Kürdler ve Ermeniler
Kürdlerle Ermenilerin özgürlük sayesinde barış ve uzlaşmayla birlik olarak refah ve mutluluğa kavuşmuş olduklarını görmek, bu ülke ve devleti cidden sevenlerce en çok arzu olunacak bir durumdur. Tersine olan durum yani aralarında uyuşmazlık ve nifakın varlığını ve birbirinin zararında yarar aramaya çalıştıklarını görmenin de, aynı şekilde Devlet ve millet dostlarınca pek fazla üzüntü ve kedere neden olacak bir madde olduğuna kuşku yoktur. Çünkü bu iki halkın maddî ve ekonomik yararı birbirine o kadar bağlıdır ki, birinin zararı herhalde öbürünü zararlı kılar, yarar sağlaması da öbürünü öylece yararlanmış kılar.
Ahlakî ve bedenî niteliklerce iki halk birbirinin aynı olduğu gibi, yaşam ve görgü biçiminde de birbirinden farkları yoktur. Hatta Kürdlerin dünyaca bilinip kabul edilen konukseverlik ve namusluluk gibi yiğitlik duyguları, Ermenilerde de vardır. Gelip geçenlerin ve yolcuların Kürd ağa ve beylerinin evlerinde gördükleri ikram, tümüyle Ermeni büyüklerinin evlerinde de görülmekte olduğu gibi, oralardan büyük olarak İstanbul'a gelmiş olan Ermeni zengin ve önde gelenlerinin, hâlâ buralarda bile o gibi ahlak güzelliklerini korumakta oldukları gözümüzün önündedir.
Özetçesi, gerek Kürdlerin ve gerek Ermenilerin iyi ahlak ve güzel gidişlerinin birbirinin benzeri olduğu, İslâm şeriatına hakkıyla bağlı olan Kürdlerin parlak şeriata aykırı durumlardan eskiden beri tümüyle sakınmış ve İslâm şeriatı gereğince Ermenilerin haklarına her bakımdan saygı göstermiş oldukları, Ermenilerin de bağnazlığı çekici, huzur ve rahatlığı ortadan kaldırıcı bazı münafıkların aldatmacalarına kapılmadıkları ve aralarında hiç bir engel ve güçlük bulunmayarak tam bir refah ve uyuşmayla yaşadıkları, soruşturma ve tartışma konusu değildir. İsa'nın Milâdının 2600 yıl öncesinden beri, yani tarihin bakışının erebildiği dönemden bu ana kadar Kürdistan'da tam bir birlik ve sevgiyle yaşamış olan Kürdlerle Ermeniler arasında iddia edilen nifak ve husumet var olmuş olsaydı, birinin diğerini bu kadar uzun bir zaman içinde herhalde imha etmesi gerekirdi.
Bugün coğrafyalarda görülen toprak parçalarının ve ülkelerin tarihine başvurulsun. Bunların ne kadar halklar tarafından art arda miras alındığı ve her yeni gelenin var olanı en kısa zamanda nasıl imha edip ortadan kaldırdığı görülür.
Bu genel durumdan ayrı ve müstesna bir toprak parçası varsa, o da Kürdistan'dır. Çünkü Ermeniler o toprak parçasının eski sakinleri oldukları gibi, bugün tarihçe kanıtlı olarak bilinmektedir ki Medyalıların halefleri olan Kürdler de o toprak parçasının aslî olan eski sakinlerindendirler.
Bu iki eski halkın istilâları zamanında Kürdler Ermenilere, Ermeniler de Kürdlere eski tarihte benzeri olmayan biçimde sahip çıkıp korumuşlar ve birbirinin soy ve özgürlüğünü tanıyıp varlıklarını karşılıklı olarak güvenceye almışlardır.
Ermeniler Hristiyanlığı kabul ettiklerinde, Kürdler de İslâmın doğuşuyla şereflendiklerinde, aralarında meydana gelen din ayrılığı, eski uyuşmalarını zerre kadar bozmadı. Her iki halkın yetiştirdiği erdemli ve yüce adamların yol gösterici telkinleri, eski sevgilerinin sürdürülmesini ve ulusal mutluluklarının devamını sağlayarak, hiçbir toprak parçasına ve yöreye nasip olmayan bir dostluk ve uyuşmayla zamanlar ve yüzyıllar geçirdiklerine tarih tanıktır. Ayrıca, 300 haneli bir Kürd köyünde 10 hane Ermeninin ve yine 300 haneli bir Ermeni köyünde 10 hane Kürdün eskiden beri sakin olması ve dağ doruklarında ve yüksek yerlerinde birçok kilise ve manastırın bulunması, bu sevgilerine belirgin bir kanıttır.
Zamanımıza kadar Kürd ağa ve beylerinin İstanbul'daki yardımcıları ve buralara gelen ve düşen garibanının işleri, burada bulunan ve hâlâ tek tük evlât ve torunları var olan tanınmış eski Ermeni büyüklerinin aracılığıyla görülegeldiği gibi, burada bulunan Ermenilerin oralardaki akraba ve yakınlarının işleri de onların tavsiyesiyle Kürdler tarafından omuzlanıp korunurdu. Bunu görmüş ve denemiş birçok Ermeni, hâlâ burada yaşamaktadır.
Gerçek durum bu merkezde olduğu ve Ermenilerle Kürdler arasında soy ve milliyetçe asla kin ve düşmanlık olmadığı halde, nasılsa bir süredir ülkenin her tarafına yayılan kötü yönetim gibi birtakım yeni nedenlerin etkisiyle, bu iyi geçinmede bir çeşit bozukluk meydana gelmişti. Bunun bir nedeni de, oralarda uygarlığın gereğine uygun okulların açılmaması ve bu iki halkın çocuklarına aynı eğitim kaynağından feyiz ve terbiye verilmemiş olmasıdır.
Ne zaman ki esenlik ve geleceğimizin kanıtlı belgesi olan Anayasa ilân edildi, bütün Osmanlı imparatorluğuna yansıyan bu sevindirici haber büyük bir şevk ve sevinçle alkışlandı ve bu genel sevinç arasında Kürdler ve Ermeniler de uyuşma sevinciyle el ele vererek birbirleriyle öpüşüp barıştılar. Her iki milleti çevrelemiş olan istibdadın karanlık gecesi özgürlüğün ışık saçan güneşiyle ortadan kalktıktan sonra, birbirlerini tanıdılar. Ve arada yok olmaya yüz tutmuş olan alışılmış eski sevgi ve geçmiş sevgi hakları, Allah'a şükür yine sağlamlaşıp ayakta kaldı.
Ancak, inkâr etmek mümkün değildir ki, arada meydana gelmiş olan yaraların etkisiyle bugün her iki halk da zaafa uğrayarak hastalanmıştır. Bunların hastalıklarını tedavi etmek ve gerekli bakım ve ilâçları büyük bir hekimlik uzmanlığıyla hazırlamak, bugünkü durumda her iki halkın ve toplumsal yapısının akıllı ve önde gelen adamlarına borç ve zorunlu olan bir görevdir. Bunun yerine getirilmesine engel olan istibdadın eseri kalmamış olduğundan, bu görevin yerine getirilmemesi için hiç bir engel ve mazeret düşünülemez ve söz konusu değildir. Gerek Kürdlerde ve gerek Ermenilerde, ülkelerimizin(54) parçalarını karış karış gezmiş ve ticaret ya da memurluk dolayısıyla, muhtaç olduğumuz reformların ve uyuşup iyi geçinme yöntemlerinin en iyi yollarla uygulanmaları konusunda gerçek bilgiler edinmiş tarafsız zatlar pek çok olduğundan, bunların görüş ve bilgilerine başvurularak, her iki halkta var olan eski uyuşmanın geri getirilmesine girişip himmet etmek ve bütün Kürd ve Ermeni ileri gelenlerinin ve iş bilenlerinin birlik ve elbirliğiyle, açılmış olan genel bilgisizlik ve sefalet çukurunun doldurulmasına çalışmak, zorunluluk derecesinde bulunuyor.
Bu kez Meclis’e üye seçilmesinde her iki halkın kendilerinden milletvekili seçtirmek üzere göstermiş oldukları çaba ve girişim, birbirinden memnun olmamaları ve güven duymamaları, üzüntüye neden olan durumlardandı. Oysa yukarıdan beri ortaya serip açıkladığım gibi, bu iki halkın gerçek ihtiyaçlarını ve asıl ahlaklarını bilen zatlar tarafından bu konuda çabayla girişimde bulunulacak olursa, inşallah dört yıl sonra yapılacak ikinci seçimde, varsayalım ki Wan’da Kürdler, “canım, Karebet Efendi’yle Hamparsum Efendi burada milletvekilliğine hepimizden daha layıktırlar ve bunu hak ederler”, Diyarbekir’de de Ermeniler, “Ahmed Efendi’yle Mehmed Bey uygundur, onları milletvekili yapalım” gibi sevgi ve içtenliğin en üst derecesini gösteren durumlarla, kıvanç ve gururlu bir şekilde gözaydınlığına kavuşabileceğimizi temin ederim.
İşte her iki halkın asıl eğilimi burada olduğundan, artık özgürlüğün şu gönül okşayan döneminde de, istibdad döneminde olduğu gibi dost ve düşmanımızı fark etmez ve Allah’ın nimet ve iyilik olarak verdiği özgürlük ve adaletten yararlanma yolunu bilmezsek ve dost diye çevremizi almış olan birtakım serseri, durumu ve nereye bağlı oldukları belirsiz kimselerin kandırmaca ve aldatmacalarına kapılmaya meydan verirsek, doğal olarak bu durumların vebal ve sorumluluğunun da her iki halkın sadık ve akıllı olanlarına ait olacağını anımsatmakla sözüme son veririm.
Kaynak: Hüseyin Paşazade Süleyman, Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi, Numro: 9, 17 Kanun-ı Sani 1324 (30 Ocak 1909), Yayına Hazırlayan: M. Emin Bozarslan, Kovara Kurdî-Tirkî * Kürdçe-Türkçe Dergi 1908-1909, Weşanxana Deng, Uoosala/Sweden, Mart 1988
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.