Ortadoğu yeniden şekilleniyor mu, şekillenebilir mi, şekillenecek mi, bilmiyorum. Ama görünen o ki, gerek uluslararası camiada olsun ve gerekse de Türkiye gibi bazı ülkelerin iç siyasetinde olsun, bugün bir çok kesimde ve kuruluşta bölgeyle ilgili sınırlar, ittifaklar ve güç dengeleri çok tartışılıyor. Ancak gözlemlediğim kadarıyla, Kürt siyasi hareketlerinin önemli bir bölümü, yüz yıl önceki temel sorunlarını bugün de aşabilmiş değiller. Tarihin hızla aktığı anlarda karar almak yerine beklemek, risk almak yerine seyretmek ve ortak hareket etmek yerine birbirlerini etkisizleştirmek, Kürt siyasi hareketlerinin DNA'larına işlenmiş durumdadır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Kürt bölgelerinde yaşananlar hakkında sayısız kitap yazılmıştır. Ancak yedisinden yetmişine kadar hangi Kürdü bu konularda dinlesen, sürekli dış güçleri suçlamakta, büyük devletlerin oyunlarından bahsetmekte, bir takım ihanet hikâyeleri anlatmaktadır. Maalesef bu konuda rahatsız edici bir soruyu ise çoğu zaman cevap verememekteler. Soru şudur: Kürtler bugüne kadar kendi içlerinde neden ortak bir siyasi irade, ortak bir merciiyet kurumu, oluşturamamışlar?
Bugün bu soru en yalın haliyle karşımızda dimdik duruyor.
ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan gerilim, bölgedeki bütün aktörleri aylar ve hatta yıllar öncesinden yeni hesaplar yapmaya zorladı. Fakat Kürt siyasi sahnesine bakıldığında ortaya çıkan görüntü, özgüvenli ve iddialı bir ulusal hareketten çok, birbirini düşmanca denetlemeye çalışan rakip yapıların görüntüsü karşımıza çıkıyor. Herkes bir diğerinden şüphe duyuyor. Herkes bir diğerinin önünü kesiyor ve sonuçta kimse ulusal çıkarlar için belirleyici bir rol oynayamıyor.
Bu tablonun oluşmasında en büyük sorumluluklardan biri de kendisini onlarca yıldır bölgede Kürt siyasetinin merkezi olarak sunan Apocu harekete aittir. Çünkü bu hareketin en çok övündüğü şey olan fedaici örgütsel öz gücü, birçok durumda bölgede Kürt ulusal birliğini geliştiren değil, onu belirli kişi veya kesimlerin uyduruk ideolojik çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışan çıkar amaçlı bir araç haline gelmiştir.
Apocu hareketin temel çelişkisi de şudur. Söz konusu örgüt içindeki belirli kişi veya grupların kendi çıkarları olduğunda son derece pragmatik davranabilen bu hareket veya yapı, konu daha geniş Kürt uzlaşısına geldiğinde derhal engelleyici bir pozisyon almıştır. Bu hareket başından beri farklı Kürt partileriyle eşit ilişki kurmak yerine, hep onları kendi çizgisine tabi kılmaya çalışmış, ulusal birlik söylemini sıkça kullandığı halde, ulusal çoğulculuğa örgütsel disiplin adına her zaman ve her ortamda kararlılıkla karşı gelmiş ve buna alan açmamıştır. Bundan dolayı da bu gün ortaya güçlü bir Kürt cephesi değil, birbirine mesafeli ve parçalanmış yapılar çıkmıştır.
En acınası durum ise, bölgesel devletlerin bu parçalanmışlıktan sürekli kürtlerin aleyhine kendi lehlerine fayda sağlamış olmalarıdır. Ankara, Tahran, Şam ve Bağdat yıllardır kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederken Kürt siyasetinin önemli aktörleri, dört parçada ve son yıllarda özellikle de başur denilen güneyde, çoğu zaman birbirleriyle hesaplaşmayı öncelik haline getirmişlerdir.
Bu durum yalnızca siyasi bir hata değil, Kürt siyasi hareketlerinin stratejik bir başarısızlığıdır. Ancak hangi Kürt siyasi lidere sorsanız, yaşanan bu başarısızlığın sorumluluğu kendilerinde değil, diğer hareketlerin dış güçlerle yapmış olduğu ihanetvari yaklaşımlarda olduğunu söyleyerek karşınıza çıkıyor. Oysa ciddi bir özeleştiri yapılmadığı sürece aynı sonuçların tekrar tekrar yaşanması kaçınılmazdır. Sürekli başkalarının ihanetinden söz eden ama kendi yanlışlarını konuşmayan bir siyaset kültürü hiçbir halkı ileriye taşıyamaz.
Gerçek şu ki, tarih mağduriyetleri değil, cesaretli olanı ve inisiyatif alanı ödüllendirir. Büyük siyasi dönüşümler, sonsuz bekleyişlerle değil, ortak irade ve kararlılıkla gerçekleşir. Kürt siyasetinin önündeki en büyük engel sadece Batı dünyası ve dış aktörler değildir. En büyük engel, kendi içlerindeki parçalanmışlık, kısa vadeli ekonomik hesaplar ve örgütsel çıkarları ulusal çıkarların önüne koyan dar anlayışlarıdır. Eğer bu zihniyet değişmezse, gelecekte de yeni krizler yaşanacak, yeni fırsatlar doğacak ve yine aynı mazeretler tekrarlanacaktır. O zaman da tarih bir kez daha acı bir hüküm verecektir. Bence bu gün birinci dünya savaşı sonrasında Lozan'da olduğu gibi önemli fırsatlar kaybedildi. Çünkü ortak bir hedef etrafında birleşmek yerine, yine herkes kendi dar alanını korumayı tercih etti.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.