geldiğimizde, Rojî Kurd ve Hetwaî Kurd dergilerinden sonra yayınlana diğer bir yayın da Bangî Kurd dergisidir. Bangî Kurd sahibi ve mesul müdürü Cemaleddin Baban’dır, yayın dili Osmanlıca-Kürdçe olup ilk sayısı 26 Kanun-i Sani 1329 (8 Şubat 1914) tarihinde yayınlanmış. İkinci sayısı 15 Şubat 1329’da (28 Şubat 1914), üçüncü sayısı 1 Mart 1330 (14 Mart 1914) tarihinde ve dördüncü sayısı da cumartesi günü 24 Mart 1330 (6 Nisan 1914) tarihinde yayınlanmıştır. Bangî Kurd, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Bağdat ve dolayısıyla Güney Kürdistan’da yayınlanan ilk Kürd dergisi olup toplam dört sayı yayınlanmış ve her bir sayısı 28 sayfadan ibarettir.

Derginin künye kısmında “Her on beş günde bir neşir olduğu”[47] belirtilmektedir. Bu bilginin hemen üst kısmında, “Mesleğimizle münasip makalat-ı nefi’yeye sütunları açıktır” ibaresi yer almaktadır. “Gayemiz, Mesleğimiz” başlığı altında derginin yayın amacı şöyle açıklanmıştır: “Artık her kavim gibi Kürd kavmi de Cehalete ilan-ı harp ve mukaddes maksadına ermek için ilim ve irfan ordularının himayesi altında kurtulup maksadına ulaşmak için Bangî Kurd tevdi ediyor.”[48] 

Derginin tanınan yazarları arasında: Babanzade Cemaleddin, Süleymaniyeli Ziver, Şükrü Fazli, Ali Kemal Bapîr, Sahibzade Süleymaniyeli Mihemed Arif, M. Bahaddin, Bîbanî Erebzade M. Fehmî, Sıdkı, Fikri, Haki Bağdadî ve Süleyman Tevfik gibi yazarlar yer almaktadır. Bangî Kurd dergisi sayfalarında adı geçen yazarların farklı içerikli edebi, tarihi ve sosyal konularda yazıları yayımlanmıştır. 

Bangî Kurd’ün birinci sayısının Türkçe kısmında yer alan bazı yazılar şunlardır: “Gaye, Meslek” başlıklı Bangî Kurd imzalı yazı; “Kürdler ve Kürdistan” başlıklı imzasız yazı; “Tarihi Sayfalar: Tarih-i Ekrada Bir Nazar” başlıklı Şükrü Fazli’nin yazısı; “Edebiyat-ı Ekrada Bir Nazar” başlıklı Şükri Elfazıl’ın yazısı; “Kürdler Ne Yapmalıdır?” başlıklı Babanzade Cemaleddin’in yazısı; “Bağdat ve Bağdatlılar” başlıklı Haki Bağdadî’nin yazısı, İçtimaiyat bölümünde “Nerden Başlamalı?” başlıklı Süleyman Tevfik’in yazısı yer almaktadır. “Beşî Kurdî” yani Kürdçe Kısmı’nda ise; “Tarîx û felsefeyî tarîx” başlıklı Beheştî”nin yazısı; “Qeseyê Xobexoyî” başlıklı Babanzade Cemaleddîn’in yazısı, “Hîssî mearîf, fikrî teraqî le naw Kurdan” başlıklı Sidîq’in yazısı ve Nalî’nin Divanı’ında bir şiir ve “Yarî” başlığı altında Babanzade Cemaleddîn’in diğer bir yazısı yer almaktadır.

Bangî Kurd, Hêvî Cemiyeti tarafında İstanbul’da yayınlanan Hetawî Kurd dergisinin yayınının sürdüğü bir tarihte Bağdat’ta yayına başlamıştır. Bu derginin Hêvî Cemiyeti’yle bir ilişkisinin olup olmadığı tam olarak bilinmiyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce Bangî Kurd dergisinin Bağdat’ta yayına başlaması, İstanbul’da yoğunlaşan Kürd basın-yayın faaliyetlerinden bir ayrışma olup, aynı zamanda İttihat ve Terakki’nin artan siyasi ve idari baskıdan dolayı periferiye doğru yayılma eğiliminin sonucu olarak değerlendirilebilir. Bangî Kurd’ün dördüncü sayısında “Hetawî Kurd” başlığıyla yapılan duyuruda: Hetawî Kurd’ün Kürd gençleri tarafından İstanbul’da ayda bir defa neşir edildiği ve ilgililerin abone olmaları tavsiyesinde bulunulmaktadır. [49] Derginin birinci sayısında da benzer diğer bir duyuru yapılarak, İstanbul’da Abdullah Cevdet’in sahibi olduğu İctihad dergisine abone olunması çağrısında bulunur.[50]

8. Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Yayınladığı Jîn ve Kurdistan dergileri

Kürdistan Cemiyeti Nizamnamesi’nin ikinci maddesinde, Cemiyet maksadına ulaşmak için her dilde günlük, haftalık ve aylık gazete, dergi ve kitaplar neşir eder, mütalaahaneler [etüt merkezleri], mektepler ve matbaalar tesis ederek, gece dersleri ve konferanslar verecek, uygun yerlere irşad heyetleri gönderecek, her çeşit hayırlı ve sosyal müesseseleri [kurumları] vücuda getireceği[51] belirtilmektedir.

KTC bu amaç doğrultusunda bir yandan örgütsel ve siyasal faaliyetlerini yürütürken, bununla birlikte basın-yayın faaliyetleri ve kültürel çalışmalara da oldukça önem vermiştir. Bu amaç doğrultusunda periyodik dergi ve gazeteler yayınlamış; Müküslü Hamza’nın sorumlu müdürü olduğu Jîn dergisi, Sıneli Mehmed Mihri’nin sorumlu müdürü olduğu Kurdistan dergisi ve Mevlanzade Rıfat’ın sahibi olduğu günlük Serbestî gazetesi bu yayınlardandır. Kurdîyê Siwêrekî “Gazindek” başlığıyla yazdığı yazıda, KTC ve çıkardığı yayınların önemini şu cümlelerle dile getirmektedir. “Milletimizi uykudan uyandıracak olan, Kürdlerin yüksek temsil organı olan “Kürdistan Cemiyeti”, “Jîn” ve Kurdistan” dergileri ile onları omuzlayan gençlerdir.”[52] 

Birinci Dünya Savaşı sonucunda kurulan yeni Kürd örgütlerinin çıkardığı yayınlara baktığımızda ve savaş öncesi durumla mukayese ettiğimizde, ulusal kimliğin daha net bir şekilde vurgulandığı ve ulusal uyanışın gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu dönemde genel olarak Osmanlı toplumunda ve özel olarak da Kürd toplumunda meydana gelen siyasal, sosyal ve ideolojik değişim ve dönüşümü ifade eden yeni bir söylem gelişir ve bu doğrultuda Kürdlere ulusal haklarını elde etmeleri için uyanık olmaları çağrısı yapılır. Jîn dergisinin birinci sayısında “Kürdler Uykuda Değil” imzasıyla yayımlanan yazıda bu söylem açık bir şekilde ortaya konmuştur. 

Eski ideolojiler, eski siyasal ve sosyal ideolojiler çöküyor; başka ilkeler, başka önderler yükseliyor; akıl öfkeye egemen, karanlık aydınlığa mahkûm oluyor… Kürdler! Böyle bir çağın böyle bir kıyametinde uyumak mümkün müdür? 

Ey Kürd, uyan diye bağırmaya ben gerek görmem. Çünkü eğer Kürdler uykuda, hâlâ uykuda iseler, çoktan, pek çoktan ölmüşler demektir.

Kürd uyanıktır ve kendisini yüzyıllardan beri uykuya çağırmış ve kendileri de uykuya dalmış olan efendileri de uyandıracaktır.

O, kendisine suikast etmiş olanlara iyi niyetle karşılık verecektir. Biz öyle bir çağda yaşıyoruz ki bir saat uyumak, bir ulus için ölmektir.[53]

8.1. Jîn Mecmuası (Dergisi)

Jîn mecmuası, KTC kurulmadan kırk gün önceden yayına başlar, birinci sayısı 7 Teşrin-i Sani 1334 (07 Kasım 1918) tarihinde yayınlanır. KTC’nin kuruluş tarihi Jîn mecmuasının 6. sayısının yayınlanma tarihinden (25 Kanun-ı Evvel 1334) bir hafta öncesine denk gelmektedir. KTC adına da ilk olarak Jîn’in 7. sayısında karşılaşıyoruz. Sözkonusu sayıda yapılan açıklamada “Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti” toplantısı için Kürdistan Teali Cemiyeti’nin binası adres olarak gösterilmiştir.[54] Jîn mecmuasının sahibi ve sorumlu müdürü Müküslü Hamza’dır. Jîn’in ilk 20 sayısı Müküslü Hamza’nın sorumlu müdürlüğünde yayınlanmıştır. Hamza Efendi 1892’de Müküs’te doğmuş, İstanbul Üniversitesi’nde Fars dilini okumuş ve öğrencilik yıllarında Kürd Hêvî Talebe Cemiyeti çalışmalarına katılmış dönemin aktif Kürd öğrencilerinden biridir. Daha sonra da çalışmalarını KTC bünyesinde sürdürmüştür.

Jîn’in birinci sayısının künye kısmında yazılan, “Din, edebiyat, içtimaiyat ve iktisadiyattan bahseder Türkçe-Kürdçe mecmuadır”[55] mottosu, 25. sayıya kadar olduğu gibi tekrarlanmıştır.

Jîn merkezine gelen mektuplardan öyle anlaşılmaktadır ki derginin yayınlanması Kürdlerde büyük bir sevinç yaratmış ve aynı zamanda umut kaynağı olmuştur. Kürdzade Kemal’in mektubu bunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. “Milletlerin ve devletlerin mukadderatının söz konusu olduğu ve tartışıldığı ve her birinin geleceği hakkındaki hüküm ve kararın verilmek üzere bulunduğu bir uygun vakitte, Kürdlerin varlık ve geleceğinin garanti altına alınmasına tüm çabayı yoğunlaştırmak ümidiyle yayın alanına çıkan "Jîn" gazetesini ilk sayısından itibaren izleyenlerdenim… Jîn dergisinin yayını vesilesiyle Kürdzade Kemal imzasıyla yayın kuruluna gönderilen mektupta, bilgisizliğe vurgu yapılarak bu tür çalışmaların bilimin desteğiyle yapılmasına dikkat çekerek şöyle der: 

Kürdlüğün ve gelecek kuşakların varlığını garanti altına almayı, mutluluk ve haklarını korumayı bilimin desteğine bırakmak ve emanet etmek, en önemli ve en gerekli görevlerimizdendir… Umut, amaç, arzu Kürd gençliğini bir araya toplamak, bilgisizlik belasını Kürdistan'dan defetmektir. Çünkü dönemimiz gelişme ve ilerleme dönemidir. Çalışmayanı, gelişme ve ilerlemenin seli sürükler.[56]

Yayınlanan birinci sayısında Jîn dergisinin çıkış amacını şöyle dile getirilmiştir: 

Amacı, uzun yüzyıllardan beri ihmal edilen Kürd'ün tarihsel yaşamına, ulusal haklarına, edebiyat ve sosyolojisine ilişkin yayında bulunmaktır. Kanımıza göre Kürd ulusuna uluslar topluluğu alanında layık olduğu yeri hazırlamayı başarabilmek, çağın anlayışına uygun bir çalışma biçimini ele almakla mümkündür. Girişimimizin pek çetin bir çalışmayı gerektirdiğinin bilincindeyiz. Fakat biz bu ağır görevi üstlenirken, yurdu ve halkı için daima en büyük fedakârlıkları seçmekle belirlenen Kürd ulusunun maddî ve manevî yardımına ve kolaylaştırıcı desteğine güvenebileceğimizi hakkıyla ümit ettik. Başarı Allah'tandır.[57] 

KTC bölündükten sonra, Jîn dergisi bağımsızlıkçı kanatın kurduğu Kürd Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti adına Memduh Selim yönetiminde yayınına devam eder. 26-36 arasındaki sayıları gazete şeklinde dört sayfa olarak yayınlanmış. 21 Haziran 1920’de yayımlanan 36. sayıda motto “Kürd vahdet ve hukuki milliyesinin müdafiî siyasî, ilmî haftalık gazete”[58] şeklinde değiştirilmiştir. 

Müküslü Hamza

Jîn, zengin bir içeriğe sahipti, burada ayrıntıya girmeden bir bütün olarak içeriğinden bahsetmek mümkün değildir. Kısaca da olsa Jîn’in son sayılarından yapacağımız bazı alıntılarla, derginin son dönemdeki içeriği ve yayın politikası hakkında bilgi edinmiş oluruz. Bu dönemde Jîn dergisi Kürd Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti yönetiminde yayınlanmaktadır. Jîn’in 33. sayısında “Abone ve kârielerimize (okurlarımıza)” başlığıyla yayımlanan bilgilendirme ilanında şöyle bir duyuru yapılmıştır: 

Ceridemiz 26. nüshasından itibaren günlük gazeteler gibi dört büyük sayfa olarak yayınlanmaktadır. Bu suretle yayın masraflarının pek fazla olduğu gazetecilikle uğraşanlarca malumdur. Şimdiye kadar gazetemize abone olanların abone müddetleri mezkûr (adı geçen) nüshamızda son bulmuştur. Bundan sonra senelik abone parası 130, altı aylığı 70 kuruştur.[59] 

Amasya ikinci protokolünde “Kürdlerin serbestçe inkişaf” hakkından bahseden Mustafa Kemal, BMM reisi olduktan yaklaşık bir hafta sonra, Erzurum vilayetine gönderdiği 28 Nisan 1920 tarihli yazıda şu emri vermiştir: “Milli birliği ihlal ve memleketi parçalamaya sevk maksadıyla, düşman maksatlarına alet olan, İstanbul’da yayımlanan Kürdçe Jîn gazetesinin girişinin yasaklanmasını.”[60] istiyor. 

Jîn’in toplam olarak kaç sayı yayınlandığını bilmiyoruz ancak elimizde 36. sayısı da mevcuttur. Büyük ihtimalle KTC’nin 1920’nin ikinci yarısından sonra bölünmesi ve daha sonra kapatılma davasının açılmasıyla birlikte, Jîn’in yayın hayatı da bu yılın bitimine doğru sona ermiştir. Jîn’in 36. sayısında Hizanizade Kemal Fevzi imzasıyla “Kürdistan Muhtariyeti” başlığıyla yayımlanan yazıda, dönemin idarecilerinin genel olarak basına ve özel olarak da Kürd basınına uyguladıkları sansür açıkça görülmektedir. Sözkonusu yazının birçok kısmına sansür uygulanmıştır ve yazar bu sansürü ilgili paragraflarında şöyle belirtmiştir: “39 satır sansürlenmiştir, 11 satır sansürlenmiştir, 24 satır sansürlenmiştir, 26 satır sansürlenmiştir)[61] Bir yazıdan veya makaleden yaklaşık yüz satır çıkarılmışsa artık o makalenin halini siz düşünün.

Dergide İmzasız olarak “Kürd-Ermeni İtilafı”, “Kürdistan Teali Cemiyetinin Beyannamesi”, “Seyyid Abdülkadir Efendi’nin Beyanatı”, “Kürd Cemiyetinin (KTC) Şubeleri Niçin Sed Edilmiştir (Kapatılmıştır”), Dr. Abdullah Cevdet’inTürk Hayatı Kürde İbret Dersi” başlıklı yazısı, “Kürd Amalesi İntihabatı”, “Serbesti Gazetesi”, “Tatbiki Adalet”, “Biraz Tarihten”, “Çürük Zihniyet”, “Kürddeki Ruh” Mardinli İbrahim Hakkı’nın Kürdler Sulh Konferansı’nda ne Bekliyorlar” yazısı,  Abdulaziz Yamulki’nin “Şehrezor Tarihi- Baban Hanedanı”, önceki sayıdan devam eden “Kürd Masalları” başlıklı yazı ve Mem û Zîn’in basımının bitiğini müjdeleyen bir haber vardır.

Memduh Selim Bey

Burada geniş kapsamlı olarak derginin içeriğinden bahsetmek elbette ki mümkün değildir. Özellikle sözkonusu iki sayıdaki dikkat çekici birkaç yazıya değinmek istedim. Daha fazla bilgi için, değerli araştırmacı M. Emin Bozarslan’ın büyük bir emek ve titizlikle yayına hazırladığı 5 ciltlik çalışmasından istifade edebilirsiniz.[62]

Jîn’in yazar kadrosuna baktığımız zaman, ağırlıklı olarak dönemin Kürd aydınları, KTC ve diğer Kürd örgütlerinin üyesi ve taraftarlarından oluşuyordu. Farklı konularda dergide Türkçe ve Kürdçe yazıları yayımlanmış bazı yazarlar şunlardı: Halil Hayali, Kurdîyê Bîtlisî (Yüzbaşı Mehmed Emin Bey), Mehmed Mihri, Süleymaniyeli Tevfik (Pîremerd), Memduh Selim, Kemal Fevzi, Abdurrahim Rahmi Hakkâri, Aziz Yamûlki, Law Reşid, Siverekli Hilmi, İhsan Nuri, Kamuran Bedirhan, Kazizade Mustafa Şevki, Dersimli Hüznî, Cizreli Mirza, Kazizade Latif vd. 

Jîn dergisi KTC’nin şubeleri vasıtasıyla birçok Kürdistan vilayetinde dağıtılıyor ve okuyucularına ulaşabiliyordu. Derginin içeriğinde Kürd millet meselesi, siyaset, tarih, dil, edebiyat, eğitim, sosyal yapı, kadın sorunu, folklor vb. konuları içeren geniş bir yelpazede yazılar yayımlanmıştır. Jîn’in işlediği konular, yayın politikası ve amacı, Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti ile ona bağlı olarak faaliyet yürüten diğer kurumların amaç ve politikasından bağımsız olmamıştır. Bu bağlamda Jîn dergisi, işlediği temalar ve izlediği yayın politikasıyla Kürd kültürel ve ulusal değerlerinin işlenerek yeniden üretilmesi, Kürdlerde kimlik bilinci ve ulusal fikrin gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştur.

8.2. Kurdistan Mecmuası (Dergisi)

Jîn’in yanı sıra Kurdistan Mecmuası da Kürdistan Teali Cemiyeti tarafından yayınlanmıştır. Ancak çoğu zaman burada bahis konusu olan Kurdistan Mecmuası, 1898 yılında Mikdad Mithad Bedirhan tarafından Kahire’de yayınlanan Kurdistan gazetesiyle karıştırılmaktadır. Kurdistan, 1919-1920 yılları arasında İstanbul’da yayınlanmış siyasi, içtimai, edebi ve ilmi haftalık müstakil bir fikir dergisidir. İlk sayısı 30 Kanunu Sani 1335 (30 Ocak 1919)’da yayınlanmış ve yayın süresi boyunca toplam 19 sayısı basılabilmiştir. Kurdistan dergisinde Osmanlıca, Kürdçe, Farsça, Arapça ve Fransızca olmak üzere beş dilde yazılar yayımlanmış

Kurdistan dergisinin imtiyaz sahibi Mehmed Mihri, başyazarı ise Arvasizade Mehmed Şefik idi. Derginin 13. sayısından itibaren ise Seyyid Hüseyin sorumlu müdürlük görevini üstlenmiş. 

Mehmed Mihri; 1885 yılında Sinê’ye bağlı Ciwanro bölgesinde bulunan Dişê köyünde doğmuş, meşhur Felsefeci Selahattin Hilav’ın pederi, Osmanlı son döneminde kurulan birçok Kürd örgütünün aktif üyesi, yayınlanan dergi ve gazetelerin de daimî kalemlerinden olup çok yönlü işleyen kalemiyle edip, şair, dilbilimci, siyasetçi ve hukukçu kimlikleriyle 20. yüzyılın tanınan Kürd mütefekkirlerinden biridir. Söz konusu dönemde yayımlanan Rojî Kurd, Hetawî Kurd, Jîn, Kurdistan ve Hetaw gibi yayın organlarında akıcı kalemiyle başta Kürd dili ve edebiyatı olmak üzere, kültürel, sosyal, felsefi ve siyasi konularda birçok yazısı yayımlanmış. Özellikle de Kürd dili ve Edebiyatı üzerin yazdığı yazılar kendi alanında ilklerden olup oldukça önemlidir.

 “Kürd Edebiyatından Bazı Numuneler başlığıyla Jîn ve Kurdistan dergilerinde yayımlanan yazılarından dolayı ham ve şaşkınlık veren sorularla karşılaştığını belirtir. Bu başlığı gören birçok kimselerin hayrete düştüğünü, birtakım beyinlerde fazla bir şaşkınlık yaratan bir cümle olduğunu söyleyerek erdemli, bilgili ve Kürdistan'da yıllarca genel hizmetler yerine getiren birçok zatlardan “yahu, Kürd edebiyatı var mı, Kürd dili edebiyata elverişli mi?” gibi ham ve şaşkınlık veren soruları işitmek, bir milletin yalnız edebiyatı ile dili değil ve aynı zamanda bütün varlığının dahi unutulmuşluk perdesi altında bırakılmış” olduğunu söylüyor. Edebiyat çalışmalarının yanısıra “Mukaddimet’ûl İrfan” adıyla 1918’de yayımlanan kitapçığında ise, karşılaştırmalı olarak Kürd dili lehçelerindeki ses değişimini incelemiştir. Ayrıca Kurdistan dergisinin birçok sayısında “İrfan” ve “Esas” başlıkları altında yazdığı yazılarıyla Kürd dilinin sarf ve nahv kurallarını ortaya koymuştur. 

Kurdistan mecmuası toplam 19 sayı yayınlanmış olup Jîn mecmuası ve Serbestî gazetesinin birçok sayısında, Kurdistan’ın yayınlanan yeni sayılarının reklamı yapılmıştır. Sözgelimi Jîn’in 25. sayısında, Kurdistan’ın 14. sayısının yayımlanma haberi verilmiştir. Dergi dönemin yabancı diplomat ve askeri görevlilerinin de dikkatini çekmiş ki C. L. Woolley adlı İngiliz komutanın 10 Temmuz 1919 tarihli ve FO 371/4191 numaralı raporunda “Kürdistan dergisinin ulusal ve haftalık bir yayın”[63] olduğunu belirtmektedir. 

Kurdistan’ın içeriğine ve yazar kadrosuna baktığımızda; her ne kadar derginin ilk sayılarının künye kısmında “siyaset dışında her konu mevzubahistir” denilse de, aslında siyaset dahil birçok konuda değişik yazılar yayımlanmıştır. Dergide yayımlanan yazılara baktığımızda, dergi sayfalarında o dönemin ileri gelen siyasi kadro ve yazarlarının yazılarına rastlamaktayız: Sorumlu müdür Mehmed Mihri, başyazar Arvasizâde Mehmed Şefik, Abdullah Cevdet, Hakkarili Abdurrahman Rahmi, Emin Fevzi, Cano, Mehmed Osman, M. Yamulkizâde, İbn el Reşid, Süleyman Sabri, Lawê Delal vd. 

Kurdistan Mecmuası'nın yayın politikasına gelince; dergi Kürdistan Teali Cemiyeti’ne bağlı olarak yayımlandığı için, yayın politikası da KTC’nin amacı ve politikasına paralel olmuştur. Bu çerçevede yayımlanan yazılar, yapılan tartışmalar ve gelen okur mektupları değerlendirildiğinde, iki esas özellik öne çıkıyor. Birincisi; Kürd dili, edebiyatı, tarihi, folkloru, toplumsal ve ulusal ilişkilerini araştırıp aydınlatmak. İkincisi ise, belirtilen konuların incelenip araştırılmasıyla bölgedeki, dünyadaki toplumsal-siyasal sürecin okunmasına dair fikirlerini Kürd toplumuna taşımak ve bunun üzerinden Kürd toplumunda kimlik bilincinin geliştirilmesi ve ulusal taleplerin yaygınlaştırılmasını sağlamaktı. Bu konuda daha ayrıntılı ve geniş kapsamlı bilgi edinmek için, Dara Yayınlarında çıkan “Kurdistan: Siyasi, içtimai, edebi, ilmi haftalık müstakil fikir mecmuasıdır (1919-1920)” adlı kitabımdan istifade edebilirsiniz.

9. Ferda Gazetesi 

Osmanlı son dönemi matbuat aleminde, günümüz deyişiyle basın-yayın dünyasında, kaleminin gücü ve sivriliğiyle en çok bilinen iki Kürd şahsiyet vardır; biri Mevlanzade Rifat ve diğeri de Ali İlmi Fani ya da "Fanizade" dir. M. Rıfat günlük Serbestî gazetesinin sahibi ve Ali İlmi Fani de Adana'da yayınlanan Ferda gazetesinin sahibi ve başyazarıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ikisi de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti'nin aktif üyeleri arasında yer almış. İkisi de İttihat-Terakki ve ondan sonra da Kemalist Hareket’e açık muhalefet etmiş, Lozan Antlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte "150'likler Listesi"ne dahil edilmiş, sürgün edilip vatandaşlıktan çıkartılmışlar. 1922’lerin sonlarına doğru ülke dışını çıkmak zorunda kalmışlar, daha sonra yerleşmiş oldukları Suriye’de kurulan Xoybûn partisinin de üyesi ve yöneticileridirler. 

Güney Kürdistan'ın Süleymaniye şehrinin tanınan aileleri "Mevlanbegzade" ve "Fanizade" gillere mensup olan bu iki erbabı kalem gazeteci ve yazar Kürd, muhalif duruşları nedeniyle o gün de ve bugün de, Türk basın çevreleri, yazın ve akademi aleminin çoğunluğu tarafından haklarından sürekli negatif olarak bahsedilmekte ve itibarsızlaştırma çalışmaları devam etmektedir.

Şimdi asıl konumuz olan Ferda gazetesi ve imtiyaz sahibi olan Ali İlmi’ye dönelim. Ali İlmi Fani, Süleymaniyeli Mehmed Abdülbaki Fani efendinin oğludur. Aile zorunlu göç nedeniyle 1850’li yıllarda Adana Kadirli’ye yerleşmiş. Abdülbaki Efendi Süleymaniye ve Bağdat’ta medrese okuyup iyi derecede bir eğitim gördüğü için orada Rüştiye mektebine muallim olarak tayin edilmiştir. Görmüş olduğu iyi eğitimle birlikte zengin ilim ve irfanıyla sürekli çevresini aydınlatmaya çalışan, güler yüzlü, hoşsohbet, hezarşinas ve hünerli bir eğitimci, doğrusu bir ummân-i maanî idi.[64]

Ali İlmi Fani 

Ali İlmi, Abdulbaki Efendi’nin yedi erkek evladından ikincisi idi: Kerim, Ali İlmi, Zeynel Abidin, Mesud, Ahmed Fazıl, Salahattin, Sabahattin. Ali İlmi Fani “13 Kasım 1877’de Kadirli (Kars Zulkadriye)’de doğmuş ve annesinin adı Ayşe Sıdıka hanımdır.”[65] Çocukluğundan itibaren iyi bir eğitim almış, 1896’da Adana Mülkiye İdadi’sini en iyi dereceyle bitirmiş, ondan sonra da farklı medreselerde eğitimine devam etmiş, hocalardan özel olarak Fransızca dersleri almış, Farsça, Arapça ve Türkçe okuyup yazabiliyordu. Kısacası iyi bir tahsil yapmış,[66] kalem ustası bir şair, edip ve yazar olmanın yanı sıra basın-yayın faaliyetleriyle de öne çıkmış. Birçok gazete ve derginin başyazarlığı ve sahipliğini yapmıştır. 

Gazeteciliğe 1898’de Adana resmi vilayet gazetesi olan Seyhan gazetesinde yazmakla başlamış ve 1905 yılında gazetenin başyazarı konumuna gelmiştir. Ali İlmi’nin yazarı ve mesul müdürü olduğu ikinci gazete ise 1909’da İttihat-Terakki’nin İtidal gazetesine karşı yayına başlayan haftalık Rehber-i İtidal gazetesidir ve toplam dört sayı yayınlanmıştır. Adı geçen gazetelerin yanı sıra Teceddüt (1908-1910) ve Anadolu (1909-1914) gazetelerinin de başyazarlığını yapmış, Adana Vakası, Volkan ve Vahdet gibi gazetelerde de “Ali İlmî” ve “Derviş Sukûtî” müstearıyla yazılar yazmış. Ali İlmi çalışmalarını yazı ve gazetecilikle sınırlamamış aynı zamanda politika da yapmış, “18 Nisan 1912’de yapılan seçimde, Kozan temsilcisi olarak Meclis-i Mebusan’a seçilmiş.”[67]

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan en önemli ve geniş kapsamlı Kürd örgütü Kürdistan Teali Cemiyeti’dir. Fanizade ailesi de kurulan bu cemiyetin aktif üyeleri arasında yar alır. Abdülbaki Efendi’nin yedi evladından üçü; Ali İlmi, Zeynel Abidin ve Mesud Fani 1918’in sonlarında kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üyesi olmuşlar. Zeynel Abidin Fani, hem Hürriyet ve İtilaf Partisi (HİP) ve hem de KTC’nin son genel sekreterliğini de yapmış. 

Ali İlmi’nin Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra yaptığı en önemli faaliyetlerinden bir de yayınlamış olduğu Ferda gazetesidir. Ferda, Farsça bir kelime olup yarın anlamına gelmektedir. Ferda Gazetesi, 5 Aralık 1918’de Adana’da yayın hayatına başlamış. Bu dönemde Adana’yı da içine alan Kilikya Bölgesi, itilaf devletlerinden Fransa’nın denetimi altındadır. Bu nedenle olmalıdır ki bazı sayılarda künye bilgileri Osmanlıca ve Fransızca olarak yazılmış. Künye kısmında “mesul müdür ve başyazar” olarak Ali İlmi yazılmış, basım yeri olarak da Kale Kapısı’ndaki Ferda Matbaası belirtilmiştir. Gazete perşembe ve pazartesi günleri olmak üzere haftada iki sayı yayınlanmış, “siyasi, ilmi ve edebi Türkçe gazete” olduğu belirtiliyor. O zaman Adana’da Ferda Gazetesi’nin haricinde Adana Postası, Rehber gibi başka muhalif gazeteler de yayınlanmaktaydı. Ali İlmi’nin ilişkili olduğu iki Ferda gazetesi yayınlanmış, bunlardan birincisi İkinci Meşrutiyet’ten hemen sonra ve diğeri de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 5 Aralık 1918’de yayınlanmış. Yaklaşık olarak üç yılda toplam 300 sayıdan fazla yayınlanmış olan Ferda, M. Rıfat’ın Serbestî gazetesinden sonra Osmanlı son döneminde bir Kürdün yönetiminde çıkmış en uzun süreli ikinci gazetedir. Her iki gazetenin sahibi de, Süleymaniyeli tanınmış Kürd ailelerin üyeleriydi. 

Ferda, dönemin İttihat-Terakki ve onun devamı olan Kemalist Hareket’e karşıt bir yayın politikası izlemiştir. O zaman da ve bugün de Kemalistlerin Ferda Gazetesi’ne karşı ateş püskürtmesinin asıl nedeni budur. Gazetenin sayfalarında İttihat-Terakki ve Kemalist Hareketin politikaları şiddetle eleştirilmiş; “kanunsuzluk”[68], “kan dökücü”, “serseri”[69], “çete”[70], “eşkıya”, “Bolşevik işbirlikçisi” ve Osmanlı padişahına karşı bir “başkaldırı” olarak değerlendirilmiş. Daha sonra ilan edilen Cumhuriyet yönetimini de “Cumhurriyet-i Cebriyye”[71] yani “Zorba Cumhuriyet” olarak adlandırılmaktadır. Bu nedenle Kemalistler de benzer bir dille yaptıkları karşı propagandanın yanısıra mümkün derecede gazetenin dağıtımını engellemeye çalışmışlar ve özellikle de batı ilerine ulaşmasını engellemişlerdir. 

Önemli bir dönemin mücadelecisi, tanığı ve yazarı olan Ali İlmi, yazar, gazeteci, edip, şair ve politikacı kimlikleriyle bilinir. Ali İlmi Fani ve iki kardeşi; Zeynel Abidin Fani ve Mesud Faniyle birlikte Kürdistan Teali Cemiyeti üyesi idiler. Her üç kardeş de Lozan Antlaşması gereğince vatandaşlıktan çıkarılan “150’likler” listesinde yer almış Kürd aydın ve milliyetçilerindendi. Bu bağlamda Ferda Gazetesi’nin de KTC'yle ilişkili ve iltisaklı olduğunu söyleyebiliriz. 1922’den 1938’e kadar sürgünde yaşadı. Kardeşi Zeynel Abidin ise güney Kürdistan’da Seyyid Taha’yla birlikte siyasi çalışmalarını sürdürdü. Kendisi de siyasi çalışmaları nedeniyle iki kez bölgeyi ziyarete gitmiş. Haziran 1927’de baba ocağı Süleymaniye’yi ziyaret ettiği zaman, Jîyan gazetesinde gelişiyle ilgili şöyle bir haber yayımlanmış: “Has bir Kürd olan, edebiyat dünyasında önemli ve yüksek bir yeri olan üstat muhterem kıymetli Ali İlmi Bey, bu sefer asli vatanını görmek düşüncesiyle buraya (Süleymaniye’ye) gelmiş ve birkaç gün burada kalacak. Kendisi, vatan sevdasıyla meşhur olan Mele Fanî Efendi’nin torunudur. Zahmet ederek uzun bir seyahat sonucunda Şam’dan buraya gelmiş, hoş geldin diyoruz.”[72] Bu uzun sürgünlük süresinin yaklaşık son sekiz yılını da Antakya’da Edebiyat öğretmenliği yaparak geçirmiş. Cemil Meriç, Antakya Lisesi’nden öğretmenleri olan ve aynı zamanda Hoybun yöneticisi ve üyelerinden olan Ali İlmi Fani hakkında; “Ali İlmi, bütün zilletleri ve meziyetleriyle Şark’tı.”[73] değerlendirmesinde bulunur.

10. Şeyh Mahmud’un Hükümdarlığı Döneminde Güney Kürdistan’da Basın-Yayın Faaliyetleri

Kürdistan Meliki Şeyh Mahmud Berzenci

Şeyh Mahmud’un birinci hükümetinin ilanıyla birlikte, Güney Kürdistan’da basın-yayın faaliyetleri de gitgide artış gösterir, 1920’nin ikinci yarısından itibaren İstanbul’da engellenen basın-yayın faaliyetleri ve kapatılan Kürd gazete ve dergileri Güney Kürdistan’da oluşan özgür ortamda yeniden canlanmaya başlar. Şeyh Mahmud’un üç hükümeti döneminde Süleymaniye’de yayınlanan gazete ve dergilerin yanı sıra işgalci güç olarak İngilizler tarafından Kürdçe yayınlanan dergi ve gazeteler de olmuştur. Yayınlanan gazetelerden Têgeyiştina Rastî, Pêşkewtin ve Jîyanewe İngilizler tarafından yayınlanmıştır. Bangî Kurdistan, Rojî Kurdistan, Bangî Heq ve Ûmîdî Îstiqlal ise Şeyh Mahmud Hükümetleri tarafında yayınlanmıştır. 

10.1. Têgeyîştina Rastî 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Bağdat’ta Kürdçe yayınlanan ilk gazete Têgeyîştina Rastî[74] yani Türkçe çevirisiyle “Gerçekliği Kavrama” gazetesidir. Têgeyîştina Rastî, Britanya’nın Irak’taki askeri temsilcisi ve aynı zamanda Bağdat Belediyesi başkanlığını da yürüten Binbaşı Ely Bannster Soane yönetiminde çıkarılıyordu. Yardımcısı da edip ve şair kimliğiyle tanına Şükrü Fadhli idi. Adı geçen gazete haftada bir yayınlanıyordu ve toplam olarak 65 sayı yayınlanmıştır. Sonuncu sayı olan 65. sayı, 27 Kanun-i Sani 1919’da yayınlanmıştır.[75] Gazetede farklı konularda yazılmış yazı ve makalelerin hemen hemen tümü imzasız olarak yayımlanmıştır. 

10.2. Pêşkewtin

Şeyh Mahmud’un birinci kabinesinin oluşturulmasından kısa bir müddet sonra, İngiliz kuvvetleriyle Kürdler arasında çatışmalar başlar, 19 Haziran 1919'da Şeyh Mahmud İngiliz güçleri tarafından Derbendê Bazîyan mıntıkasında yaralı olarak yakalanır ve Hindistan’a sürgüne gönderilir. Şeyh Mahmud’un yönetimden uzaklaştırılmasından sonra, İngilizler Süleymaniye’ye yerleşerek yönetimi doğrudan ele alır ve bu süreçte “Pêşkewtin” adıyla bir gazete yayınlamaya başlarlar. Pêşkewtin gazetesinin ilk sayısı 20.09.1920 tarihinde haftalık olarak yayınlanır ve bazen de haftada iki sayı yayınlanmıştır. Gazetenin içeriği ve yayın politikasına baktığımızda; Güney Kürdistan’daki yerel gelişmelere dair haberlerle birlikte ağırlıklı olarak Britanya devletinin Irak’ta izlediği siyasete dair propaganda içerikli yazılar ve Türklerin bölgedeki nüfuzlarını kırmaya yönelik yazılar yayımlanmış.

Pêşkewtin, toplam dört sayfadan ibaret olup Süleymaniye’deki İngiliz yetkilisi Majerson yönetiminde yayınlanıyordu ve bu amaçla Süleymaniye’de bir matbaa kurulmuştu. Pêşkewtin gazetesinin yayın dili Kürdçe idi, toplam olarak 118 sayı yayınlanmış ve son sayısının yayın tarihi 27 Temmuz 1922’dir. Gazetede İngiliz siyasetinin propagandasının yanı sıra bilimsel yazılar, edebi ve sanatsal haberlere yer verilmiştir.   

10.3. Bangî Kurdistan

Bangî Kurdistan gazetesi, Şeyh Mahmud’un ikinci hükümeti döneminde Mustafa Paşa Yamulki başkanlığında kurulan Kürdistan Cemiyeti tarafından yayınlanmış hükümetin resmi organıdır. Kürdistan Cemiyeti, 21 Temmuz 1922’de Süleymaniye’de hükümetin onayıyla kurulmuştur. Derginin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü olan Mustafa Paşa Yamulki, Şeyh Mahmud’un kurduğu birinci Hükümet’te Eğitim Bakanı idi. Gazetenin birinci sayısında Kürdistan Cemiyeti’nin kuruluşuna dair şöyle bir açıklamada bulunulmuş: “Erkan-ı harpten mütekait Mirliva Mustafa Paşa Yamulki’nin müracaatı üzerine, Süleymaniye hükümetinin resmi onayıyla işinin erbabı, kıymetli aydınlarımız tarafından Kürdistan Cemiyeti kurulmuştur.”[76] Kürdistan Cemiyeti’nin yönetimi on üç kişiden oluşmaktaydı: 

Refik Hilmi, Ahmed Tevfik, Salih Efendi, Faik Bey, Hacı Ağa Fetullah, İzzet Bey Osman Paşa, Yüzbaşı Ethem Efendi, Yüzbaşı Ahmed Behçet Efendi, Şeyh Mahmud Efendi Gulanî, Şeyh Ali Efendi Serkar, Ali Efendi Bapir Ağa, Mahmut oğlu Abdullah Efendi ve Şükrü Efendi Eleke.[77]

 Künye kısmında gazetenin içeriği ve amacı şöyle açıklanmıştır: “Haftada bir yayımlanır, ilmi, içtimai, edebi, hür, serbest ve milli bir gazetedir.”[78] Gazetenin ilk sayısı, 2 Ağustos 1922’de yayınlanmış ve amacı şöyle açıklanmıştır: 

Bu gazeteyi yayınlamaktaki maksadımız, Kürd milletine rehberlik etmek ve hizmette bulunmaktır. Bütün Kürdlerin bu gazeteyi okuması ve içtenlikle izlemesi gerekir. Malumunuzdur ki bir milletin sesi olan bir gazetesi olmazsa, kimse o milletin fikir ve hayallerinden haberdar olamaz, başladığı ve yaptığı işlerden de haberi olmaz. Bu durumda dünya milletleri arasında varlığı ve adı da bilinmez. Bu nedenle Kürdistan milletinin başarıya ulaşması için, her şeyden önce bir gazetesinin olması gerekir. Çünkü milli bir gazete, geçmişten bugüne kadar gelen Kürd milletinin düşüncelerinin tercümanı olur.[79] 

Bangî Kurdistan gazetesinde Kürdçe, Türkçe ve Farsça olmak üzere üç dilden yazılar yayımlanmış. Kürdçe ve Farsça kısmının sorumluları Ali Kemal ve M. Nuri (Şeyh Nuri Şeyh Salih) idi, Türkçe kısmının sorumlusu ise Refik Hilmi idi. Gazete toplam olarak 17 sayı yayınlanmış, on dördüncü sayının yayınlanmasından sonra, yaklaşık sekiz ay yayını durdurulmuş ve ondan sonra yeniden yayına başlayarak üç sayı daha yayımlanmıştır. Gazete sayılarının içeriğine bakıldığında; Kürdistan Hükümeti’nin faaliyetleriyle ilgili haberler ve resmi kararnameler yayımlanmış, ayrıca gazete yazarlarının sosyal, siyasal ve edebi konularda farklı içerikte yazı ve makaleleri yayınlanmıştır. Gazetenin sürekli yazan yazarları arasında Refik Hilmi, Mustafa Paşa Yamulkî, Ali Kemal, M. Nuri, Zeki Saib ve Ziwer gibi şahsiyetler vardı. 

10.4. Rojî Kurdistan   

 Bangî Kurdistan gazetesi imtiyaz sahibi Mustafa Paşa Yamulki, Eğitim Bakanı olarak hükümette görev aldıktan sonra, adı geçen gazetenin yayını durdurulur ve onun yerine Rojî Kurdistan gazetesi çıkarılır. Rojî Kurdistan gazetesinin sorumlusu ve imtiyaz sahibi M. Nuri, başyazarı ise Ali Kemal idi. Künye kısmında Rojî Kurdistan’ın haftalık yayınlanan siyasi, edebi ve içtimai resmi bir gazete olduğu[80] her sayıda motto olarak belirtilmiş. Gazetenin yayın yeri Süleymaniye olup ilk sayısı 25 Rebiülevvel 1341 (15 Kasım 1922) yayınlanmış,[81] toplam olarak 16 sayı çıkmış ve son sayısı 3 Mart 1923’te basılmıştır.

Rojî Kurdistan gazetesi, “Güney Kürdistan’daki Melik Mahmud hükümetinin resmi yayın organıydı. Genel olarak iç ve dış haberler, hükümetin bütün açıklamaları, duyuruları ve özellikle de Birinci Melik Mahmud’un çıkardığı kararnameler bu gazetede yayımlanırdı. Gazetenin ebatları 34 cm x 21 cm idi.”[82] Aynı zamanda toplumsal ve siyasi meseleler, Kürd kültürü ve özellikle de edebiyata önemli bir yer verilmiştir. Rojî Kurdistan gazetesinde çoğunluğu Kürdçe olmak üzere Osmanlıca yazılar da yayımlanmış. Gazetede en çok yazısı yayımlanan yazarlar: M. Nuri, Ali Kemel, Arif Saib, Ehmed Fevzi, Ehmed Muhtar, Hüseyin Nazım, Faik ve Refiq Hilmi idi.

10.5. Bangî Heq 

Şeyh Mahmud ikinci hükümeti döneminde her geçen gün gerginleşen İngiliz-Kürd yönetimi ilişkileri sonunda çatışmaya dönüştü. 03.03 1923 günü İngiliz kuvvetlerinin hava saldırısı üzerine Şeyh Mahmud Süleymaniye’yi terk edip Sûrdeşt bölgesine çekilir ve dolayısıyla hükümetin resmi yayın organı olan Rojî Kurdistan gazetesinin yayını da durdurulur. Bu süreçte ilk olarak kırsalda Kürd silahlı kuvvetleri ordugahı tarafından Bangî Heq (Hakka Çağrı) adıyla bir gazete yayınlanır. 

Gazetenin ilk sayısı 28 Mart 1339/11 Şaban 1341’te (29 Mart 1923) tarihinde Casena mağarasında basılır. Gazete iki sayfadan ibaret olup her sayfası iki sütundan oluşmaktadır ve toplam üç sayı yayınlanabilmiştir. Üçüncü sayısı 12 Nisan 1339 (12 Nisan 1923)’te yayınlanmıştır ve künye kısmında şu ibare yer almaktadır: Bangî Heq’ın özgür iradesi top ve bombalarla kırılamaz.[83] Künye kısmında gazetenin içeriği ve amacıyla ilgili şu ibareler yer almaktadır: Siyasi, edebi, içtimai bir resmî gazete olup Kürdistan Ordusu Karargâhı tarafından yayımlanır. Gayemiz Kürdlerin hukukunun istihsalidir (elde edilmesidir).[84] “Başkomutan ve Kürdistan Meliki Mahmûd” imzasıyla olayların gelişimini anlatan ve “Milli Müdafaa Heyeti”ne dair bilgiler veren ve her üç sayıyı kapsayan uzun bir yazı yayımlanmıştır.

10.6. Ûmîdî Îstiqlal

Ûmîdî Îstiqlal, Şeyh Mahmud’un üçüncü hükümeti döneminde Süleymaniye’de hükümet matbaasında basılmış. Adı geçen gazete haftalık bir yayın olup künye kısmında şöyle yazılmıştır: Siyasi, edebi, İçtimai resmî gazetedir.[85] Gazetenin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü “Hoca Efendizade Ahmed Sabri” idi. Birinci sayısı 20 Eylül 1339 (20 Eylül 1923)’te yayınlanmış ve toplam olarak 25 sayı basılabilmiştir. 

Yayın süresi boyunca gelişen olaylar ve hızlı bir şekilde değişen gündem nedeniyle, gazetenin sahibi ve başyazarı sürekli değişmiştir. Birinci sayıdan üçüncü sayıya kadar Hoca Efendizade Ahmed Sabri, 4-13 arasındaki sayıları Refik Hilmi, 14-16 aralığındaki sayıları Hüseyin Nazım sahibi ve sorumlu müdürü olarak belirtilmiş ancak 17-25 aralığındaki sayıların sahip ve sorumlu müdür belirtilmemiştir. Gazetenin ebatları 21 cm x 33 cm olup iki sütun şeklinde hazırlanmış ve bütün sayıları dört sayfadan ibarettir. Ûmîdî Îstiqlal Kürdçe, Türkçe ve Farsça olmak üzere üç dilde yayın yapmıştır. Sidiq Salih’in belirtiğine göre; 9, 14, 17,18 ve 25. sayılarda Türkçe kısım ve 13, 14,15, 16 ve 20. sayılarda da Farsça kısmı vardır.[86] 

1924’ün ikinci yarısına doğru Kürdler ve İngilizler arasında yaşanan sorunlar nedeniyle ilişkiler kopuş derecesine varır. İngiliz kuvvetleri Süleymaniye şehrini bombalamadan yaklaşık on beş gün önce Ûmîdî Îstiqlal gazetesinin yayını durdurulur ve sonuncu sayı olan 25. Sayısı, 25 Mayıs 1924’te yayımlanmıştır.

Ûmîdî Îstiqlal’in yazar kadrosu önceki gazetelere göre zengin idi. Yazarları arasında Refik Hilmi, Ahmed Hoca, Hüseyin Nazım, Ahmed Fevzi, Ahmed Faîz Zêwer, Arif Urfî, Faik Zêwer, Adil Efendi, Bêxud ve Reşid Kaban gibi şahsiyetler vardı. Gazetenin birinci sayısında Kürdistan Meliki Şeyh Mahmud imzasıyla “Îrade” başlığı altında yayımlanan yazısında; “Bütün memur ve çalışanlarımın dikkatine, ğadr ve haksızlık yapan her kesi, tereddütsüz bir şekilde divan-ı harbe şikâyet edebilirsiniz, oradaki yetkili halka ve millete haksızlık edenleri divan-ı harbe dava eder ve onlar şiddetle cezalandırılır.”[87]   

10.7. Jîyanewe

Jîyanewe gazetesi, 1924’te Süleymaniye’deki İngiliz temsilci tarafından yayınlanmış. İmtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Cemil Saib idi. Gazetenin yayın dili Kürdçe olup haftalık olarak yayınlanmış, ilk sayısı 18 Ağustos 1924’te olmak üzere toplamda 56 sayı yayınlanmış olup son sayısı da 14 Ocak 1926’da yayınlanmıştır.

10.8. Dîyarîyî Kurdistan Dergisi

Dîyarîyî Kurdistan, 1925-1926 yılları arasında Bağdat’ta Kürdçe, Arapça ve Türkçe dilleriyle on beş günde bir yayınlanmıştır. Toplam olarak 16 sayı yayınlanmış; ilk sayısı 11 Mart 1925’te ve 16. sayısı da 11 Mayıs 1926’da yayınlanmıştır. Dîyarîyî Kurdistan da Rojî Kurd'de olduğu gibi Selahaddin Eyyubî'nin fotoğrafını kapakta klişe olarak kullanmış. Başta Kürdistan olmak üzere Avrupa ülkelerine de gönderilmiş. İmtiyaz sahibi Sahibkıranzade Salih Zeki ve idari müdürü Reşid Şevki olan haftalık Dîyarîyî Kurdistan dergisinde, Şükrü Mehmed Sekban’ın “Yeni İslam Aleminde Milliyet Cereyanları” başlığıyla üçüncü sayıdan başlayarak on iki bölümden oluşan bir dizi makalesi yayınlamış.

Sahibkıranzade Salih Zeki Bey1886 tarihinde Halepçe’de doğmuş. Süleymaniye, Bağdat ve İstanbul’da eğitim görmüş. 1906’da askeri rüştiyeyi bitirerek Osmanlı ordusunda asker olarak göreve başlamış ve 1918’de binbaşı rütbesini almıştır. 1922-23 tarihleri arasında Kürdistan’ın Süleymaniye bölgesinde askeri komutanlık yapmış. Şeyh Ali Rıza anılarında Salih Zeki Bey hakkında şöyle der: O, çok iyi ve hoş bir adamdı. Şeyh Mahmud’un Harbiye Nazırı idi. Nişanları da hançer idi, omuzlarının üzerinde taşıyordu.[88] 1925’te Bağdat’a gitmiş ve orda Dîyarîyî Kurdistan dergisini çıkartmıştır. Yaşamını asker, yazar ve gazeteci olarak geçiren Sahibkıranzade Zeki Bey 13.12.1944 tarihinde vefat etmiştir.

Dîyarîyê Kurdistan dergisinin farklı sayılarında Bağdat’ı çeşitli vesilelerle ziyaret eden Kürd aydın ve siyasetçilerin ziyaretleri kısa haber şeklinde verilmiştir. “Van hanedanlarından ve münevverlerinden Memduh Selim Bey teşrifen Bağdat’a gelmiş ve Doktor Şükrü Mehmed Bey’in misafiridir.”[89] Yine benzer bir haberde, “Kürd eşrafından Serbestî gazetesinin sahibi meşhur Mevlanzade Rıfat Bey ve Çerkes milleti ümerasından meşhur Ethem Bey ve Yusuf Ziya Bey teşrifen Bağdat’a gelmişler.”[90]

Memduh Selim Bey Bağdat’ta bulunduğu zaman zarfında Dîyarîyî Kurdistan dergisinin önceden çıkan sayılarını okumuştur. Derginin 13/04/1925 tarihli 3. sayısında F. Stefan’nın Kürd diliyle ilgili yayımlanan bir Arapça yazısını okumuş. F. Stefan’nın Near East (The Near East journal) adlı İngiliz dergisinde bir yazısı yayımlanmış ve bu yazı Xelef Şewqî Emîn El-Dawidî tarafından Arapçaya çevrilerek Dîyarîyî Kurdistan’nın 3. sayısında yayımlanmıştır.[91] Memduh Selim Bey dergiyi okuduğu zaman bazı hata ve yanlışların olduğunu görmüş ve F. Stefan’a cevap olarak “Tarih Huzurunda Bir Tashih” başlığıyla geniş kapsamlı bir yazıyı kaleme almıştır. Bu yazıda “Civata Hêvî” ve “Rojî Kurd” dergisiyle ilgili bazı gerçeklerden bahsedilmektedir. Adı geçen yazının yanı sıra yine Dîyarîyî Kurdistan’ın 9. sayısında da “Hayatî İhtiyaçlarımızdan: Milli Tarih ve Milli Coğrafya”[92] başlığı altında Kürd dili, tarihi ve coğrafyasının sistematik olarak yazılması alanındaki çalışmaların önemi ve gerekliliğini dile getiren geniş kapsamlı bir makalesi yayımlanmıştır. 

Dîyarîyî Kurdistan’da yazan yazarların bir kısmının adları ya da mahlasları aşağıdaki gibidir: Dr. Şükrü Mehmed Sekban, Kurd Wanî (Vanlı Memduh Selim), Abdullah Cevdet, Şêx Elî Qeredaxî, Zîwer, Nalî, Heqî, Tewfîq Wehbî, Pîrot, Mamosta Heqî Şaweys, Xelef Şefîq Emîn Eldawidî, Tahsîn Kurdistanî, Ebdulxaliq, Ahmed Muxtar, Elî Kemal, Ebdulqadir Elzehawî, Kezîban Şehîb, Şêx Riza ve Dawer…

11. Urmiye’de Yayınlanan “Kurd” Gazetesi

Sımko’nun Esad Ağahan yönetimindeki İran Kazak kuvvetlerinin Urmiye’den çıkarılmasından sonra, Kürdler basın-yayın alanında yeni bir adım atarak “Kurd” adıyla bir gazete yayınlamaya başlar. Kurd gazetesi, Temmuz 1922’de Mele Muhammed Turcani yönetiminde yayına başlamış ve Xîret matbaasında basılmıştır. Gazetenin kapsamı ve yayın politikası, künye kısmında motto şeklinde aşağıdaki gibi belirtilmiştir: “Siyasi, edebi ve haber gazetesi olup Kürdçe ve Farsça olarak yayınlanır, bir Kürd bütün Kürdler için yazar.” Gazetenin toplam olarak kaç sayı yayınlandığı tam olarak bilinmemekte ancak mevcut 2. ve 3. sayılarda yayımlanan iki önemli yazıdan bahsedeceğim. Gazetenin ikinci sayısında yayımlanan yazılardan biri, Kürd kuvvetlerinin 26.05.1922 tarihinde Mazenderanlı Mirza Küçükhan’ın katili olan Halo Qurban (Salar Zafer) ve Nasrullah Han komutasındaki İran kuvvetleriyle Miyanduaw’da yaşanan savaşla ilgili hazırlanan bir rapordur. Raporda, savaş zaiyatı ve düşman güçlerin kovulması, elde edilen silahlar ve ganimetten bahsettikten sonra şu satırlarla devam eder: 

Kürd kuvvetlerinin göstermiş olduğu gayreti, cesaret, başarı ve fedakarlığı büyük bir moralle kutluyoruz. Gösterilen bu kahramanlık ve cesaret, bu aslanların Kürdistan adına göstermiş olduğu şeref ve keramet, tarih kitaplarına altın harflerle yazmaya değer, bütün zamanlar boyunca Kürdler bununla onur duyacak. Allah yardımcımız olsun, yaralılarımıza iyi sıhhatlar bağışlasın ve şehitlerimizi lütufkârlığıyla korusun. O şehitlerin çocukları bilmelidir ki bütün Kürdler babalarının yiğitliğine borçludurlar.[93] 

Kurd gazetesinin Temmuz 1922 tarihli ikinci sayısında Kürdçe yayımlanan diğer önemli bir yazı da, “Ey Kürd toplumu, ey bahtsız ve sahipsiz millet, ey zalimlerin zulmüne duçar olmuşlar!” girişiyle başlayan Sımko’nun çağrısıdır. Sımko, yazının devamında Kürdlerin ve Kürdistan’ın İran’ın demir yumruklarının zulmünden kurtuluşu için şöyle seslenir: 

Kürdistan milletinin yabancılar tarafından ne kadar baskıya ve saldırılara maruz kaldığını biliyor musunuz? Elbette bilmeyenler bilmelidir ki milletimizin ne malı, ne namusu, ne şahsiyeti ve ne de övünecek bir değeri kalmıştır. […] Din kardeşimiz olan İranlılar, sürekli düşmanca bir tavırla Kürdlerin kökünü kazımaya, tohumunu kurutma girişiminde bulunmuşlar ve her fırsatta Kürdleri yok etme peşindedirler. Ey sefillik ve sahipsizlik!! Bizim kederli ve içler acısı durumumuza bakacak şefkatli kimseler yok mudur? […] Ey Kürdler! Millet olarak düşmanın elinden kurtuluş için şüphesiz ki birlik ve beraberlikten başka, kardeşçe el ele vermekten başka hiçbir çözüm yolumuz yoktur.  Dürüst ve açık bir şekilde birlik ve beraberlik için bir araya gelin bütün gücünüz ve kuvvetinizle düşmanın saldırılarına karşı kendinizi koruyun. Kurtuluşun tek yolu da budur, başka da bir şey değildir. Ben de bir Kürd ferdiyim, hayatımı milletimin korunmasına adamışım ve adıyorum. …[94] 

* * *

Sonuç olarak; Osmanlı son dönemi Kürd basın-yayın faaliyetleri yaklaşık çeyrek asırlık bir dönemi kapsar ve bu zaman diliminde yayınlanan Kürd gazete ve dergilerine dair şöyle kısa bir özetleme yapılabilir:

1- Bir milletin basın ve yayın tarihi, bir yönüyle o millettin kaydedilmiş hafızasıdır ve aynı zamanda da toplumsal ve ulusal geçmişinin çok önemli bir yazılı kaynağıdır.

2- Basın-yayın faaliyetleri, gazete ve mecmua (dergi) gibi iletişim vasıtalarının yaygınlaşması modern dönemin ürünüdür. Kürdlerde de gazete ve dergi gibi basın-yayın vasıtalarının yaygınlaşması, gelişen ve yaygınlaşan kimlik bilincinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 

3- Basım-yayın ve kültürel faaliyetler motivasyonunu etnik, daha doğrusu milliyetçi bir bilinçten almıştır. Kürdlerde yayıncılık, çoğu İstanbul ve diğer büyük şehirlerde sürgünde olan Kürd milliyetçileri tarafından üstlenilmiştir.[95]

4- Bugünkü mevcut bilgilerimize göre, Mısır’ın başkenti Kahire’de Mikdad Mithat Bedirhan yönetiminde 21 Nisan 1898’de yayın hayatına başlayan Kurdistan Gazetesi, hemdemi olan milletlere göre gecikmeli de olsa tarihte yayınlanmış ilk Kürd gazetesidir. Eğer kütüphane delhizlerinde yeni bir sürprizle karşılaşmasak, eldeki verilere göre Kürd gazeteciliği ilk adım olarak ülke sınırları dışında, uzaklarda yani diasporada başlamıştır.

5- Bundan önce de belirtildiği gibi, İkinci Meşrutiyet olarak adlandırılan dönemden sonra, Kürdler tarafından birçok yeni gazete ve dergi yayınlanmaya başlanmış. “Aşiret”, “Marifet ve İttihad-ı Ekrad”, “Füyuzat-ı Kurdiye” vb. gibi bazı gazete ve dergilerin de yayınlanması için başvuruda bulunulmuş ancak dönemin yöneticileri tarafından yayın izni verilmemiştir ya da adı geçen gazetelerin yayınlanması için yapılan başvurular birer proje olarak askıda kalmıştır. 

6- Serbestî, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonrası bir Kürdün yönetiminde çıkan ilk günlük gazetedir.  Toplam 770 sayı yayınlanmıştır ve yayın hayatı aralıklarla da olsa toplam olarak 12 yıl sürmüştür. 

7- Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Kürdlerin mevcut örgütlerinin tümü kapatılmış ve basın-yayın faaliyetleri de durdurulmuştur. 

8- Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgiyle çıkan Osmanlı İmparatorluğu, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Antlaşması’yla tarihe karışmış. Özellikle de Osmanlının etkin olduğu Müslüman toplulukların bulunduğu coğrafyada, yeni bir siyasal ve toplumsal süreç başlamıştır. Kürdler de bu süreçte Wilson Prensiplerinden hareketle kendi kaderini tayin etmek amacıyla yeni örgütler kurmuş ve yayınlar çıkarmışlar. Bu dönemde yayınlanmış olan dergi ve gazetelerin büyük kısmı mevcut Kürd cemiyetlerine bağlı olarak yayınlanmıştır.

9- Kürdlerin basın-yayın faaliyetleri Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde başlamış ve ağırlıklı yayın merkezi Constantinopole (İstanbul) olmuştur. Bu dönemde yayınlanan Kürd gazete ve dergilerinin hemen hepsi Osmanlıca ve kısmen de Kürdçe olarak yayınlanmıştır. Mevzubahis yayınların içeriğinde ağırlıklı olarak Kürdçenin standartlaştırılması, yazım, iletişim ve eğitim dili olarak kullanılması, Kürd kültürü, tarihi, edebiyatı ve folkloruna dair araştırma-inceleme yazıları yayımlanmıştır. Wilson Prensiplerinin Kürd milleti içinde uygulanması talebinde bulunulmuş. Bu süre içerisinde yayımlanan bütün Kürd yayınları, sonuç itibarıyla dönemin siyasi iktidarlarının tehdit ve baskısı sonucunda durdurulmuştur. 

10- Başlangıçtan itibaren Kürdlerin basın yayın faaliyetleri siyasi iktidarların sansür, tehdit, cezai yaptırım ve kanunsuzluklarıyla karşılaşmıştır. O da yetmemiş fiili suikastlarla susturulmaya çalışılmış ve bu bağlamda Serbestî gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey, İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesinden çok kısa bir zaman sonra 6 Nisan 1909’da Galata köprüsü üzerinde bir suikast sonucu öldürülen ilk gazetecidir.

Kısacası bu dönemde yayınlanan Kürd dergi ve gazetelerinin içeriğine baktığımızda, ağırlıklı olarak etnik yapının nesnel iki kriteri olan kimlik ve dil üzerinde durulmuş; Kürd dili ve kimliğinin farklılığı öne çıkarılmış. Bu silah yalnızca Türklerin saldırı, zulüm ve zorbalığına karşı kullanılmamış, aynı zamanda Kürdlerin uyanması, bilinç düzeyinin yükseltilmesi ve birliğinin sağlanması açısında da önemli bir misyon üstlenmiştir.[96]

 

 


[1] “Sed qa’îme û qesîde kes naykirrê be pûlê/ Rozname û cerîde kewtote qîmet û şan.” Bak. Hacî Qadirê Koyî, Dîwan, www.nefel.com, s. 85.

[2]Kurdistan, aded: 1, 9 Nisan Sene 1314 (21 Nisan 1898)

[3] Kurdistan, aded: 25, 19 Ağustos Sene 1316 (1 Eylül 1900)

[4] BOA, 30-1685, 08-12-1315 (H).

[5] BOA, 398-2, 10-01-1316 (H).

[6] Kurdistan, Eded (Sayı): 31, sala çiharê, duşemb, 1 Nisan sene 1318 (14 Nisan 1902), Kurdistan: Rojnama Kurdî ya Pêşîn-İlk Kürd Gazetesi (1898-1902), Cild- 1, Werger: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınevi, Sweden, 1991.

[7] Kurdistan, Eded (Sayı): 9, Sêşembe, 20 Receb 1316. Kurdistan: Rojnama Kurdî ya Pêşîn-İlk Kürd Gazetesi (1898-1902), Cild- 1, Werger: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınevi, Sweden, 1991.

[8] Kurdistan, Eded (Sayı): 9, Sêşembe, 20 Receb 1316. Kurdistan: Rojnama Kurdî ya Pêşîn-İlk Kürd Gazetesi (1898-1902), Cild- 1, Werger: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınevi, Sweden, 1991.

[9] Ahmet Kardam, Kürd Tarihinin Unutulmuş Bir Sayfası Abdürrezzak Bedirhan, dipnot yayınları, Ankara, 2025, s. 55-56.

[10] Dr. Celîlê Celîl, Jiyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya Kurdan (Di Dawîya Sedsala 19an û Destpêka Sedsala 20an de), Weşanên Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 181.

[11] François Georgeon, a.g.e., s. 490.

[12] Nejat Abdulla, İmparatorluk Sınır ve Aşiret (Kürdistan ve 1843-1932 Türk-Fars Sınır Çatışması), Avesta Yayınları, İstanbul, 2010, 114.

[13] Mehmet Salih Bedir-Han, Defter-i Â’malım (Mehmed Salih Bedirhan’ın Anıları), Yayına hazırlayan: Mehmed Uzun-Rewşen Bedir-Han, s. 30-31, Belge Yayınları, İstanbul,1998.

[14] Ümmid, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318 (1 Eylül 1900).

[15] Ümmîd, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318, s. 1.

[16] Ümmîd, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318, s. 1.

[17] Ümmîd, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318, s. 2.

[18] Hukuk-i Umûmiye, numro: 1, 12 Eylül 1908, İstanbul.

[19] Hukuk-i Umûmiye, numro: 23, 8 Teşrin-i Evvel 1908, İstanbul.

[20] BOA, 327-147, R-31-08-1324) (13 Kasım 1908).

[21]Serbestî, Sayı: 1, Pazartesi 3 Teşrinisani 1324.

[22] Serbestî, Sayı: 1, Pazartesi 3 Teşrinisani 1324.

[23] Serbestî, 26 Mart 1325, s. 1.

[24] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler Cilt-3, İletişim Yayınları, 5. Baskı, 2011, İstanbul, s. 502, 503.

[25] BOA, 2896-25, H- 23.07.1327.

[26] BOA, 604-97, H-30-05-1325.

[27] BOA, 2897-23, H-24.07.1327.

[28] BOA, 335-115, R-28-05-1325.

[29] BOA, 416-67, 21-10-1325 (R).

[30] Geniş bilgi için bkz. Seîd Veroj. Mewlanzâde Rifat û Serbestî. Stenbol: Weşanên Weqfa Îsmaîl Beşîkçi. 2017.

[31] Hakkarili Abdurrahim Rahmi, Kürdler ve Kürdistan, Serbestî, Sayı: 483, 2 Mayıs 1919, s. 1.

[32] Kürd Tevaün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, numro: 1, 11 Zilkade 1326 (5 Aralık 1908).

[33]a.g.e., s. 224.

[34] a.g.e., s. 68.

[35] a.g.e., s. 162-163. 

[36] a.g.e., s. 54.

[37] Bedîûzaman Molla Said-i Kurdî, Kürdçe Lisanımız, Kürd Tevaün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, numro: 1, 11 Zilkade 1326 (5 Aralık 1908). 

[38] Jîn, Sayı: 21, Birinci sene 18 Haziran 1335, Osmanlıcadan çeviren: M. Emin Bozarslan.

[39] Dr. M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Ankara, 1981, s. 315.

[40] Bilal Şimşir, Kürdçülük 1787-1923, Bilgi Yayınevi, 3. Basım, İstanbul, 2009, s. 258.

[41] T. Zafer Tunaya, a.g.e., s. 434.

[42] Kürd Tevaün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, a.g.e., s. 22.

[43] Hamit Bozarslan, Türkiye’nin Modern Tarihi, Avesta Yayınları, İstanbul, 2004, s. 32.

[44] Seîd Veroj, Cemîyeta Hêvî ya Telabeyê Kurd (Kürd Talebe Hêvî Cemîyetî) û Rojî Kurd (1913), Dara Yayınları, Diyarbakır, 2020, s. 39.

[45] Ahmet Alan, a.g.e., s. 253. 

[46] Remezan Alan, “Akademik İlgi”den Yurtseverlik Ajitasyonu”na: Yirminci Yüzyılın Başında Kürdlerde Ulusal uyanışın İlk Evresi, Kebikeç: İnsan bilimleri için kaynak araştırmaları dergisi, no: 52, Ankara, s. 227-246.

[47] Bangî Kurd, Aded (Jimar): 1, 26 Kanun-i Sani 1329 (8 Şubat 1914), Bağdat.

[48] Bangî Kurd, Aded (Jimar): 1, 26 Kanun-i Sani 1329 (8 Şubat 1914), Bağdat, s. 1.

[49] Bangî Kurd, Aded (Jimar): 4, 24 Mart 1330 (6 Nisan 1914), Bağdat.

[50] Bangî Kurd, Aded (Jimar): 4, 26 Kanun-i Sani 1329 (8 Şubat 1914), Bağdat.

[51] Kürdistan Cemiyeti Nizamnamesi, Necm-i İstikbal Matbaası, İstanbul, 1334 (1918).

[52] Kurdîyê Siwêrekî, Gazindek, Jîn, Aded: 16, 10 Nisan 1335. 

[53] Bir Kürd, Kürdler Uykuda Değil, Jîn, Aded: 1, 7 Kasım 1334(1918) (Wergêr: M. Emîn Bozarslan).

[54] Jîn, Aded: 7, 2 Kanun-ı Sanî 1335 (2 Ocak 1919) (Wergêr: M. Emîn Bozarslan).

[55] Jîn, Aded: 1, 7 Teşrinisani 1334 (7 Kasım 1918) (Wergêr: M. Emîn Bozarslan).

[56] Kürdzade Kemal, Kürdler: Bugünkü Görevimiz, Jîn, Aded: 6, 25 Kânun-ı Evvel 1334 (25 Aralık 1918) (Wergêr: M. Emîn Bozarslan).

[57] Jîn, Aded: 1, 7 Teşrin-i Sanî 1334 (7 Kasım 1918) (Wergêr: M. Emîn Bozarslan).

[58] Jîn, Aded: 36, 21 Haziran 1336 (21 Haziran 1920).

[59] Abone ve kârielerimize (okurlarımıza), Jîn, Aded: 33, 17 Cemaziyelahir 1338 (8 Mart 1919), İstanbul, s. 2.

[60] Sinan Hakan, Cumhuriyet’e Giderken Kürdler (1920-1923), İletişim Yayınları, İstanbul, 2023, s. 22.

[61] Jîn, Şehîdê Kurdistan Hemza, Numro: 36, Şeval 1338 (21ê Hezîrana 1920), İstanbul, s. 2.

[62] Jîn dergisinin ilk 25 sayısı M. Emin Bozarslan tarafından çevrilip sadeleştirilerek, 1985’te 5 cilt halinde Deng Yayınları tarafından İsveç’te yeniden yayınlanmıştır. 26-36 aralığındaki sayılardan da ancak elimizde 33. ve 36. sayılar mevcuttur, diğer dokuz sayı ise halen mevcut değildir. Genç araştırmacılarımız ve akademisyenlerimizin kayıp sayıların bulunması için gerekli çabayı göstereceğinden eminim.

[63] Ahmet Mesut, a.g.e., s. 47-48.

[64] Abdullah Uçman, Bir 150’liğin Mektupları Ali İlmî Fânî’den Rıza Tevfik’e Mektuplar, Kitabevi, 2. Baskı, İstanbul, 2012, s. 108-109.

[65] Ali Birinci, Tarihin Gölgesinde Meşahir-i Meçhûleden Birkaç Zat, Dergâh Yayınları, Şubat-2001, İstanbul, s. 324.

[66] BOA, DH_SAIDd___00153_00033), Sicil-i Umumi (27 Şaban 1336 /7 Haziran 1918.

[67] Abdullah Uçman, Şiir ve Sanat Anlayışı Üzerine Rıza Tevik’ten Ali İlmi Fanî’ye Bir Mektup, Kitabevi, İstanbul, 1996, s. 11.

[68] Ferda, No: 9, Adana, Ferda Matbaası, 20 Rebiulahir 1337 (23 Ocak 1919).

[69] Ferda, No: 69, Adana, Ferda Matbaası, 6 Muharrem 1338 (1 Ekim 1919).

[70] Ferda, No: 204, Pazaretesi 7 Şubat 1337-H (7ê Sibata 1921an), s. 1.

[71] Abdullah Uçman, Bir 150’liğin Mektupları Ali İlmî Fânî’den Rıza Tevfik’e Mektuplar, Kitabevi, 2. Baskı, İstanbul, 29 Teşrin-i Evvel 1926 tarihli mektup, 2012, s. 6.

[72] Jîyan, jimar: 70, 21 Hezîrana 1927.

[73] Cemil Meriç, Bütün Eserleri 2, Bu Ülke, İletişim Yayınları, 61. Baskı, İstanbul, 2020, s. 25.

[74] Têgeyîştina Rastî, j.: 1, Rojî Sêşem, 1ê Kanûna Sanî 1918, Bexda.

[75] Têgeyîştina Rastî, j.: 65, Duşem, 27ê Kanûna Sanî 1919, Bexda.

[76] Bangî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşeme 8ê Zilhîceya 1340 (2ê Agustosa 1322).

[77] Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Bihar 2005, s. 70.

[78] Bangî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşeme 8ê Zilhîceya 1340 (2ê Agustosa 1322).

[79] a.g.e., s. 3.

[80] Rojî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşem 25ê Rêbîûl Ewel a 1341an (15ê Çirîya Pêşî 1922an)

[81] a.g.e.

[82] Cemal Xeznedar, Rojî Kurdistan (1922-2923), Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Bihar 2005, s. 94

[83] Bangî Heq, Sal: 1, Jimar: 1, 28 Mart 1339/11 Şaban 1341’te (29 Mart 1923).

[84] a.g.e.

[85] Ûmîdî Îstiqlal, Sal: 1, Jimar: 1, Pêncşem, 20 Eylûl 339 (20 Eylül 1923).

[86] Sidiq Salih, a.g.e., s. 134.

[87]Ûmîdî Îstiqlal, Sal: 1, Jimar: 1, Pêncşem, 20 Eylûl 339 (20 Eylül 1923), s. 3 

“Îrade
Li itbaya xizmetkar û memûrên min, her kesê xedir an neheqiyekê kir, bêteredût bi serbestî bêt mureceet bi dîwana herbê bike, amirê wirê, li dîwana herbê doz dike, kesên ku li milet û ehalî xedir an neheqiyê bike, bi cezayê şedîd tê cezakirinê.

Melîkê Kûrdistan Mehmûd”.

[88] Dılşad Fırat & Dılhad Fırat, Şeyh Said Oğlu Şeyh Ali Rıza Hatıraları: Babam Şeyh Said, 40 Kitap Yayınları, Ankara, 2022, s. 68.

[89] Dîyarî Kurdistan, jimar: 8, 4ê Temûza 1925, s. 24.

[90] Dîyarî Kurdistan, jimar: 7, 4ê Temûza 1925, s. 48.

[91] Dîyarîyî Kurdistan, Sal: 1, Sayı: 3, Duşeme, 13 Nisan 1341 (1925).

[92] Vanlı M. Selim, Hayatî İhtiyaçlarımızdan: Milli Tarih ve Milli Coğrafya, Dîyarîyî Kurdistan, Jimar (Sayı): 9, 28 Eylül 1925, Bağdat, s. 25-32.

[93] Mihemed Salih Qdirî, a.g.e., s. 106-107.

[94]a.g.e., s. 110.

[95] Philip Kereyenbroek & Christine Allison, Kürd Kimliği ve Kültürü, Avesta Yayınalrı, İstanbul, 2003, s. 85.

[96] Dr. Celîlê Celîl, Jiyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya Kurdan (Di Dawîya Sedsala 19an û Destpêka Sedsala 20an de), Weşanên Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 183.