Ulusal bilinç ile yetişmiş 60-70 yaşlarında bir Kürt bugün Diyarbakır sokaklarında yürürken aşağıdaki soruyu kendisine sormadan geçip yürümesi mümkün değil. "Bu şehirde elli yıldır hala siyaseten neden aynı yerde sayıyoruz?"
Bu soru artık egemenlere, iktidarlara, yasaklara ya da Kürtlere uygulanan baskılara dair bir soru olmaktan çıkmıştır. Bunlar da elbette tarihin önemli parçalarıdır. Ancak bugün Kürtlerin dürüstçe kendileriyle konuşması gereken başka gerçekleri vardır.
Bu halkın enerjisini yalnızca halkın karşısındaki egemen güçler tüketmedi. O enerjinin en önemli bölümü kendi içlerindeki bitmek tükenmek bilmeyen liderlik çekişmelerinde, hizip savaşlarında, örgütsel rekabetlerde, kişisel kıskançlık ve hesaplaşmalarda heba edildi. Son yarım asırlık siyasi mücadeleye baktığımızda karşımıza çıkan en acı tablo budur. Bir nesil cezaevlerinde geçti. Bir nesil sürgünde yaşlandı. Bir nesil yeri bilinmeyen mezarlarda kaldı. Bir nesil ise İstanbul'un, İzmir'in, Bursa'nın ve Avrupa'nın varoşlarında kimliğini korumaya çalışırken telafisi imkansız psikolojik bunalımlarla karşı karşıya kaldı.
Peki bütün bu bedellerin sonunda ortaya çıkan kazanım ne oldu? Neden her kuşak aynı tartışmaları yeniden yapmak zorunda kalıyor? Neden her yeni nesil, bir önceki neslin çözemediği sorunları sırtında taşımaya mahkûm ediliyor? Çünkü mücadele çoğu zaman halkın ortak geleceğinin değil, hareketlerin kendi iç iktidar mücadelelerinin gölgesinde kaldı. Kimi liderler değişti belki ama sloganlar değişmedi. Programlar, paradigmalar değişti. Manifestolar değişti. Ama ve maalesef değişmeyen tek şey, birbirini tasfiye etmeye çalışan, birbirlerinin gözlerini oymaya çalışan siyasilerin kişisel hırsları ve kayırmacı siyasi anlayışları oldu. Zira hep bir hareket, bir parti diğer hareketi, diğer partiyi ihanetle suçladı. Diğeri ötekini teslimiyetle suçladı. Bir başkası kendisini tek doğru ilahi bir adres olarak ilan etti. Sonuçta kazanan hiçbirisi olmadı.
Kaybeden ise Diyarbakır'ın işsiz gençleri, Mardin'in göç etmek zorunda kalan aileleri, Batman'ın üniversiteyi bırakmak zorunda kalan öğrencileri, Van'ın yatırım alamayan esnafı, Şırnak'ın boşalan yakılan köyleri oldu.
Bugün artık her yerde, her köyde, her kahvehanede, açıkça konuşulmalıdır ki; bir halkın kaderi birkaç kişinin karizmasına, öfkesine, kaprisine veya onların tarih yorumuna teslim edilemez.
Eğer bir halk elli yıl boyunca hep aynı sonuçlarla karşılaşılıyorsa, sorun sadece dışarıda, dış güçlerde değildir. Sorun, içeride hesap vermeyen, vermek istemeyen lider kültlerindedir. Sorun, en ufak farklı fikir beyanını, en ufak eleştiriyi ihanet sayan yapılardadır. Sorun, farklı düşünen herkesi düşmanlaştıran siyasal alışkanlıklardadır. Sorun, halk adına konuştuğunu ileri sürüp halkın söz hakkını sürekli erteleyen baskıcı anlayışlardadır.
Diyarbakırlıların, daha doğrusu Kürtlerin artık yeni bir cesarete ihtiyaçları vardır. Bu cesaret yeni ve daha gür sesli sloganlar üretme, seçim otobüslerinin üzerinde, miting podyumlarında yüksek ve cırtlak seslerle bağırıp çağırma cesareti değildir. Bu cesaret geçmişle yüzleşme, fesh olunan yapıların arşivlerinin sansörsüz ve eksiksiz kamuoyu ile paylaşma cesaretidir. Kutsallarla değil gerçeklerle konuşma cesaretidir.
Hiç kimsenin hata yapmaz olmadığını kabul etme cesaretidir. Çünkü bir halkın geleceği, liderlerin biyografilerinden daha değerlidir. Bir halkın geleceği, örgütlerin prestijinden daha değerlidir.
Bir halkın geleceği, siyasi hareketlerin tarihsel egolarından daha değerlidir.
Elli yılın ardından yapılması gereken şey yeni kahramanlar aramak da değildir. Aksine çağa, akla ve bilime uyarlı, demokratik yeni bir siyasi akıl inşa etmektir gerekli olan. Çoğulculuğu esas alan, eleştiriyi teşvik eden, hesap verebilirliği zorunlu kılan ve hiçbir kişinin halkın tamamını temsil ettiği iddiasına izin vermeyen bir siyasi kültür oluşturmaktır.
Çünkü Diyarbakırlıların ve Kürtlerin kaybedecek bir elli yılı daha yoktur. Bu halkın artık yeni efsanelere değil, sonuç üreten bir muhasebeye ihtiyacı vardır.
Ve belki de gerçek değişim, ilk kez başkalarının Kürtlere yaptıkları kötülükleri değil, Kürtlerin kendilerini sorgulamaya başladıkları ve kendi kendilerine yaptıkları kötülükleri açıkça tartıştıkları gün başlayacaktır.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.